Yazı Detayı
06 Temmuz 2019 - Cumartesi 11:10
 
ASRIN DERDİ İLE DERTLENEN ADAM (13)
Prof.Dr Cahit KURBANOĞLU
mail.haber111@gmail.com
 
 

(Vefatının sene-i devriyesi vesilesiyle)
BEDİÜZZAMAN SAİD NURSİ 13

Bedîüzzaman’ın davası:

İnsan dünyaya gönderilmiş ve belli olmayan bir ömür takdir edilmiştir. Ancak bir gerçek te var ki hem dünya hayatı ve hem de ebedi hayat burada kazanılacaktır. 
Mantıken bakıldığı zaman yirmi dört saatin yirmi üçünü ahiret hayatına bir saatini dünya hayatına sarf etsek, ebedi hayata az bile gelir. Kaldı ki dünya hayatı da meçhul ve her an ölüm gelebiliyor. Dünya varlığı, makamı, unvanı ise ölüme arkadaşlık yapmıyor, dünyada kalıyor. 
Oysa Rabbim insanın altından kalkamayacağı yükle yüklemiyor. Dünyada belli olmayan hayat için günün yirmi üç saatini, ebedi hayat için de bir saati harcamamızı istiyor. Bir saat abdestle beraber namaza kafi geliyor. 
Bir saat ahiret hayatı için yeter mi?
Elbette yetmez ama Allah öyle lütfetmiş, çoğunu aza, azını çoğa tebdil etmiş. Amma şayet farzlar yerine getirilip, kebirelerden (büyük günahlar) çekinilirse, dünya için çalışmalar da ibadet hükmüne geçiyor. Öğrencinin ders çalışması, annenin yavrusuna bakması, babanın maişet için çalışması, askerin nöbet tutması, öğretmenin ders anlatması farklı derecelerde ibadet hükmüne geçiyor.
O zaman şa an namaza başlayan yassı namazını kılıp vefat etse, bir vakit namaz, devamlı kılma niyetinde olana Cennet kazandırıyor. 
Şimdi menfaatini düşünen insan! Bu az bir şey mi? 
İşte Bediüzzaman’ın davası bu neden olduğu anlaşılıyor. Bütün mesaisini buna neden verdiği açıklığa kavuşuyor. 

Hem kendini hem talebelerini siyasetten men ‘etmiştir.

"Bedîüzzaman, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsiyle yalnız bir devleti değil, dünya yüzündeki milletlerin idaresi ona verilse onları, selâmet ve saadet içinde idare edecek bir iktidar ve inayete mâliktir." Evet, Bedîüzzaman nadire-i hilkattir. Fakat yirmi beş senedir hem kendini hem talebelerini siyasetten men'etmiştir, dünyevî işlerle meşgul değildir. "(3/841) 

Bugünün problemi doğru karşısında susmak,

"Üstad, hususi hayatında mütevazi (alçak gönüllü) , vazife başında vakurdur (ağır başlı). Tevazu ve mahviyette numune-i misal olacak bir mertebededir.
Bu mevzuda der ki: 
"Bir nefer nöbette iken baş kumandan da gelse silahını bırakmayacak. Ben Kur'an'ın bir hizmetkârı ve bir neferiyim. Vazife başında iken karşıma kim çıkarsa çıksın, hak budur derim, başımı eğmem. "(3/844)

Asrımızda insanlığın maruz kalmış olduğu önemli konulara Risale-i Nur cevap vermektedir. Bunlardan Tevhid, Kader konusu, Kur’an’ın mucize olduğu, peygamberimizin peygamberliği ve mucizeleri, tabiattan ve inkârlık cephesinden gelen ve maddeyi ileri sürerek manayı inkar eden düşünceyi; maddeyi mananın varlığına delil göstererek ispat etmesi, Ene ve Zere konuları ve daha bir çok bu zamanın cevap bekleyen İslâm’ın ve imanın şartlarına ait sorular Risale-i Nur’da cevap bulmaktadır. 

“Eski hükema (feylesoflar) , ahkâm-ı şer’iyeden (İslam’ın dini kanunları) ve akaid-i imaniyeden (temel iman esasları) bazıları için: 

“Bu nakildir (aktarma), iman ederiz, akıl buna yetişmez.” demişler. Halbuki bu asırda akıl hükmediyor. 
Bedîüzzaman Said Nursî ise 
“Bütün ahkâm-ı şer'iye ve hakaik-i imaniye aklîdir. Aklî olduğunu ispata hazırım." 
demiş ve Risale-i Nur'da ispat etmiştir. 

"Büyük şairimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı Mehmed Âkif, bir üdeba (edebiyatçılar) meclisinde “Viktor Hügolar, Şekspirler, Dekartlar; edebiyatta ve felsefede, Bedîüzzaman'ın bir talebesi olabilirler." demiştir. "(3/846)

Bediüzzaman’ın bütün hayali “İnnemel mû'minûne ihvetun” emrini laikiyle yerine getirmek ve bunun için çalışmaktadır. Uhuvvet ve İhlas risaleleri telif ederek, hatta bunu Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisinde değil, dünya İslam Devletleri arasında gerçekleştirmeyi gaye edinmiştir. Dolayısıyla hizipçiliğin, grupçuluğun şiddetle karşısındadır.

“Evet o ecnebilerin (yabancıların), canavarlar gibi yaptıkları muamele ve zulümler, İslâm dünyasında, hürriyet ve istiklal ve ittihad-ı İslâm cereyanını da hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslâm devletlerinin teşkilini intac etmiştir (netice vermiştir). İnşâallahu Teâlâ, Cemahir-i Müttefika-i İslâmiye (Birleşmiş İslâm Cumhuriyeti) de meydana gelecek ve İslâmiyet, dünyaya hâkim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlahîden kuvvetle ümit ve niyaz ediyoruz. “(3/853)

BEDÎÜZZAMAN'IN AKILLARA HAYRET VEREN BİR SECİYESİ 

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri kendisiyle ilgili olayları, şahidi ve delili olmadan hiç bir şekilde anlatmamıştır. Hatta ikinci cihan harbi sırasında Doğu Cephesinde Ruslara karşı gönüllü alay komutanı olarak, talebeleriyle karşı koymuştur. 
İmkanların çok sınırlı olduğu bir dönem, talebelerine demiştir ki; bir düşmana bir kurşun atmayacağız. Bir kurşunla birkaç düşmanı etkisiz hale getireceğiz.
Neticede esir oluyorlar ve Kosturma’ya esirler kampına götürülüyor.
Orada esarette bulunan bir müşahidin Türkiye’ye dönüşte bu konuyu anlatması üzerine, bunu duyan sevenleri konuyu Bedîüzzaman’a iletiyorlar.
O da diyor ki; öyle bir şey oldu.
Kendisine peki neden siz anlatmadığınız diyorlar.
O da diyor ki; ben delilsiz ispatsın bir iddiada bulunmam.
İşte bu konuyla ilgili Şualar’dan almış olduğum kısmı gelecek yazımda nakledeceğim:

 
Etiketler: ASRIN, DERDİ, İLE, DERTLENEN, ADAM, (13),
Yorumlar
Haber Yazılımı