Yazı Detayı
07 Haziran 2020 - Pazar 11:51
 
Bir Portre: Prof. Dr. Mehmet Kaplan
Mehmet Nuri BİNGÖL
 
 

“O devre ait bütün vesikalar apaçık olarak gösterir ki İstiklâl Savaşı’nın kazanılmasında milli istiklâl fikri kadar, dinin de büyük rolü olmuştur. Türk halkı bazı sathi aydınlara rağmen, bu gün de ŞEHADETLERİ DİNİN TEMELİ OLAN ezanın ebedi olarak inlemesini candan istemektedir. Şundan hiç şüphe etmemek lazımdır: Türkiye’de dini yıkan Türk milletini de yıkar. Dini anlayan ve yücelten, onu – Türk milletini ve devletini- ebediyete kadar yaşatır.”

Edebiyatın İçinden adlı eserindeki İstiklâl Marşı’nı tahlil eden makalesinde Rahmetlik Prof. Dr. Mehmet KAPLAN bu ifadeleri kullanırken, hem gönlündeki değerler silsilesini açığa vuruyor, hem de BAZI SATHİ AYDINLARA rağmen büyük bir gerçeğe parmak basıyor.

Edebiyat Fakültesi son sınıfa kadar Kaplan Hoca ile meslek ve imtihanlar için derslerini dinlemenin, edebi tahlil ve kıymetlendirmelerini okumanın dışında ünsiyetim yoktu. Okulu bitireceğim yıl, edebiyatımızda yer edinmiş, “kıymet-i harbiyesi” görülmüş herhangi bir romancıyı inceleme arzumu öğrenince, asistanı Dr. İnci Enginün ile, bana Tarık BUĞRA’nın romanlarını tahlil edip etmek istemediğimi sordurtmuştu. Kabul edince, muhterem KAPLAN Hoca ile iki sömestr sürecek bir çalışma zemini bulmuştum. Bu sayede hem onun, hem de onun BUĞRA üzerindeki aydınlatıcı etkisini kavrama imkânına kavuştum. Tezin sonunda Buğra ile yaptığım mülakatı, Tarık Bey'in yayımladığı POLİTİKA DIŞI eserine İktibas ettiğini öğrenince de memnun olmuştum.

Edebi meselelerde Avrupa’yı mutlaka bilmemiz gerektiğini belirtmekle birlikte, edebiyatımızda asıl ve öz olarak kendi milletimizin, iç içe yaşadığımız halkın, memleketimizin, hatta yöremizin ele alınmasını, kendimi milletimize özgü hayatımız üzerinde düşünülmesi lüzumunu her zaman vurgulardı. Bu çeşit fikirlerini bazen ders verirken şifahi olarak, bazen de makalelerinde yazılı olarak dile getirirdi. Eğer – günün birinde- bir milli edebiyat görünecekse kültür dünyamızda, bunun yolunun halkımızın kendi motifleriyle süslenmiş kilimleri gibi hususi hayatını kavramak ve bunu edebi eserlerde nakış nakış işlemek olacağını ısrarla müdafaa ederdi.

Bitirme tezi çalışmamda ele aldığım ilk roman, Buğra’nın “Siyah Kehribar”ıydı. Söz konusu eserdeki olay 1940’ların İtalya’sında geçiyordu. Temel kişiliğin dışındaki bütün şahsiyetler İtalyan’dı. Eserde bulunan bütün yerler İtalya’ya aitti. Eseri “ tahlil metoduna göre” inceleyerek hazırladığım metni Kaplan Hoca’ya götürüp kitapların ve el yazma nüshaların üst üste yığıldığı Fakülte’deki odasında ona okuduğumda, yazısından başını kaldırıp gözlüklerinin üzerinden bana bakmış ve:

“Yazında romanın eksik yanlarını hiç tenkit etmemişsin.” demişti. “Nuri, tıpkı bende olduğu gibi, romanı okuyunca sende de tuhaf bir yabancılık hissi doğmadı mı?”

“Evet efendim,” dedim; “ bunu duydum ama yazara hürmetimden dolayı yazımda belirtmedim.”

Gülümseyip karşılık verdi:

“Bu romanı Tarık’ın elinden alıp okuduğumda, eserde BİZE ait hiçbir desen bulamamış, milletçe hissettiğimiz ortak duygulara rastlayamamıştım. Bunu hem Tarık’ın kendisine, hem de kitabı tenkit eden bir makalemde de bütün edebiyat dünyasına izah etmiştim. Bence Türk edebiyatçılarının yapmaları gereken ilk davranış, en başta bizi ve çevremizi anlatmaktır; insanımızın yapısını, hayat tarzı ve telakkisini, memleketimizin şart ve zaruretlerini göz ardı etmemektir. Bu meseleler üzerinde düşünmeye alışmak, milli bir edebiyatın teşkili için zaruridir.”

Daha sonra Buğra’nın düzyazı eserlerini incelerken bir yazısında, KÜÇÜK AĞA romanındaki yerli atmosferin, Prof. Mehmet Kaplan’ın bu tenkidinin etkisi ile meydana geldiğinin itirafını bulmuştum. Öyle ki bu eleştiriden sonra tam üç yıl hiçbir romana başlayamamış Buğra. (Düşman Kazanmak Sanatı)

Kaplan Hoca roman ve hikâye türlerinde olayın, meydana geldiği şartlardan “mücerret” olarak işlenmesini devamlı tenkit eder, olayı devir ve hadiselerin temel dinamiklerinden kopuk olarak ele almanın bir yığın sakıncasından bahsederdi; bunları, o hadiseleri yaşayan kişilerin “ ferdi” duygu, karakter, mizaç, maddi ve manevi “ saikler”ini unutmadan anlatılmasını çok uygun bulurdu. Ona birkaç hikâye denememi gösterdiğimde, yine bir takım görüşlerini öğrenme fırsatına kavuşmuştum. “ Kölelik Duvarı Örülürken” başlıklı uzun hikâyemi bana okutunca (kendisi de bir yandan el yazması bir nüshayı Latin asıllı harf sistemine çeviriyordu) şunları söylediğini hep hatırlarım:

“Bu güzel yapıyı ve üslubu devam ettirmekle birlikte, uzun konuşmayı bırakıp, daha geniş mânalı kelimeler seçip, hikâye denemenin daha özlü olmasını ne çok isterdim. Çünkü o zaman bir talebemle iftihar etme bahtiyarlığına kavuşurdum. Hem bu okuduğun hikâyende biz yokuz, kendi halkımız yok; sen bundan böyle bizi anlatan hikâyeler yaz.”

Bir başka çalışma aralığında hangi yazarları okuduğumu sormuştu. Bunların içinde STENDHAL’ın olmamasına yerinerek:

“Kırmızı ve Siyah’ı da oku.” demişti; “ Stendhal’ın o şaheseri gibi bir romanımızın olmasını çok arzu ederdim. Bu arada bir yabancı lisan da öğrensen ne iyi olurdu.”

Roman ve hikâyede insan unsuru üzerinde önemle durur, hiçbir insanın kalıba dökülemeyeceğini savunurdu. Fakülte bitirme imtihanımız mülakat şeklindeydi. Bana verilen Osmanlıca şiirdeki “ama” kelimesine – şaşılacak biçimde – takılarak okuyup açıklamamdan sonra, çok daha ağır bir soru beklerken, “Hangi yabancı romancıyı daha çok seviyorsun?” sorusunu yöneltince çok şaşırmış ve “Tolstoy” demiştim. “Neden?” diye üsteleyince:

“Tolstoy anlattığı hadiselerle insan ruhunu çok iyi kaynaştırıyor.” demiştim; “ Eserlerinde, öbür realistler gibi okuyanı canından bezdiren külfetli tasvirler yerine insanın kişiliğini tahlil ediyor; ama sıkmadan, o günün tarihi hadiselerinden ve o toprağın şartlarından koparmadan anlatıyor.”

Bunları duyunca memnunca gülümsemiş ve:

“Bu iyi, ama sen yine de Stendhal’ı; Kırmızı ve Siyah’ı unutma” demişti.

Yetiştiği devrin tesiri ile bazı “tezat” görüşleri bulunsa bile, hocalığı süresince ve hayatı boyunca edebiyatımıza, edebiyat eğitimine büyük faydaları olduğundan edebiyat çevrelerinde “Hocaların Hocası” diye bilinen Mehmet KAPLAN Hoca’mız her zaman hatırlanması gereken bir sima.

O’nun gibi “yerli ve milli” , hem de “velud” , hazır gelişmeleri takip eden münekkitlerimizin, edebiyat-irfan dünyamızda tekrar görünmeleri ümit ve duasıyla…
 
Mehmet Nuri BİNGÖL 
 
Etiketler: Bir, Portre:, Prof., Dr., Mehmet, Kaplan,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
10 Ağustos 2020
NUR'UN İKİ KURMAYINDAN BIRİ: Mustafa SUNGUR
08 Ağustos 2020
YİNE İSPANYOL SİYASETİ VEYA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
04 Ağustos 2020
OSMANLI'NIN TÖRESİ SÜNNET'İN TAA KENDİSİ...
30 Temmuz 2020
“Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda?
27 Temmuz 2020
Ne Fâcia! “Güneydoğu Nurculara Kal”mış!
24 Temmuz 2020
Kelam-ı Ezeli ve Hutbenin Arapça Okunması
24 Temmuz 2020
“Sarp Ufuklar”ın Hikâyesi
19 Temmuz 2020
NUR"LARIN (AHİRZAMANDAKİ) MAKAMI VE BÜTÜNLÜK...
16 Temmuz 2020
15 TEMMUZ'DA BİZE KEFEN Mİ BİÇMEK? ( Darbr darbe dirildik hamdolsun)
15 Temmuz 2020
Düşünme Özgürlüğüne Set Haline Dönüşmüş Bir Kanun: 5816
13 Temmuz 2020
Ayasofya Davası İçin Her Nakil Seslendirildi de...
11 Temmuz 2020
Ayasofya Davamız ve Muhafazakar Aydınlar
06 Temmuz 2020
"İBİBİKLER ÖTTÜĞÜNDE ORDAYIM "
01 Temmuz 2020
" DİN EDEBTİR" ( HAD DİNİ BİLMEK...)
28 Haziran 2020
İHLAS, HAL-İ ALEM SİYASETİ VE " SİYASET-İ İSLAMİYE"
26 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA SOHBET-2
24 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA MUSAHABE YAHUT MUHASEBE…
23 Haziran 2020
"HAKİKİ MEŞVERET"
21 Haziran 2020
İT, "TÜREVİ" CHP'NİN HALİ PÜR-MELALİ VE TİR TİR TİTREMEK!
19 Haziran 2020
" HEYYİ HEY!!!"
17 Haziran 2020
AĞABEYİM ( İktibas)
14 Haziran 2020
Said Molla, Şeyh Said ve Molla Said (Bediüzzaman) BİR mi?..
11 Haziran 2020
AYASOFYA FETHİ VE ZİNCİRLER...
09 Haziran 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
05 Haziran 2020
SÜNNET İTİKADINDA MEHDİ (AS)
01 Haziran 2020
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
24 Mayıs 2020
BAY-RAM DÜŞÜNCELERİ...
16 Mayıs 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
11 Mayıs 2020
Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
05 Mayıs 2020
SURİYE yahut "DİYAR-I ŞAM"
29 Nisan 2020
CORONA SÜRECİNDE İSLAM
27 Nisan 2020
FARİZA DENECEK KADAR AZİM VE EHEM MESELE
25 Nisan 2020
HER ZAMANIN PAKRADUNI'Sİ
19 Nisan 2020
AYA SOPHİA MI, MAHZUN MABED Mİ!( YAHUT FATİH'İN BEDDUASINDAN NE KURTULUŞ NE ZAMAN?)
13 Nisan 2020
EVDE MAHPUSKEN BAHAR
28 Mart 2020
NEFSİ YENMEK VE KORONAYI YENMEK. HANGİSİ ZOR?
19 Mart 2020
SAİT MOLLA MOLLA SAİD FARKI
08 Mart 2020
"Nâbî'yi Nabi Eden Hüsn-ü Nazar..."
08 Mart 2020
NE ÇEKTİKSE KAMAL'LARDAN...
03 Mart 2020
VATANI SEVMEK...
27 Şubat 2020
“İSTİKLÂLDEN İSTİKBÂLE” DENEME ESERİYLE “EFENDİ BEY” ROMANI
21 Şubat 2020
Enbiya Şehri URFA ama Diyarbakır "Şehr-i Ashab"
20 Şubat 2020
HALİLULLAH (AS.) YA DA MENFAAT PUTUNU KIRMAK...
19 Şubat 2020
BALTANIN SAPI...
14 Şubat 2020
Maydanoz ve Limon
10 Şubat 2020
KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK...
10 Şubat 2020
FASL-I PAŞA
09 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
08 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
05 Şubat 2020
“SEYDA!”
29 Ocak 2020
HAVANDA SU DÖVENLER... ŞİMDİKİLER GİBİ!
22 Ocak 2020
Doğubayezıd Hâni
17 Ocak 2020
“Elif Öğretmen” ve Romancı Hüseyin Yılmaz
13 Ocak 2020
FİKİR CÜCELİĞİ
10 Ocak 2020
TARİH; GERÇEK AYNASI
03 Ocak 2020
Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
28 Aralık 2019
İDİLHAN, İLHANLI VE EL-MEGİDDO OVASI!..
26 Aralık 2019
“Hakikatı Dışlamış Kimselerle Tevhidi Toplum İnşa Edilemez.”
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
21 Aralık 2019
AKASYA YAHUT AĞAÇ- 2
19 Aralık 2019
GÖBEKLİTEPE DİYE BİR YER
16 Aralık 2019
KİMLERE?
08 Aralık 2019
YOKUŞTA YÜRÜYENLER ( Bir Emek Hülasası)
05 Aralık 2019
"ŞURA-YI HAKİKİ" VEYA "MEŞVERET-İ ŞER'İYYE"
24 Kasım 2019
MEHDİ İTTİHAD-I İSLAM ORDULARININ BAŞKOMUTANI... ( BEDİÜZZAMAN- EL: 266)
18 Kasım 2019
Dünkü Ağaç, Bugünkü Fidan -1
10 Kasım 2019
MANEVİ “SEYYİDLİK”, RESULULAH(ASM)NİN DĀVASINA SAHİP ÇIKMAKTIR!
10 Kasım 2019
ABD EŞKİYASI " DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”!
10 Kasım 2019
"ÜFÜRÜKTEN TEYYARE" KRİPTO VAZİFE
09 Kasım 2019
KISIR DÖNGÜ YAHUT "FASİT TEVİLAT"
17 Ekim 2019
SAVAŞ DEĞİL HAREKAT, İŞGAL DEĞİL FETİH!
17 Ekim 2019
AB "BARIŞ PINARI"NIN MANASINI TAM ANLAMIŞ...
17 Ekim 2019
31 MART “MEŞ’UM” VAKASI
17 Ekim 2019
HADİSLER KUR'AN'IN HAKİKİ TEFSİRİ, TERCÜMANIDIR
13 Ekim 2019
EDEBİYAT HAKKINDA BAZI NOTLAR
01 Ekim 2019
"… Bir gün de hesap” Dönünce Olacaklar Olur.
27 Eylül 2019
Hakikata Şahit Tarih; Ama Resmi Olmayanı ...
26 Eylül 2019
YOKUŞTU VE DÖNEMEÇLE SÜSLÜYDÜ YOLLAR
21 Eylül 2019
KİMİ "HATİAT"I TASHİH İÇİN "PALA" MI GEREK?...
18 Eylül 2019
İMAM ALİ ŞAMİL( ŞEYH ŞAMİL)
17 Eylül 2019
“FASL-I PAŞA”
16 Eylül 2019
Ha Çeçenya, Ha Suriye
13 Eylül 2019
Fetih Misyonu ve “Yakın Tutulan Düşman!”
12 Eylül 2019
"SİYASET-İ HAZIRA" GÜNLÜK POLİTİKA, "SİYASET-İ ALİYE" İSE İMANİ HİZMETTİR.
08 Eylül 2019
BİR BAŞKA ÇEŞME
07 Eylül 2019
Tahassür
29 Ağustos 2019
MALARZGİRT'TEKİ SIR VE HATIRLATTIKLARI
Haber Yazılımı