Yazı Detayı
08 Eylül 2020 - Salı 10:06
 
Dünya Dedikleri Acayip Yer
Mehmet Nuri BİNGÖL
 
 
Hayalimin kırılmaz zannedilen fanusu kimi vakit ürperir durur. Her zaman neşeli olması beklenen fağfur kâse bazen “çın çın” hıçkırabilir. Merak denilen şaşkın his cabası hem de.
       O günkü hâliniz tam anlattığım gibiydi. Şaşırıp afallamıştınız ve hayalin kırılamaz sandığınız fanusu öyle bir çatlamıştı ki. Kalp denilen kâsenin inleyip sızlaması tereddüde itelemişti sizi.
       Orada, oradaydınız. Baktınız, bir mekân ki dillere destan.
      Taze söğüt dalları parıldayan suya kucak açmıştı. Ördek ses ve yüzüşleri mahzun suyun yüzünde mekik dokumaktaydı. “Tıp tıp” adım sesleri ve “pıtı pıtı” konuşmalar ördekçiği korkuttu, dikkate kaydırdı.
       “Babam ne zaman gelecek?” dedi pıtı pıtı sesin sahibi. “Neden hiç aramıyor?”
       Genç annenin bakracı utanır gibi suya gömüldü. Kadının dudaklarına kadar yükseldi çıkınca. Kana kana içerken de düşündü.
       “Önce oğluma içirmeliydim ama nefis işte. O kadar susamışım ki…”
       “Sen de içer misin yavrum?” diye sorarken sesi amma da müşfikti.
       “İçmesine içerim de, önce söyle. Babam nerede benim?”
       Cevap vermedi kadın, doğruldu, nehrin karşısına baktı, doğunun da doğusunda bir yerlerde harp oluyordu.
       Şehadet parmağı ıslak gözlerinde dolaştı.
       “Sen suyunu iç.” dedi. “Karnın aç mı?”
       “Ama, evde yiyecek kalmadı dedin ya ana. Hem babam…”
       Sessizlik örtüsü bütün varlığı sardı yine. Yalnız ördekçilkler, kurbağalar hâla “taganni”ye durmuştu.
       “Hadi eve gidelim. Durmadan konuşman, sürekli sorman başımı ağrıtıyor artık.”
       “Ya babamın da bir yeri ağrıyorsa?”
       “Keşke, keşke…” diye düşündü Genç Anne. “Sadece yaşadığını, yaralı olduğunu bilsem yeterdi bana.”Çocuk, su şırıltısı sesiyle asılmadan yapamadı:
       “Hani harbe gidiyor demiştin? Tez gelecek demiştin. Gideli o kadar çok oldu ki… Yoksa hiç mi gelmeyecek ana?”
       Ses boğuldu tekrar, küçük dilini yuttu herkes. Her şey öylesine sustu, ördekler, kazlar, kurbağalar, rüzgâr,dalgacık ve kuşlar, bütün mahluk sustu yine.
       Ya sen?
       Gördüklerin, duydukların nefesini bile tıkamışa benzerdi. Sessizliğin suskun nağmeleri seni ta ne zamandan beri çepeçevre sarmamış mıydı?
        Bir çocuksan eğer, her varlık sussa da  duramaz, sorar sorarsın. Öğrenmeye öylesine açsındır. Âlem şekerci dükkânıdır sana; her şeyin konuşulması, açılması, deşilmesi gerekir. Ama sen gel de bunu büyüklere anlat bakalım.
       Çocuk da anlatamadı. Yavaştan sızlanıverdi sadece. Sesi bir kuzu melemesini andırıyordu sanki.
       “Dün ağlıyordun. Seni gizlice seyrettim, fark etmediğin için söyleniyordun. Keşke İsrail’e hücuma gitseydi.”dedin.
       "Fazla gelme üstüme…” ikazı havayı böldü, suları ortasından ikiye yardı. Söğüt dalları acaba bunun için mi titredi, bunun için mi inledi? Devam etti çocuk:
       “Ağlıyordun, gördüm bunu ben. Keşke gâvurla harbe gitseydi, keşke Yahudi üzerine gitseydi, dedin. Acaba sağ mı, dedin sonra. Sahi kimlerle vuruşmaya gitti ana?”
       “Bir daha konuşursan, bak karışmam.” hitabıyla o dillere destan mekândan kaçar gibi hayalini çekmiş, tutunduğun muhayyile gediğinden aniden kopmuştun.
       Fağfur kâse “çın çın” ötmüştü. Hayalin kırılmaz zannettiğin fanusu, az kalsın tuz buz olacaktı.
        “Bu mu?” sualini -sahiden- neden sordun?
        “Dünya dünya dedikleri bu mu?” sualini tekrar soracak mısın?
***

         Oraya vardığında hayalin bir yara daha aldı. Gittiğine gideceğine binlerce pişman olmuştun. Gördüğün manzara yüreğinde volkanlar patlatmıştı.
       Kulağında kalın, ince, orta sesler dokundu. Kimi zalimce, kimi mazlumcaydı.
       “Sizinle mi uğraşacağız?”
       “Ne yaptık ki?”
       “Daha ne olsun?”
       “Elimizde kitap ve ilim.”
       “Bak, itiraf da ediyorsunuz.”
       “İtiraf edecek ne var ki?”
       “Birilerinin menfaatına dokunan şeyler kitap da olsa suçtur, itiraf edilecek nesnelerdir.”
       “Yarasa koltuklarıyla bir işimiz yok bizim. İşimiz kalpteki karanlıkla…”
       “Dolayısıyla…”
       “Kitap ilimdir, ilim aydınlıktır, biz yarasa değiliz, aydınlığa muhtacız.”
       “Kapayın çenenizi. Dinleyecek vaktimiz yok sizi.”
       Duydukların seni hesaplanamaz bir şaşkınlığa itmişti. Demek onlar gibileri de vardı ha!..
       Gözleri nurdan hedeflere takılmıştı; o sert, kaskatı kalpleri, kendilerini zindanlara tıkmak isteyen kalpleri bile yumuşatmaya ant içmişti.
       Fağfur kâsenin “çın çın”ları sürura boğulmuştu. Fanusun yaraları ise kapanacak gibiydi.
       …Ve sen, bir defa daha “Acaba bu mu?” sorusunun ölçülemez derinliğine dalıverdin.
***

        Daireye benzer zaman ve destansı mekanlara dikkatli kulakların, tam oraya varınca feryat eden vapur düdükleri duydu, martı çığlıkları ile tırmalandı.
       Ahlar, vahlar… Feryat ve figanlar…
       “Ne oluyor, ne bitiyor?” diye sormaya kalmadan ardarda patlamalar neydi sahiden?
       “Acaba gökgürültüsü mü?”
       Sorduğun buydu ama başını semaya kaldırınca apaydın gördün; tek bulut parçacığı bile yoktu.
       Bilinen kâse ve fanus üzerinde kıpkızıl lekeler…
       Gökyüzü değil, gözlerin karardı birden; çamur ve kanla bulanmış masum cesetler gözlerin önündeydi sanki.
       Bastonu bir yana fırlamış, gözleri semada, avuçları yumuk, inci dişleriyle dostlara gülümseyen, düşmanlara da gülen ihtiyarcığın kanıyla lekelenmiş Beyrut toprağını hayal perdesiyle temizlemek istemiş bir ihtimal.
        Kan, her taraf kandı.
       O lekeleri temizleyecek görünüşleri bulamazsan eğer, hâlin dumandı.
       …Ve nihayet “hayali arkadaş”la gezintinde buldun onları.
       Soğuk… Soğuk.
       "Pır pır” uçan helikopterler, gümbürdeyen jetlerin davetçileri. Dağlar aralıksız olarak ateş altıda. Duman sütunları maviliklere leke sürüyor.
       Eller tetikte, deriler çatlak. Tüm gözler tankları takip ediyor. Tankların gerisine sinip yürüyen Kızılordu erlerine küçümseyerek bakmaktalar. Çok sonraları naklettiğin konuşmaları duyduğunda, fanusun rengi altın sarısına dönmeye başladı, kâse ise gülümsemeye.
       “Ne yapacağız Beg?”
       “Yapabilecek ne kaldı ki?”
       "Sadece bir şey.”
       "Şehadet, ebedi dirilik.”
       “Ama bir iş becererek.”
       “O zaman haydi…”

          Allah Allah nidaları arşa ulaşmıştı. Kar üzerinde zikzak çizen mücahit adımları rüzgâra karşı koştular; tanklara, kurşunlara, ağır makinalıya, Kızıl askerlere, hülasa şehadete koştular.

          Mermiler, roketler, el bombaları patladı, jetler gürledi. Hindukuşlar’dan semaya şehit ruhları ağdı, dimdik ve sert bakışlar uçaklara bir meydan okudu ki.

          İkindi güneşinin sarışın müjdeleri arasında duyduğun,

          “Zafer!..” sesleri, gördüğün şükür secdeleriyle kalbinin nice köşesinin yıkanıp pırıl pırıl yıkandığına şahit oldun.

          “Bu mu?” denizinin suları acayip tatlılaşmıştı.

***

        Dünya, dünya dedikleri insan keşmekeşi, kumkuması mekan burasıydı, böyleydi işte...
       "Zulüm içre" yer "adaletle doldurulduğunda" böylesi manzaraların olmadığı "bu ülkede" olmamayı düşünemiyorum.
       Sizin hissiyatınız nasıl?
 
Mehmet Nuri BİNGÖL
 
Etiketler: Dünya, Dedikleri, Acayip, Yer,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
26 Eylül 2020
Maydanoz ve Limon
20 Eylül 2020
EYÜP OTMAN AĞABEY
14 Eylül 2020
"Hakikat Alimi" Ne Menemdir?
02 Eylül 2020
LAYT LAİKRATOS, ARTAN SEKÜLERİZM
24 Ağustos 2020
NAVTEKS BİR ARA FORMÜL. ASIL HEDEF MEB (Müstakil Ekonomik Bölge)
20 Ağustos 2020
"Çığlığı Afakta Yankılanmayan Yazar” Olur mu?..
17 Ağustos 2020
ÇAY DEYİP GEÇMEYİN
10 Ağustos 2020
NUR'UN İKİ KURMAYINDAN BIRİ: Mustafa SUNGUR
08 Ağustos 2020
YİNE İSPANYOL SİYASETİ VEYA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
04 Ağustos 2020
OSMANLI'NIN TÖRESİ SÜNNET'İN TAA KENDİSİ...
30 Temmuz 2020
“Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda?
27 Temmuz 2020
Ne Fâcia! “Güneydoğu Nurculara Kal”mış!
24 Temmuz 2020
Kelam-ı Ezeli ve Hutbenin Arapça Okunması
24 Temmuz 2020
“Sarp Ufuklar”ın Hikâyesi
19 Temmuz 2020
NUR"LARIN (AHİRZAMANDAKİ) MAKAMI VE BÜTÜNLÜK...
16 Temmuz 2020
15 TEMMUZ'DA BİZE KEFEN Mİ BİÇMEK? ( Darbr darbe dirildik hamdolsun)
15 Temmuz 2020
Düşünme Özgürlüğüne Set Haline Dönüşmüş Bir Kanun: 5816
13 Temmuz 2020
Ayasofya Davası İçin Her Nakil Seslendirildi de...
11 Temmuz 2020
Ayasofya Davamız ve Muhafazakar Aydınlar
06 Temmuz 2020
"İBİBİKLER ÖTTÜĞÜNDE ORDAYIM "
01 Temmuz 2020
" DİN EDEBTİR" ( HAD DİNİ BİLMEK...)
28 Haziran 2020
İHLAS, HAL-İ ALEM SİYASETİ VE " SİYASET-İ İSLAMİYE"
26 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA SOHBET-2
24 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA MUSAHABE YAHUT MUHASEBE…
23 Haziran 2020
"HAKİKİ MEŞVERET"
21 Haziran 2020
İT, "TÜREVİ" CHP'NİN HALİ PÜR-MELALİ VE TİR TİR TİTREMEK!
19 Haziran 2020
" HEYYİ HEY!!!"
17 Haziran 2020
AĞABEYİM ( İktibas)
14 Haziran 2020
Said Molla, Şeyh Said ve Molla Said (Bediüzzaman) BİR mi?..
11 Haziran 2020
AYASOFYA FETHİ VE ZİNCİRLER...
09 Haziran 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
07 Haziran 2020
Bir Portre: Prof. Dr. Mehmet Kaplan
05 Haziran 2020
SÜNNET İTİKADINDA MEHDİ (AS)
01 Haziran 2020
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
24 Mayıs 2020
BAY-RAM DÜŞÜNCELERİ...
16 Mayıs 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
11 Mayıs 2020
Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
05 Mayıs 2020
SURİYE yahut "DİYAR-I ŞAM"
29 Nisan 2020
CORONA SÜRECİNDE İSLAM
27 Nisan 2020
FARİZA DENECEK KADAR AZİM VE EHEM MESELE
25 Nisan 2020
HER ZAMANIN PAKRADUNI'Sİ
19 Nisan 2020
AYA SOPHİA MI, MAHZUN MABED Mİ!( YAHUT FATİH'İN BEDDUASINDAN NE KURTULUŞ NE ZAMAN?)
13 Nisan 2020
EVDE MAHPUSKEN BAHAR
28 Mart 2020
NEFSİ YENMEK VE KORONAYI YENMEK. HANGİSİ ZOR?
19 Mart 2020
SAİT MOLLA MOLLA SAİD FARKI
08 Mart 2020
"Nâbî'yi Nabi Eden Hüsn-ü Nazar..."
08 Mart 2020
NE ÇEKTİKSE KAMAL'LARDAN...
03 Mart 2020
VATANI SEVMEK...
27 Şubat 2020
“İSTİKLÂLDEN İSTİKBÂLE” DENEME ESERİYLE “EFENDİ BEY” ROMANI
21 Şubat 2020
Enbiya Şehri URFA ama Diyarbakır "Şehr-i Ashab"
20 Şubat 2020
HALİLULLAH (AS.) YA DA MENFAAT PUTUNU KIRMAK...
19 Şubat 2020
BALTANIN SAPI...
14 Şubat 2020
Maydanoz ve Limon
10 Şubat 2020
KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK...
10 Şubat 2020
FASL-I PAŞA
09 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
08 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
05 Şubat 2020
“SEYDA!”
29 Ocak 2020
HAVANDA SU DÖVENLER... ŞİMDİKİLER GİBİ!
22 Ocak 2020
Doğubayezıd Hâni
17 Ocak 2020
“Elif Öğretmen” ve Romancı Hüseyin Yılmaz
13 Ocak 2020
FİKİR CÜCELİĞİ
10 Ocak 2020
TARİH; GERÇEK AYNASI
03 Ocak 2020
Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
28 Aralık 2019
İDİLHAN, İLHANLI VE EL-MEGİDDO OVASI!..
26 Aralık 2019
“Hakikatı Dışlamış Kimselerle Tevhidi Toplum İnşa Edilemez.”
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
21 Aralık 2019
AKASYA YAHUT AĞAÇ- 2
19 Aralık 2019
GÖBEKLİTEPE DİYE BİR YER
16 Aralık 2019
KİMLERE?
08 Aralık 2019
YOKUŞTA YÜRÜYENLER ( Bir Emek Hülasası)
05 Aralık 2019
"ŞURA-YI HAKİKİ" VEYA "MEŞVERET-İ ŞER'İYYE"
24 Kasım 2019
MEHDİ İTTİHAD-I İSLAM ORDULARININ BAŞKOMUTANI... ( BEDİÜZZAMAN- EL: 266)
18 Kasım 2019
Dünkü Ağaç, Bugünkü Fidan -1
10 Kasım 2019
MANEVİ “SEYYİDLİK”, RESULULAH(ASM)NİN DĀVASINA SAHİP ÇIKMAKTIR!
10 Kasım 2019
ABD EŞKİYASI " DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”!
10 Kasım 2019
"ÜFÜRÜKTEN TEYYARE" KRİPTO VAZİFE
09 Kasım 2019
KISIR DÖNGÜ YAHUT "FASİT TEVİLAT"
17 Ekim 2019
SAVAŞ DEĞİL HAREKAT, İŞGAL DEĞİL FETİH!
17 Ekim 2019
AB "BARIŞ PINARI"NIN MANASINI TAM ANLAMIŞ...
17 Ekim 2019
31 MART “MEŞ’UM” VAKASI
17 Ekim 2019
HADİSLER KUR'AN'IN HAKİKİ TEFSİRİ, TERCÜMANIDIR
13 Ekim 2019
EDEBİYAT HAKKINDA BAZI NOTLAR
01 Ekim 2019
"… Bir gün de hesap” Dönünce Olacaklar Olur.
27 Eylül 2019
Hakikata Şahit Tarih; Ama Resmi Olmayanı ...
26 Eylül 2019
YOKUŞTU VE DÖNEMEÇLE SÜSLÜYDÜ YOLLAR
21 Eylül 2019
KİMİ "HATİAT"I TASHİH İÇİN "PALA" MI GEREK?...
18 Eylül 2019
İMAM ALİ ŞAMİL( ŞEYH ŞAMİL)
17 Eylül 2019
“FASL-I PAŞA”
16 Eylül 2019
Ha Çeçenya, Ha Suriye
13 Eylül 2019
Fetih Misyonu ve “Yakın Tutulan Düşman!”
12 Eylül 2019
"SİYASET-İ HAZIRA" GÜNLÜK POLİTİKA, "SİYASET-İ ALİYE" İSE İMANİ HİZMETTİR.
08 Eylül 2019
BİR BAŞKA ÇEŞME
07 Eylül 2019
Tahassür
29 Ağustos 2019
MALARZGİRT'TEKİ SIR VE HATIRLATTIKLARI
Haber Yazılımı