Yazı Detayı
17 Ocak 2020 - Cuma 11:22
 
“Elif Öğretmen” ve Romancı Hüseyin Yılmaz
Mehmet Nuri BİNGÖL
 
 

İkindi sonrası vardığım Dilruba’da, kapalı mekânın hemen önünde oturuyorlardı: “Elif Öğretmen” yazarı Hüseyin Yılmaz, Abdurrahman ve Said Beyler…

Güneş batı ufkuna yetişmede pek iştahlıydı, turuncudan pembeye varmaya çabalayan rengi epey müphemdi gene de. Anlaşılan pâre pâre bulutların bölük pörçük ettiği hava, martıların makasa benzer bembeyaz kanatlarıyla, belli miktarlarda kesilip biçiliyordu; yahut bana öyle geliyordu.

Restoran bahçesindeki havuzu geçince beni fark ettiklerini anladım; ilk önce, yaklaşık otuz beş yıl evvel, bir “ulusal” gazetede mesâî arkadaşlığı yaptığım Hüseyin Yılmaz gördü beni, ardından diğerleri. Selâm verip müsafahadan sonra boş sandalyeye yığılır gibi yerleştim.

Çünkü yorgundum. Tâ Şanlıurfa-Birecik’ten İstanbul’a kadar direksiyon sallayarak getirmeyi göze alamadığım emektâr otomobilime hasretlik olmam yüzünden, taksiyle varmam iktiza etmişti. Taksici, beni aşağıda Üsküdar Belediyesine bağlı Fethi Paşa Sosyal Tesisleri önünde bıraktığından, aynı isimle anılan korunun muhteşem ağaç yeşilini ikiye ayırmış gezi yollarından restorandaki dostlarımı daha fazla bekletmemek için iri adımlarla geçmiş; nihayet yanlarına ulaşmıştım. Bu gayretimin neticesi ise sık nefeslenmelerle, kan ter içinde kalmak olmuştu.

– Hoşgeldin.

– Hoşbulduk, ve;

– Merhaba, faslından sonra bir tarziyede bulunmam gereğini idrâk ettim.

– Çok beklettim mi, dedim; Hüseyin Bey işinin uzayabileceğini deyince biraz ağırdan aldım ben de. Yine de kusura kalmayın.

– İşte buradasın ya, mühim olanı bu. Abdurrahman Bey yeni geldi zaten. Ev sahibimizse zaten hep buradaydı.

Mevzûyu başka bir mecrâya sevketmeyi daha uygun buldum, Hüseyin Yılmaz’a dönüp:

– Feysindeki paylaşımlardan on beş yıl sonra yeni bir çalışman olduğunu öğrendim, dedim; uzun bir hikâye mi bu?

– Hayır, bir roman. Hem de öyle bir roman ki her şeyiyle yerli. Adıyaman – Gerger çevresindeki mekânların tasvirleri öyle hakikat ki, oraların isimlerini gogula yazsan, hepsi hakkında bilgi alabileceksin.

– Görmeyi, hattâ okumayı çok istiyorum azizim. İnşaallah edebiyat âleminde yeni bir soluğa imza atarsın. Hangi yayınevine bastırmayı düşünüyorsun.

– Henüz düşünmedim bunu. Hele bir tamamlansın da, sonra bakarız artık…

Diğer iki dostun, meseleye uzak kaldığını düşününce bu sefer onlara döndüm:

-Bizim eski tüfekler ne âlemde, şeklindeydi sualim; hâla eski hâli, mesleklerine temel yapmaya devam ediyorlar mı?

-Evet, diye tasdikledi Abdurrahman Bey; daha “ihlas”la yapıyorlar bunu!

Said Bey ciddiyetini koruyarak:

– Bunlar, anlaşılan “Eski hâl muhal, ya yeni hâl ya izmihlâl” beyânını bilmiyorlar…

Sözün gerisini ben tamamladım:

– Ya da sözü ezbere biliyorlar da, kelâmı “bağlam”ından kopardıklarından mânasının tam ters şekilde anlıyorlardır!

***

Şanlıurfa’ya bir dâvete gidiyorduk. Arabada ben ve hanımım…

Gittiğimiz toplantıda anlatılacakları az buçuk tahmin ettiğimden, öncesinde Büyükşehir Belediye’since düzenlenen kitap fuarına uğramayı kurdum.

Dâvete gecikme pahasına, ne yalan söyleyeyim, adaşımın Genel Yayın Müdürlüğü’nü yaptığı Mihrâbad yayınevini görmeyi arzularken, Hüseyin Yılmaz’ın beklediğim romanını basan Hayat Yayınevi’nin standına rastladım.

Hemen “Elif Öğretmen” romanını aldım ve bir bank’a oturarak beş on sahifesini karıştırdım. Alâkamı bir paratoner gibi çekti ama dâvete gecikmememizi ihtar eden hanımın sesiyle hareketlendim.

Romanın kalanını evde okur ve okuyucularıma intibalarımı aktarırdım artık.

***
Şunu diyebilirim ki Elif Öğretmen romanı kapağında, takdim yazısında dendiği gibi sadece ve müşahhas bir aşk hikâyesi değil, tıpkı Tanpınar’ın Huzur’undaki gibi, bir gönül mâcerasını vesile ederek, yazarın hayran kaldığı muhitleri tanıtmanın ve yazarın, kimi kaynakları tahlilden sonra edindiği fikirlerin cirit attığı bir mukayese ve “bürhan gösterme” meydanı…

“Osmanlı, cevheri İslâmiyet, kanatları i’lâ-Kelimetullah olan cevvâl bir ruhtur. Nüfûz sahası, arkasında ekseriyetle hazır bulduğu -İran hariç- bütün İslâm ülkeleridir. Batı, Osmanlı’yı öldürmenin ruhunu öldürmekten geçtiğini anlamakta gecikmez.”


“Yaklaşık iki yıl sonra cihân savaşının mağlûbu ceddimizin başşehri İstanbul’u ellerini kollarını sallayarak işgâl eden İngiliz, nihayet bütün emellerini gerçekleştirecek fırsatı yakalamıştır. Anadolu neredeyse bütünüyle işgâl altındadır. İngiliz, İtalyan, Fransız ile Yunan postalları; ülke topraklarını çiğnemekte, bin yıl hükümrân olmuş bir millet, mağlubiyet zilleti içinde ecel terleri dökmektedir.”

“Savaşı anlatacak değilim, esasa dönüyorum: İngiliz, elini kolunu sallaya sallaya girdiği İstanbul’dan tek kurşun sıkmadan güle oynaya çekip gider; üstelik resmî devir teslim merâsimi ile. Ve kimse sormuyor ki İngiliz, İstanbul’u işgâl etmek için iki yıl önce Çanakkale’de 200 bin civarında ölüyü niçin vermişti? İstanbul’u işgal etmek, İngiliz için bu kadar hayatî idiyse, tek kurşun sıkmadan niçin işgâle son verdi? Babasının hayrına, İstanbul’u bize bırakmış olamayacağı aklın tabiî ve zarurî gereği ise, İstanbul’dan daha kıymetli, daha büyük, İngiliz’e ne verdik? Lozan imzalanmadan İstanbul işgâlini sonlandırmayan İngiliz’i, İstanbul’dan savaşarak çıkarabilecek güce sahib olmadığımız bedihî bir hakikat değil mi? Sual zincirini uzatmak kabil ama bu kadarı da ağır bir mide bulantısı için kâfi değil mi?

“ Lozan, İngiliz başta olmak üzere, işgal güçlerinin büyük menfaatlerini tahkim eden bir masa başı zâferidir. İngilizler için savaşla elde edilmiş zâferden daha büyük bir zafâr. İslâm ülkelerini bir daha asla bir araya getirtmemek için yapılan planların hayata geçirilmesi için de Batı için târifi imkânsız büyük bir kazançtır.

“Elif Öğretmen, uzun, karışık ve zor meseleler. Bence bu akşamlık bu kadarı yeter. Akşamın sorusu şu olsun: İki üç yıl önce almak için 200 bin insanın ölümünü göze alan İngiliz, tek kurşun sıkmadan İstanbul’dan niçin çıkıp gitti?.. Karşılığında Lozan’da ne verildi?..

“Şeyh Said isyanı ve Kürtçülük meselesini de başka bir zaman konuşuruz inşaallah. Kısmetse, önümüzde upuzun bir kış ve sabahı gelmez geceleri var, konuşuruz.” (Age. S: 104- 105- 106)

Daha sonraki günlerde, İngiliz muhibbi Said Mollâ ile Bediüzzaman’ın o zamanki Mollâ Said ünvanından dolayı, bu iki şahsın birbirine karıştırıldığı hamakatini îzah eden Yazar, Said Nursi’nin İstiklâl Harbi’nde İngilizlere karşı verdiği mücadele ile Ankara hükûmetine verdiği desteği de hatırlatır.

Romanı okuyunca sanki Gerger’in köylerinde, Çet’teki hârika mekânları gezmiş gibi olmakla beraber, oraların mükellef ve hususî yemek kültürüne de muttali oluyorsunuz.

Bilhassa kahvaltı sofralarını zenginleştiren “yöre” mâmülatı, sütten elde edilen yiyecekler ve yapılan pikniklerdeki kavurma çeşitleri, karnı acıkan bir insana nefis kokuları hissetiriyor.

Benzerlerinden Huzur ve yine yazarın Hüzün Çiçeği’yle kıyasladığım eseri bütün edebî yönleriyle ele alamayacağım. Belki ilerde… Yazarın eserlerinin bütününü içine alacak köklü bir araştırmada, belki…

Zira hasbelkader kalem erbablığına, altında olduğum vebal sebebiyle sürdürmek zorunda hissediyorum kendimi. Bazı “İrfan” sitelerindeki köşe yazılarımı geliştirmenin yanı sıra, bir yayınevinin mütalaasına sunacağım iki çalışmayı tashih ve teşkille meşgulüm.

Muallimlik vazifemle, diğer “ ümran” gayretlerim de işin cabası.

 
Etiketler: “Elif, Öğretmen”, ve, Romancı, Hüseyin, Yılmaz,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
10 Ağustos 2020
NUR'UN İKİ KURMAYINDAN BIRİ: Mustafa SUNGUR
08 Ağustos 2020
YİNE İSPANYOL SİYASETİ VEYA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
04 Ağustos 2020
OSMANLI'NIN TÖRESİ SÜNNET'İN TAA KENDİSİ...
30 Temmuz 2020
“Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda?
27 Temmuz 2020
Ne Fâcia! “Güneydoğu Nurculara Kal”mış!
24 Temmuz 2020
Kelam-ı Ezeli ve Hutbenin Arapça Okunması
24 Temmuz 2020
“Sarp Ufuklar”ın Hikâyesi
19 Temmuz 2020
NUR"LARIN (AHİRZAMANDAKİ) MAKAMI VE BÜTÜNLÜK...
16 Temmuz 2020
15 TEMMUZ'DA BİZE KEFEN Mİ BİÇMEK? ( Darbr darbe dirildik hamdolsun)
15 Temmuz 2020
Düşünme Özgürlüğüne Set Haline Dönüşmüş Bir Kanun: 5816
13 Temmuz 2020
Ayasofya Davası İçin Her Nakil Seslendirildi de...
11 Temmuz 2020
Ayasofya Davamız ve Muhafazakar Aydınlar
06 Temmuz 2020
"İBİBİKLER ÖTTÜĞÜNDE ORDAYIM "
01 Temmuz 2020
" DİN EDEBTİR" ( HAD DİNİ BİLMEK...)
28 Haziran 2020
İHLAS, HAL-İ ALEM SİYASETİ VE " SİYASET-İ İSLAMİYE"
26 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA SOHBET-2
24 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA MUSAHABE YAHUT MUHASEBE…
23 Haziran 2020
"HAKİKİ MEŞVERET"
21 Haziran 2020
İT, "TÜREVİ" CHP'NİN HALİ PÜR-MELALİ VE TİR TİR TİTREMEK!
19 Haziran 2020
" HEYYİ HEY!!!"
17 Haziran 2020
AĞABEYİM ( İktibas)
14 Haziran 2020
Said Molla, Şeyh Said ve Molla Said (Bediüzzaman) BİR mi?..
11 Haziran 2020
AYASOFYA FETHİ VE ZİNCİRLER...
09 Haziran 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
07 Haziran 2020
Bir Portre: Prof. Dr. Mehmet Kaplan
05 Haziran 2020
SÜNNET İTİKADINDA MEHDİ (AS)
01 Haziran 2020
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
24 Mayıs 2020
BAY-RAM DÜŞÜNCELERİ...
16 Mayıs 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
11 Mayıs 2020
Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
05 Mayıs 2020
SURİYE yahut "DİYAR-I ŞAM"
29 Nisan 2020
CORONA SÜRECİNDE İSLAM
27 Nisan 2020
FARİZA DENECEK KADAR AZİM VE EHEM MESELE
25 Nisan 2020
HER ZAMANIN PAKRADUNI'Sİ
19 Nisan 2020
AYA SOPHİA MI, MAHZUN MABED Mİ!( YAHUT FATİH'İN BEDDUASINDAN NE KURTULUŞ NE ZAMAN?)
13 Nisan 2020
EVDE MAHPUSKEN BAHAR
28 Mart 2020
NEFSİ YENMEK VE KORONAYI YENMEK. HANGİSİ ZOR?
19 Mart 2020
SAİT MOLLA MOLLA SAİD FARKI
08 Mart 2020
"Nâbî'yi Nabi Eden Hüsn-ü Nazar..."
08 Mart 2020
NE ÇEKTİKSE KAMAL'LARDAN...
03 Mart 2020
VATANI SEVMEK...
27 Şubat 2020
“İSTİKLÂLDEN İSTİKBÂLE” DENEME ESERİYLE “EFENDİ BEY” ROMANI
21 Şubat 2020
Enbiya Şehri URFA ama Diyarbakır "Şehr-i Ashab"
20 Şubat 2020
HALİLULLAH (AS.) YA DA MENFAAT PUTUNU KIRMAK...
19 Şubat 2020
BALTANIN SAPI...
14 Şubat 2020
Maydanoz ve Limon
10 Şubat 2020
KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK...
10 Şubat 2020
FASL-I PAŞA
09 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
08 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
05 Şubat 2020
“SEYDA!”
29 Ocak 2020
HAVANDA SU DÖVENLER... ŞİMDİKİLER GİBİ!
22 Ocak 2020
Doğubayezıd Hâni
13 Ocak 2020
FİKİR CÜCELİĞİ
10 Ocak 2020
TARİH; GERÇEK AYNASI
03 Ocak 2020
Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
28 Aralık 2019
İDİLHAN, İLHANLI VE EL-MEGİDDO OVASI!..
26 Aralık 2019
“Hakikatı Dışlamış Kimselerle Tevhidi Toplum İnşa Edilemez.”
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
21 Aralık 2019
AKASYA YAHUT AĞAÇ- 2
19 Aralık 2019
GÖBEKLİTEPE DİYE BİR YER
16 Aralık 2019
KİMLERE?
08 Aralık 2019
YOKUŞTA YÜRÜYENLER ( Bir Emek Hülasası)
05 Aralık 2019
"ŞURA-YI HAKİKİ" VEYA "MEŞVERET-İ ŞER'İYYE"
24 Kasım 2019
MEHDİ İTTİHAD-I İSLAM ORDULARININ BAŞKOMUTANI... ( BEDİÜZZAMAN- EL: 266)
18 Kasım 2019
Dünkü Ağaç, Bugünkü Fidan -1
10 Kasım 2019
MANEVİ “SEYYİDLİK”, RESULULAH(ASM)NİN DĀVASINA SAHİP ÇIKMAKTIR!
10 Kasım 2019
ABD EŞKİYASI " DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”!
10 Kasım 2019
"ÜFÜRÜKTEN TEYYARE" KRİPTO VAZİFE
09 Kasım 2019
KISIR DÖNGÜ YAHUT "FASİT TEVİLAT"
17 Ekim 2019
SAVAŞ DEĞİL HAREKAT, İŞGAL DEĞİL FETİH!
17 Ekim 2019
AB "BARIŞ PINARI"NIN MANASINI TAM ANLAMIŞ...
17 Ekim 2019
31 MART “MEŞ’UM” VAKASI
17 Ekim 2019
HADİSLER KUR'AN'IN HAKİKİ TEFSİRİ, TERCÜMANIDIR
13 Ekim 2019
EDEBİYAT HAKKINDA BAZI NOTLAR
01 Ekim 2019
"… Bir gün de hesap” Dönünce Olacaklar Olur.
27 Eylül 2019
Hakikata Şahit Tarih; Ama Resmi Olmayanı ...
26 Eylül 2019
YOKUŞTU VE DÖNEMEÇLE SÜSLÜYDÜ YOLLAR
21 Eylül 2019
KİMİ "HATİAT"I TASHİH İÇİN "PALA" MI GEREK?...
18 Eylül 2019
İMAM ALİ ŞAMİL( ŞEYH ŞAMİL)
17 Eylül 2019
“FASL-I PAŞA”
16 Eylül 2019
Ha Çeçenya, Ha Suriye
13 Eylül 2019
Fetih Misyonu ve “Yakın Tutulan Düşman!”
12 Eylül 2019
"SİYASET-İ HAZIRA" GÜNLÜK POLİTİKA, "SİYASET-İ ALİYE" İSE İMANİ HİZMETTİR.
08 Eylül 2019
BİR BAŞKA ÇEŞME
07 Eylül 2019
Tahassür
29 Ağustos 2019
MALARZGİRT'TEKİ SIR VE HATIRLATTIKLARI
Haber Yazılımı