Yazı Detayı
17 Eylül 2019 - Salı 11:28
 
“FASL-I PAŞA”
Mehmet Nuri BİNGÖL
 
 

Maskara…

     Turuncu ve sarı zemin üzerine beyaz çizgilerin çalım sattığı ilk kedimin adı. O namı hak etmediği hâlde tam tersi sıfatlar gösterdiğinden kinaye kabilinden bulduğum isim.

    Hayatımın çeşitli merhalesinde ise Karam, Masum ve Paşa var…

     ***

     Paşa, bir yıl öncesine kadar evimi ve hayatımı süslüyordu. Kızlarımın okula giderken yaramaz çocukların ellerinden kurtarıp eve getirdiği Paşa’nın ilk görünüşüne ad düşünseydim eğer, Zenci’yi daha münasip bulurdum.

     O kadar siyahtı ki renginin o olduğunu sanıp infiale kapılmış ve “Alın götürün bunu…” demiştim. “Böyle kara bir kediyi çekemem.”

     Çocuklarım, bilhassa da şimdi Mimarlık’ta okuyan küçük kızım, okula geç kalma ve müdürden “papara yeme” pahasına kediciği şampuanla yıkayınca, o simsiyah rengi ötelere kaçıştı ve beyaz, gri, siyah karışımı desenleri ortaya çıktı. Titreyen ve aç olduğu anlaşılan kediciği besledikten sonra eğitim yuvalarına koştular…

     ***

     Bahar’ın kendine has o kokusu ve yeşil aleminin sere serpe yayıldığı bir gün. Mesaideyim…

     Okuldan eve öğle arası için dönerken, öğleden sonra dersimin olmadığı ve mesai haftasını tamamladığım için memnundum.

     Evde misafirlerim vardı; kayınpeder, kayınvalide ve yaşları küçük baldızlarım… Demek onca yolu aşmak için direksiyon sallamış ve ailesini ziyaretime getirmişti.

     İlk vazife mahallim henüz ilçe olmamıştı. Gediz’e bağlı bir nahiye idi; Şaphane… Anlatırlar: Dönemin meşhur bir siyasetçisi kasabaya propaganda için geldiğinde, Belediye Başkanları halkı tembihlemiş.

     “Eğer konuşmasının sonunda, sizden ne istediğinizi soracak olursa, bir ağızdan ‘Şap, şap, şap!’ diye bağıracaksınız.”

     Denileni aynen yapmışlar ve o “meşhur siyasetçi” iktidar olduğunda kasabada çıkarılan şap madenini işleyecek bir fabrika kurulmasını sağlamış.

     Bunun bir “şehir efsanesi” olduğunu diyen de vardır ama fabrikanın inşası doğrudur. Bir şap işletme kooperatifi vardı orada. Bunu yöre halkı kendi bağımsız gayretiyle mi şekillendirmiştir, yoksa “Ankara” tarafından mı kurdurulmuştur, tam bilemem.

    Ama gerçekti ve kasabaya ilk indiğimde fabrikayı görünce, ilkönce birinci tayin yerimin bir nahiye olduğundan dolayı kırılan kalbimdeki serazat hisler istikrara kavuşmuş, çalışma şevkiyle dolmuştu. Neşir dünyasını mecburen terk etmekten ileri gelen infial ve kırgınlığım silinip gitmişti.

     ***

    Şaphane, Gediz’e bağlı bir nahiye ama ulaşımı bayağı zor. Her hatırladığımda hasret dokuduğum mekanı ilçe olduktan sonra görmedim. Oradaki bir yüksekokulda okuyan Lise mezunu öğrencimin verdiği bilgiye göre, yolu bayağı düzeltilmiştir ama  sarp mevkiini değiştirmenin imkanı yoktur buna rağmen.

    Demek “kayınpeder” sırf kızını görmek ve “Akdağ”a tırmanan o tepecikleri aşarak hâla gözümde tüten mekana “vasıl” olmak için ter dökmüştü. Şimdi bile şükranla yad ederim bunu.

     Bugün gibi hatırımdadır; günlerden Cuma idi.

     Acele bir “Hoş geldiniz…” faslından sonra yine aynı telaşla abdest alıp kayınpederle beraber Cuma’ya gidip döndük. Sebebi bilinmez bir burukluk ve yorgunluk hissedince müsaade alıp yatak odasına çekildim. Öğleden sonra dersimin bulunmadığını tekrar hatırlayıp, biraz uyursam açılırım diye kendimi yatağa attım.

     *****

     Bir kedi sesi…

     Önce rüyada sandım kendimi. Veya hafızamın bana sürpriz yaptığını… Büyükbabamların Kaplan isimli kedisinin sesinin, rüyamdan gelen bir akisle harici dünyaya geçtiğini zannediyordum. Birkaç defa duyunca miyavlamayı, odayı terk edip dışarıya bakma ihtiyacı hissettim.

     Kapıyı aşınca küçük baldızımın dış kapıdan içeriye girdiğini, kucağında da henüz isim koymadığım Maskara’nın kurumla oturduğunu gördüm.

     “Ne o Nuriş,” dedim; “kedicik annesi, ümm-ü hüreyre mi olmaya niyetlendin?”

     “Yok.” dedi ciddi ciddi. “Ben kim, annelik kim? Sokakta masum masum oturuyor görünce alıp getirdim.”

     Maskara’nın evimize teşrifi, altı ay sonra, şimdi Kimya Mühendisi ve erkek çocukları bulunan kızımın dünyaya geleceğinin de müjdesi oldu bize.

     ***

     Her hatırladığımda, “Ah Maskara, vah Maskara!” diye düşünmeden yapamadığım kedimiz, iki yıl sonra, tayinim bir başka memleket köşesine çıktığı vakit, sanki hissetmiş gibi ortadan kayboldu, yani Şaphane’de kaldı.

     Demek ki vatanseverdi, doğup büyüdüğü, hatta bizimle tanıştığı toprağına, yani vatanına düşkündü. Hele bugün, çok insanda demeye dilim varmasa da millettaş bildiğimiz kimilerinde bulunmayan hamiyetvari hissine hâla hayranlık duyarım. Anlaşılan vatanseverliğin kaynağı olan İslami vahdet itikadı olmayınca, “insan” Yüce Kitabımız Kur’an’da buyurulduğu gibi “belhüm adall” derekesine iniyordu!

     Neyse, geçelim…

     Salon-sofa karışımı odaya yönelip, küçük baldızımın halıfleks üzerine bıraktığı kedinin emirlerime uyamayacağımı sanıyordum. Sokakta bulunmuş bir hayvanın “evcil” olamayacağını biliyordum.

     Ayakta dolaşan hayvana, “Otur otur…” dedim.

      O ana kadar biraz huzursuz olan hayvan sakince oturup, “Daha başka ne yapayım?” der gibi gözlerimin derinliklerine baktı. Yeşil bir denizi andıran gözlerinden ayırmadan bakışlarımı,

     “Elini ver bakayım,” dedim.

     Bu sefer de sağ “patisini” uzatınca, kedicik değil ama genç kediye “Bayağı evcilmiş…” diyeceğime, “Vay maskara hayvan.” demişim.

     Dolayısıyla iki yıl müddetince o gurbet elde can yoldaşımız olan Maskara’ya  isim de bulmuş oldum.

     ***

     Bu satırları yazarken babama bayramlaşmaya gitmiştim. Böyle bir yazı hazırladığımı belirtince, “Sen çocukken ‘adsız’ olan kedimizi hatırlar mısın?” dedi.

     Hafızamı o kadar yoklamama rağmen aklıma gelmeyince, annem atıldı.

     “Peki, babanın Almanya’ya işçilik niyetiyle yola düşüp, hasretimize dayanamayarak İstanbul’dan işçi kafilesini terk edip memlekete dönüşünü hatırlıyor musun?”

     “Hayal meyal de olsa, evet.”

    “Gelir gelmez sizi sormadan kediyi sordu baban. O kadar düşkündü ona.”

     Anlaşılan, demek ki, zira…

     ***

     Gelelim Maskara’nın “maskaralık”larına…

     Gece ziyaretlerine giderdik bazen. O “akıllı” hayvan evde kalmaz, beraber çıkar, sokağın en ileri noktasına kadar bizimle gelir ve o noktaya çakılıp kalırdı.

     Ziyaretten dönerken bakardık ki Maskara bizi “uğurlamak” için kendini sabitlediği mekanda durup bizi bekliyor.

      Oradan itibaren de bizi eve kadar takip eder, içeriye birlikte girerdik.

     Yavrusu oldu, o küçüğe tıpkı insani bir anne gibi “tuvalet eğitimi” verdiğine şahit olunca apışıp kaldım.

      Tayinim çıkınca ev eşyalarımın kamyona yüklendiğini görür görmez kaybolduğunu daha önce anlatmıştım.

     İyi ki ardımdan gelmek için kamyona binmemişti, çünkü “atandığım” ilçede, iskan edeceğim kiralık bir evi ancak üç ay aradıktan sonra bulabilmiştim.

     ***

     Paşa faslına o kadar yer ayıramayacağım.

     O da şimdi Mimarlık’ta okuyan küçük kızımın yadigarıydı.

    Meslek hayatımın bazı sıkıntı verici hâllerinden gelen bütün stresimi, eve girer girmez beni karşılayıp dizime veya yanıma çöreklenişiyle giderir, diğer kalem çalışmalarıma hız kazandırırdı.

    Hele o kadir bilirliği…

     Arada sırada -yeri balkonda olduğundan- onun tarafından “düzeni” bozulan balkonu tanzim eder, temizlerdim.

   Ben bu yorgunluk için söylenip dururken  ayağıma sürünür, berjere oturunca da fırlayıp kucağıma çıkardı. Öyle bir yalanmaya dururdu ki o “tanzime” teşekkür ediyor sanırdınız. Belki de gerçekten şükran hisleri içindeydi, bilemem elbet.

     Yalnız kucağıma gelip de “mır mır” ses çıkarmaya başlayınca, Üstad’ın kedi hatırası aklıma gelir, hakikaten öyle demiş olmasa da Paşa, benim de “Ya Rahim, Ya Rahim” veya mükemmel hayatı için “ Ya Hay, Ya Razık…” dememe vesile olurdu.

      Tek kusuru vardı. Evden dışarıya adım atmaya bile korkuyordu. Bu yüzden bir aile kuramamıştı. Onu bundan mahrum etmeye hakkımın olmadığını düşünerek Orman Fidanlık Kurumu bitişiğindeki bahçeli lojmanlardan bir dosta bıraktık.

     Orayı bırakıp bize gelmedi, belki de bu hareketimiz için bize küsmüştü.

    Sonra öğrendik: Onlara da alışamamış ve yakındaki koruluğa kaçmış. Bazen gönlü istediğinde dostumun evine geliyor ve verilen yemi rızkı kadar yeyip oradan uzaklaşıyormuş…

     Geçende o arkadaşın hanımına rastlamış hayat arkadaşım:

    “Ablacığım,” demiş; “sizin Paşa bir harem kurmuş kendisine. Evin çevresinde kurumla dolaşıyor.”

 
Etiketler: “FASL-I, PAŞA”,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
31 Temmuz 2021
İKİYÜZLÜLÜĞÜN ALFABESİ
25 Temmuz 2021
BİR ASİMETRİK SAVAŞ ÇEŞİDİ
15 Temmuz 2021
Aman Aman Aman, Teyakkuz!
09 Temmuz 2021
M(Z)İLLET İTTİFAKI ADAYINA SORULAR
17 Haziran 2021
ESİNTİLER
09 Haziran 2021
GÖNLÜ İHYA SEFERBERLİĞİ
07 Haziran 2021
OLACAĞI BEKLEMEK
22 Mayıs 2021
İMAN VE AMEL
15 Mayıs 2021
Dünya Dünya Dedikleri ( Kdy'de baskıda olan ...Çeşme kitabımdan iktibastır)
10 Mayıs 2021
YALEL SEDALARI VEYA AKSA MESCİDİ
05 Mayıs 2021
GENÇ YAZAR DOSTLARA MİSAL DİYE YAZDIM
30 Nisan 2021
RAMAZANDA BİR TEFEKKÜR
15 Nisan 2021
ŞAM” KUDÜS’TEN BAŞLARSA
01 Nisan 2021
METNİN ANAHTAR KELİMESİ
28 Mart 2021
Külliyat'ı Anlamak Üzerine-2
23 Mart 2021
“TARİHÇE”NİZE KISA BİR BAKIŞ
12 Mart 2021
Akif İslam Şairidir yahut İstiklal Marşı Şairi
07 Mart 2021
İhlas, “îsar” Münasebeti
03 Mart 2021
ESKİ DEĞİL "ESKİMEZ" SAİD
28 Şubat 2021
SÜRGÜNDEKİ ÇEÇENYA, NUR ÜSTAD VE SİYAHTAN TURKUAZA KOŞMAK YAZARI MEHMET NURİ BİNGÖL’LE MÜLAKAT
27 Şubat 2021
YAZARIMIZ MEHMET NURİ BİNGÖL'DEN YENİ BİR KİTAP
21 Şubat 2021
28 ŞUBAT'ÇI "KAFA" BU SEFER DE ERDOĞAN'I HEDEF ALDI
14 Şubat 2021
“ ALMA MAZLUMUN AHINI...”  
13 Şubat 2021
Düşman Kime Saldırıyorsa ( Kavala Talebi Üzerine)
05 Şubat 2021
MANEVI  “SEYYİDLİK” RESULULLAH DĀVASINA SAHİP ÇIKMAKTIR
28 Ocak 2021
GEÇ BİR OSMANLI YAZISI
26 Ocak 2021
TARİHİ SEVDİREN ADAM'A RAHMET DİLEĞİYLE
23 Ocak 2021
Külliyat'ı Anlamak Üzerine-2
20 Ocak 2021
Külliyatı Anlamak Üzerine-1
11 Ocak 2021
Üstad Nursi ve “Müstağni Siyaset”
07 Ocak 2021
"SİLİK  SÖZ"LERİN GEZDİĞİ ARENA
25 Aralık 2020
Zekânın zekâtı Borcu Silmez; Mecazidir O...
18 Aralık 2020
ASIL AMBARGO ZİHİNLERDE; O KALKTIYSA ONLARCASI BİLE HAVA CİVADIR BİZE...
16 Aralık 2020
TARIK BUĞRA VE OSMANLI
10 Aralık 2020
TEK DERDİ DÜNYA OLAN ŞEBEKE
05 Aralık 2020
BİR KÜÇÜREK HİKAYE YAHUT "BİZİ NE SANIYOR BUNLAR?"
02 Aralık 2020
İNTERNET VE SOSYAL MEDYADA TÜRKÇENİN DOĞRU KULLANIMI
28 Kasım 2020
TEPETAKLAYDI İÇİM...
26 Kasım 2020
REFORM MU, İNŞA MI?
22 Kasım 2020
“AKİBET MÜTTAKİLERİN” VE “KADERE TESLİM” OLANLARIN DEĞİL Mİ? –
22 Kasım 2020
TAKLACI KUŞ OLMAK KİMİ VURUR ÖNCE?
20 Kasım 2020
“AKİBET MÜTTAKİLERİN” VE “KADERE TESLİM” OLANLARIN DEĞİL Mİ? –
18 Kasım 2020
TAKLACI KUŞ OLMAK KİMİ VURUR ÖNCE?
16 Kasım 2020
Said Nursi Kimlere Zındık Demişti?!
14 Kasım 2020
DUZAH MI, VİCDAN MI?
10 Kasım 2020
"Ehl-i Hak Olan Sünnet" İtikad Mezhebi...
08 Kasım 2020
“Muvakkat İttifak” ya da Tapu Dağıtmak…
04 Kasım 2020
BULUT VE ÖRDEK MESELİ
30 Ekim 2020
Mitoman Siyasi Belki Mazur; Ya Taammüden Yapan...
29 Ekim 2020
“VAN YOLUNDAKİ HAN KAPISI” YA DA MUZDARİP İSLAM ALEMİ…
17 Ekim 2020
NEDEN YA DA NERELERDEN DÜŞMEK
12 Ekim 2020
BU ASRIN BİR MÜCAHİDİ: FIRINCI AĞABEY
07 Ekim 2020
"TÜRKMENEM..."
02 Ekim 2020
BELİRSİZ BIRAKMAK DA BİR ALENİYETTİR!
26 Eylül 2020
Maydanoz ve Limon
20 Eylül 2020
EYÜP OTMAN AĞABEY
14 Eylül 2020
"Hakikat Alimi" Ne Menemdir?
08 Eylül 2020
Dünya Dedikleri Acayip Yer
02 Eylül 2020
LAYT LAİKRATOS, ARTAN SEKÜLERİZM
24 Ağustos 2020
NAVTEKS BİR ARA FORMÜL. ASIL HEDEF MEB (Müstakil Ekonomik Bölge)
20 Ağustos 2020
"Çığlığı Afakta Yankılanmayan Yazar” Olur mu?..
17 Ağustos 2020
ÇAY DEYİP GEÇMEYİN
10 Ağustos 2020
NUR'UN İKİ KURMAYINDAN BIRİ: Mustafa SUNGUR
08 Ağustos 2020
YİNE İSPANYOL SİYASETİ VEYA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
04 Ağustos 2020
OSMANLI'NIN TÖRESİ SÜNNET'İN TAA KENDİSİ...
30 Temmuz 2020
“Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda?
27 Temmuz 2020
Ne Fâcia! “Güneydoğu Nurculara Kal”mış!
24 Temmuz 2020
Kelam-ı Ezeli ve Hutbenin Arapça Okunması
24 Temmuz 2020
“Sarp Ufuklar”ın Hikâyesi
19 Temmuz 2020
NUR"LARIN (AHİRZAMANDAKİ) MAKAMI VE BÜTÜNLÜK...
16 Temmuz 2020
15 TEMMUZ'DA BİZE KEFEN Mİ BİÇMEK? ( Darbr darbe dirildik hamdolsun)
15 Temmuz 2020
Düşünme Özgürlüğüne Set Haline Dönüşmüş Bir Kanun: 5816
13 Temmuz 2020
Ayasofya Davası İçin Her Nakil Seslendirildi de...
11 Temmuz 2020
Ayasofya Davamız ve Muhafazakar Aydınlar
06 Temmuz 2020
"İBİBİKLER ÖTTÜĞÜNDE ORDAYIM "
01 Temmuz 2020
" DİN EDEBTİR" ( HAD DİNİ BİLMEK...)
28 Haziran 2020
İHLAS, HAL-İ ALEM SİYASETİ VE " SİYASET-İ İSLAMİYE"
26 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA SOHBET-2
24 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA MUSAHABE YAHUT MUHASEBE…
23 Haziran 2020
"HAKİKİ MEŞVERET"
21 Haziran 2020
İT, "TÜREVİ" CHP'NİN HALİ PÜR-MELALİ VE TİR TİR TİTREMEK!
19 Haziran 2020
" HEYYİ HEY!!!"
17 Haziran 2020
AĞABEYİM ( İktibas)
14 Haziran 2020
Said Molla, Şeyh Said ve Molla Said (Bediüzzaman) BİR mi?..
11 Haziran 2020
AYASOFYA FETHİ VE ZİNCİRLER...
09 Haziran 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
07 Haziran 2020
Bir Portre: Prof. Dr. Mehmet Kaplan
05 Haziran 2020
SÜNNET İTİKADINDA MEHDİ (AS)
01 Haziran 2020
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
24 Mayıs 2020
BAY-RAM DÜŞÜNCELERİ...
16 Mayıs 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
11 Mayıs 2020
Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
05 Mayıs 2020
SURİYE yahut "DİYAR-I ŞAM"
29 Nisan 2020
CORONA SÜRECİNDE İSLAM
27 Nisan 2020
FARİZA DENECEK KADAR AZİM VE EHEM MESELE
25 Nisan 2020
HER ZAMANIN PAKRADUNI'Sİ
19 Nisan 2020
AYA SOPHİA MI, MAHZUN MABED Mİ!( YAHUT FATİH'İN BEDDUASINDAN NE KURTULUŞ NE ZAMAN?)
13 Nisan 2020
EVDE MAHPUSKEN BAHAR
28 Mart 2020
NEFSİ YENMEK VE KORONAYI YENMEK. HANGİSİ ZOR?
19 Mart 2020
SAİT MOLLA MOLLA SAİD FARKI
08 Mart 2020
"Nâbî'yi Nabi Eden Hüsn-ü Nazar..."
08 Mart 2020
NE ÇEKTİKSE KAMAL'LARDAN...
03 Mart 2020
VATANI SEVMEK...
27 Şubat 2020
“İSTİKLÂLDEN İSTİKBÂLE” DENEME ESERİYLE “EFENDİ BEY” ROMANI
21 Şubat 2020
Enbiya Şehri URFA ama Diyarbakır "Şehr-i Ashab"
20 Şubat 2020
HALİLULLAH (AS.) YA DA MENFAAT PUTUNU KIRMAK...
19 Şubat 2020
BALTANIN SAPI...
14 Şubat 2020
Maydanoz ve Limon
10 Şubat 2020
KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK...
10 Şubat 2020
FASL-I PAŞA
09 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
08 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
05 Şubat 2020
“SEYDA!”
29 Ocak 2020
HAVANDA SU DÖVENLER... ŞİMDİKİLER GİBİ!
22 Ocak 2020
Doğubayezıd Hâni
17 Ocak 2020
“Elif Öğretmen” ve Romancı Hüseyin Yılmaz
13 Ocak 2020
FİKİR CÜCELİĞİ
10 Ocak 2020
TARİH; GERÇEK AYNASI
03 Ocak 2020
Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
28 Aralık 2019
İDİLHAN, İLHANLI VE EL-MEGİDDO OVASI!..
26 Aralık 2019
“Hakikatı Dışlamış Kimselerle Tevhidi Toplum İnşa Edilemez.”
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
21 Aralık 2019
AKASYA YAHUT AĞAÇ- 2
19 Aralık 2019
GÖBEKLİTEPE DİYE BİR YER
16 Aralık 2019
KİMLERE?
08 Aralık 2019
YOKUŞTA YÜRÜYENLER ( Bir Emek Hülasası)
05 Aralık 2019
"ŞURA-YI HAKİKİ" VEYA "MEŞVERET-İ ŞER'İYYE"
24 Kasım 2019
MEHDİ İTTİHAD-I İSLAM ORDULARININ BAŞKOMUTANI... ( BEDİÜZZAMAN- EL: 266)
18 Kasım 2019
Dünkü Ağaç, Bugünkü Fidan -1
10 Kasım 2019
MANEVİ “SEYYİDLİK”, RESULULAH(ASM)NİN DĀVASINA SAHİP ÇIKMAKTIR!
10 Kasım 2019
ABD EŞKİYASI " DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”!
10 Kasım 2019
"ÜFÜRÜKTEN TEYYARE" KRİPTO VAZİFE
09 Kasım 2019
KISIR DÖNGÜ YAHUT "FASİT TEVİLAT"
17 Ekim 2019
SAVAŞ DEĞİL HAREKAT, İŞGAL DEĞİL FETİH!
17 Ekim 2019
AB "BARIŞ PINARI"NIN MANASINI TAM ANLAMIŞ...
17 Ekim 2019
31 MART “MEŞ’UM” VAKASI
17 Ekim 2019
HADİSLER KUR'AN'IN HAKİKİ TEFSİRİ, TERCÜMANIDIR
13 Ekim 2019
EDEBİYAT HAKKINDA BAZI NOTLAR
01 Ekim 2019
"… Bir gün de hesap” Dönünce Olacaklar Olur.
27 Eylül 2019
Hakikata Şahit Tarih; Ama Resmi Olmayanı ...
26 Eylül 2019
YOKUŞTU VE DÖNEMEÇLE SÜSLÜYDÜ YOLLAR
21 Eylül 2019
KİMİ "HATİAT"I TASHİH İÇİN "PALA" MI GEREK?...
18 Eylül 2019
İMAM ALİ ŞAMİL( ŞEYH ŞAMİL)
16 Eylül 2019
Ha Çeçenya, Ha Suriye
13 Eylül 2019
Fetih Misyonu ve “Yakın Tutulan Düşman!”
12 Eylül 2019
"SİYASET-İ HAZIRA" GÜNLÜK POLİTİKA, "SİYASET-İ ALİYE" İSE İMANİ HİZMETTİR.
08 Eylül 2019
BİR BAŞKA ÇEŞME
07 Eylül 2019
Tahassür
29 Ağustos 2019
MALARZGİRT'TEKİ SIR VE HATIRLATTIKLARI
Haber Yazılımı