Yazı Detayı
29 Ocak 2020 - Çarşamba 12:14
 
HAVANDA SU DÖVENLER... ŞİMDİKİLER GİBİ!
Mehmet Nuri BİNGÖL
 
 

“Gına geldi  bu boğuşmadan. Ya biz, ya onlar; bir üçüncü şık kalmadı. Her iki şıkkın ne getirip ne götüreceğini hesaplayıp, adımlarınızı öylece atmalısınız bundan böyle. Kafkasya çapında elli bini bulmayan milis kuvvetinin önündeki bu duraklama, kepazelikten de öte bir şey. Otuz yıldan beri bir adım ileri, beş adım geri gidiyoruz. Çıldırasım geliyor.”
Tümgeneral Velyaminof çok zaman asık yüzüne zoraki bir tebessüm çizerek:
“Buraya atanmamızın sebebi de bu değil mi komutanım?” dedi. “ Sizin gibi bir kurmayı karşılarında görmediklerinden her geçen gün daha da şımardı bu dağlılar. Ordumuzun ana gövdesinin Terek’in gerisine, hatta Sohumkale’ye çekildiğini iyi ki Petersburg’a rapor etmedik. Yoksa...”
Sohumkale’nin Çar ordusunca ele geçirilmeden önceki emiri ve Çarlık Rusyası ile birlikte çalışmaktan başka yol göremeyen Alişan Han kaşlarını celalle yıktı:
“Bu ‘yoksa’ lafı bizimle mi ilgilidir kumandan?” diye atıldı.
Velyaminof, General Rozen’in mânası pek de anlaşılmayan göz işaretiyle, tarziye verir gibi:
“ Ne haddime.” dedi. “Yoksa Çar Hazretleri kalpten giderdi de, bir de çarlık seçimi için saray entrikalarıyla uğraşmak zorunda kalırdık.”
Sohumkale Valisinin makam odası binanın ikinci katındaydı ve pencereleri hem kuzeye, hem batıya bakıyordu. Binanın köşesine düşüyordu oda.
Şehir, Terek’e yaslanıp kendisiyle aynı adı taşıyan bir yaylanın kıyısında kurulmuştu. Hürriyet rüzgârları esen ülkenin çeşitli bölgelerinden gelen yolları birbirine bağlıyordu. Hem orayı elinde tutan ordu için, hem de kendi değerlerine göre yaşamak için harekete geçen Abaz, Çeçen, Adige ve Dağıstan kuvvetlerince mühim görülmesinin sebebi, yukarıdan bakılınca daha  iyi anlaşılıyordu.
Çevresinin Çar ordusunca “temiz” diye sıfatlandırılması, bölgenin ikinci Ahulgoh’u olmaya adaylığındandı. Hem General, hem Tümgeneral, hem emir subayları, hem Alişan Han bilhassa Ahulgoh’ta üslenmiş İmam Muhammed’in savaş makinası mücahitlerini ta buraya sevkedip, kuvvetini sağa sola dağıtacak kadar izan fukarası olmadığını biliyorlardı ama bir “yalnız kurt”un bir avuç cengaverle Sohumkale’ye sızıp...
“Aman, Tanrı korusun...” dedi Binbaşı Sergeviç.
Bu sesli düşünmenin, Çar’ın ölüm ihtimali için yapıldığını zanneden Velyaminov, bir taburu teslim ettiği Binbaşı Sergeviç’e, sicilinde yazılanları hatırlayınca memnunca gülümseyerek baktı.
“ Yolculuğun nasıl geçti?” dedi. “ Bir Dağlı kolunu püskürtmüşsün...”
Binbaşı Sergeyiveç gerçeği söyleyip söylememede tereddütlü durdu. Aslında püskürtme filan yoktu. Dağlılar bilinmez bir sebepten geri çekilmiş, sağına düşen  çam ormanında kaybolmuşlardı.
Şehrin emniyet ve kolluk işleriyle vazifeli Yüzbaşı Pavloviç’in, huzursuzluk çöllerindeymiş gibi iç sıkıntısı iklim ve mevsimden değildi. Emredilen hedeften fersah fersah uzak oluşlarındandı.
Yüzbaşı Pavloviç, asabi bir şekilde avurtlarını kemirerek ruh hâlini ele verirken, Sohumkale Garnizon Komutanı Albay Krikov, tam tersine pek sakindi; anlatılanları kâle almaz bir tavırla dinliyordu. Ayak ayak üstüne atmış, esneyip duruyor; bıkkın alın çizgileri altındaki ölgün gözlerini içerdekilerin tümünün üzerinde  dolaştırarak durumu kavramak istiyordu.
General Rozen tarafından bal gibi makam rüşveti olarak tayin edilen Vali Beslan Bek’in hastalığını bahâne ederek toplantıya katılmamasının aslında mesuliyetten kaçış olduğunu, hepsi gibi General Rozen de biliyordu ama “adamın” mazeretine itiraz edecek hâli yoktu şimdilik.
“Şimdilik, bu bilmediğimiz topraklardaki harekat için muhtacız onlara...” dedi içinden. “ Biraz daha dayanacağız adamlara.”
Oda kapısına yakın peykeye kurulmuş Alişan Han’la Savsur Bek’in yerli kıyafetleri, hem General’i, hem de Yüzbaşı Pavloviç’i iğrendirse bile, buna dayanmaları gerektiğini iyi biliyorlardı.
Buraya düşmanı yok etmeye gelmişlerdi; onu bunu dışlayarak kendilerine direnen kuvvetlere Emir Savsur’u katmaya değil. Kendisi tersini düşünse de üstlerinden gelen ve onlara ihtiyaçlarını vurgulayan talimatları yok sayamazdı.
“Anladığınızı umarım,” diyen ses ona aitti ve tiz titreşimlerle bezenmişti.  Odadaki, çaresizliğin itirafı olan sessizliği yine kendisinin bozması, içerdekilerin yine de bocaladıklarını anlatıyordu.
Odadakilerin yüz hatlarına tek tek baktıktan sonra ekledi:
“Zaten anlamak zorundasınız da. Çünkü şu an bulunduğunuz tüm mevkileri bize borçlusunuz; ayrıcalıklı hayat tarzınızı da... Herhal yaşama şeklinizin tam tersine dönmesini istemezsiniz.”
Sözünün burasında duraladı; başını, pencere önünde oturup kendini dinliyor görünen Alişan Bek’den yana çevirdi, kaldığı yerden devam etti:
“Bu anlattıklarımı, Alişan Han’ın valiye duyuracağından kuşkum yok.”
Sözünün burasında mânalı bir gülüş durdurdu onu, postasından püro istedi. Yakıp bir nefes çekip havaya üfledi.
“Buradan çıkınca,”dedi bıyık altı gülüşünü sürdürerek; “Savsur Bek’e geçmiş olsuna gidersin belki. Burada hem kendi adına, hem de onun nâmına bulunuyorsun. Dediklerimi ona da duyurursun.”
Son sözler, kır saçlarına rağmen sakalsız bıyıksız simasını daha beter gölgeledi Alişan Han’in; kaşlarını çatıp zemindeki koyu sarı desenli halıyı inceleyerek duymazdan geldi önce, ama böylesi bir davranışın adamı kuşkulandıracağını hesaplayıp kendini toparladı. Nefeslendikten sonra, kısık sesiyle  söylenirmiş gibi karşılık vermeyi  zaruret  bildi:
“Emirlerinizi  Rusça bilen bir çocuk bile anında anlardı sayın kumandan,” dedi; “ hâlimizi öyle bir tasvir ettiniz ki mest oldum. Yalnız tasvir ettiniz, yalnız korkuttunuz, yalnız vaziyetimizin perişanlığını ilan ettiniz; bunca moral bozukluğu yetmiyormuş gibi, bir de bunları yaptınız bize; beklenmez bir üslup.”
Sözünü yarım bırakarak Tümgeneral Velyaminov’un sorgular yüz ifadesine dikkat etti, belli bir hükm varmak istiyordu:
“Yanlış anlayıp îtiraz ediyorum sanmayın beni,” diye de yarım bıraktığı konuşmasını sürdürdü; “çünkü buna gereğin kalmayacağı günlerin çok yakında olduğunuğunu hissediyorum. Ama sadece dağlıların ısrarcı mukavemetleri epey düşündürttü beni.”
Alişan Han, Vali Beslan Bek’in makam odasının alt kısmına düşen koltuklarına iğreti oturmuş, konuşulanları sanki anlarmış gibi bakan kabile hanlarının en yaşlısına düşünceli göz attı.
“ Ne konuşur bunlar? Vaadettikleri gibi asileri tepeleyip bize bağımsız bir yurt vereceklerse, ne bu telaş?”
Alişan Han bilmiyordu ki “her devir”de hakim güçler bir şeyler vaadederdi galibiyete kadar, sonra da hatırlarında kalan sadece kendi hedefleri olurdu. “Tarihin tekerrürü ne de acıydı! ( ...... Konan Kartal çalışmadan...)

 
Mehmet Nuri BİNGÖL 
 
 
 
 
Etiketler: HAVANDA, SU, DÖVENLER..., ŞİMDİKİLER, GİBİ!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
10 Ağustos 2020
NUR'UN İKİ KURMAYINDAN BIRİ: Mustafa SUNGUR
08 Ağustos 2020
YİNE İSPANYOL SİYASETİ VEYA İSTANBUL SÖZLEŞMESİ
04 Ağustos 2020
OSMANLI'NIN TÖRESİ SÜNNET'İN TAA KENDİSİ...
30 Temmuz 2020
“Doğruyu Her Yerde Deme”mek, ama Hangi Makamda?
27 Temmuz 2020
Ne Fâcia! “Güneydoğu Nurculara Kal”mış!
24 Temmuz 2020
Kelam-ı Ezeli ve Hutbenin Arapça Okunması
24 Temmuz 2020
“Sarp Ufuklar”ın Hikâyesi
19 Temmuz 2020
NUR"LARIN (AHİRZAMANDAKİ) MAKAMI VE BÜTÜNLÜK...
16 Temmuz 2020
15 TEMMUZ'DA BİZE KEFEN Mİ BİÇMEK? ( Darbr darbe dirildik hamdolsun)
15 Temmuz 2020
Düşünme Özgürlüğüne Set Haline Dönüşmüş Bir Kanun: 5816
13 Temmuz 2020
Ayasofya Davası İçin Her Nakil Seslendirildi de...
11 Temmuz 2020
Ayasofya Davamız ve Muhafazakar Aydınlar
06 Temmuz 2020
"İBİBİKLER ÖTTÜĞÜNDE ORDAYIM "
01 Temmuz 2020
" DİN EDEBTİR" ( HAD DİNİ BİLMEK...)
28 Haziran 2020
İHLAS, HAL-İ ALEM SİYASETİ VE " SİYASET-İ İSLAMİYE"
26 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA SOHBET-2
24 Haziran 2020
GAZETECİ BİR DOSTLA MUSAHABE YAHUT MUHASEBE…
23 Haziran 2020
"HAKİKİ MEŞVERET"
21 Haziran 2020
İT, "TÜREVİ" CHP'NİN HALİ PÜR-MELALİ VE TİR TİR TİTREMEK!
19 Haziran 2020
" HEYYİ HEY!!!"
17 Haziran 2020
AĞABEYİM ( İktibas)
14 Haziran 2020
Said Molla, Şeyh Said ve Molla Said (Bediüzzaman) BİR mi?..
11 Haziran 2020
AYASOFYA FETHİ VE ZİNCİRLER...
09 Haziran 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
07 Haziran 2020
Bir Portre: Prof. Dr. Mehmet Kaplan
05 Haziran 2020
SÜNNET İTİKADINDA MEHDİ (AS)
01 Haziran 2020
VEHBİ'NİN KERRAKESİ
24 Mayıs 2020
BAY-RAM DÜŞÜNCELERİ...
16 Mayıs 2020
VER ELİNİ TÜRKMENELİ ( yayını bekliyor) ROMANIMDAN BİR BÖLÜM
11 Mayıs 2020
Mehmet Nuri Bingöl’le Mülakat
05 Mayıs 2020
SURİYE yahut "DİYAR-I ŞAM"
29 Nisan 2020
CORONA SÜRECİNDE İSLAM
27 Nisan 2020
FARİZA DENECEK KADAR AZİM VE EHEM MESELE
25 Nisan 2020
HER ZAMANIN PAKRADUNI'Sİ
19 Nisan 2020
AYA SOPHİA MI, MAHZUN MABED Mİ!( YAHUT FATİH'İN BEDDUASINDAN NE KURTULUŞ NE ZAMAN?)
13 Nisan 2020
EVDE MAHPUSKEN BAHAR
28 Mart 2020
NEFSİ YENMEK VE KORONAYI YENMEK. HANGİSİ ZOR?
19 Mart 2020
SAİT MOLLA MOLLA SAİD FARKI
08 Mart 2020
"Nâbî'yi Nabi Eden Hüsn-ü Nazar..."
08 Mart 2020
NE ÇEKTİKSE KAMAL'LARDAN...
03 Mart 2020
VATANI SEVMEK...
27 Şubat 2020
“İSTİKLÂLDEN İSTİKBÂLE” DENEME ESERİYLE “EFENDİ BEY” ROMANI
21 Şubat 2020
Enbiya Şehri URFA ama Diyarbakır "Şehr-i Ashab"
20 Şubat 2020
HALİLULLAH (AS.) YA DA MENFAAT PUTUNU KIRMAK...
19 Şubat 2020
BALTANIN SAPI...
14 Şubat 2020
Maydanoz ve Limon
10 Şubat 2020
KEŞKE HAKLI ÇIKMASAYDIK...
10 Şubat 2020
FASL-I PAŞA
09 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
08 Şubat 2020
“Hikmet-i Kudsiye” ile Felsefe Hikmeti Münazarası
05 Şubat 2020
“SEYDA!”
22 Ocak 2020
Doğubayezıd Hâni
17 Ocak 2020
“Elif Öğretmen” ve Romancı Hüseyin Yılmaz
13 Ocak 2020
FİKİR CÜCELİĞİ
10 Ocak 2020
TARİH; GERÇEK AYNASI
03 Ocak 2020
Yol Açıcılar- Yol Kapatıcılar
28 Aralık 2019
İDİLHAN, İLHANLI VE EL-MEGİDDO OVASI!..
26 Aralık 2019
“Hakikatı Dışlamış Kimselerle Tevhidi Toplum İnşa Edilemez.”
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
24 Aralık 2019
" ERKEĞE KARI LİBASI YAKIŞMAZ" VEYA "KENDİ YÜRÜYÜŞÜNÜ TERK ETTİ..." MESELESİ...
21 Aralık 2019
AKASYA YAHUT AĞAÇ- 2
19 Aralık 2019
GÖBEKLİTEPE DİYE BİR YER
16 Aralık 2019
KİMLERE?
08 Aralık 2019
YOKUŞTA YÜRÜYENLER ( Bir Emek Hülasası)
05 Aralık 2019
"ŞURA-YI HAKİKİ" VEYA "MEŞVERET-İ ŞER'İYYE"
24 Kasım 2019
MEHDİ İTTİHAD-I İSLAM ORDULARININ BAŞKOMUTANI... ( BEDİÜZZAMAN- EL: 266)
18 Kasım 2019
Dünkü Ağaç, Bugünkü Fidan -1
10 Kasım 2019
MANEVİ “SEYYİDLİK”, RESULULAH(ASM)NİN DĀVASINA SAHİP ÇIKMAKTIR!
10 Kasım 2019
ABD EŞKİYASI " DÜNYAYA HÜKÜMDAR OLMAZ”!
10 Kasım 2019
"ÜFÜRÜKTEN TEYYARE" KRİPTO VAZİFE
09 Kasım 2019
KISIR DÖNGÜ YAHUT "FASİT TEVİLAT"
17 Ekim 2019
SAVAŞ DEĞİL HAREKAT, İŞGAL DEĞİL FETİH!
17 Ekim 2019
AB "BARIŞ PINARI"NIN MANASINI TAM ANLAMIŞ...
17 Ekim 2019
31 MART “MEŞ’UM” VAKASI
17 Ekim 2019
HADİSLER KUR'AN'IN HAKİKİ TEFSİRİ, TERCÜMANIDIR
13 Ekim 2019
EDEBİYAT HAKKINDA BAZI NOTLAR
01 Ekim 2019
"… Bir gün de hesap” Dönünce Olacaklar Olur.
27 Eylül 2019
Hakikata Şahit Tarih; Ama Resmi Olmayanı ...
26 Eylül 2019
YOKUŞTU VE DÖNEMEÇLE SÜSLÜYDÜ YOLLAR
21 Eylül 2019
KİMİ "HATİAT"I TASHİH İÇİN "PALA" MI GEREK?...
18 Eylül 2019
İMAM ALİ ŞAMİL( ŞEYH ŞAMİL)
17 Eylül 2019
“FASL-I PAŞA”
16 Eylül 2019
Ha Çeçenya, Ha Suriye
13 Eylül 2019
Fetih Misyonu ve “Yakın Tutulan Düşman!”
12 Eylül 2019
"SİYASET-İ HAZIRA" GÜNLÜK POLİTİKA, "SİYASET-İ ALİYE" İSE İMANİ HİZMETTİR.
08 Eylül 2019
BİR BAŞKA ÇEŞME
07 Eylül 2019
Tahassür
29 Ağustos 2019
MALARZGİRT'TEKİ SIR VE HATIRLATTIKLARI
Haber Yazılımı