Yazı Detayı
18 Nisan 2020 - Cumartesi 20:36
 
Kur’an’da Korona var mı?
Prof. Dr. Atilla YARGICI
mail.haber111@gmail.com
 
 

İki husus var ki,  insanlar o konuda ahkam kesmeyi, bilgisizce konuşmayı seviyorlar. Bunlardan birisi tıp, diğeri de din konusu. Tıp konusunda cahil olan insanların her gün neler uydurduğunu görüyoruz. Konumuz bu değil. Bugün  Din konusunda ileri geri konuşan, bilgisizliğine bakmadan Kur’an ile ilgili yalan yanlış bilgiler paylaşan insanların fikirlerine değinmek istiyorum.
Dünyada büyük panik meydana getiren, insanların psikolojilerinin bozulmasına sebep olan corona virüs, ya da covid 19 ile ilgili  aklına gelen bir şeyler söylüyor. Gerçeğe dayalı  sözlere bir şey demek mümkün değil. Ama  bilgisi eksik olduğuna bakmadan Kur’an ile ilgili   iddialı cümleler kuran insanlara da bir çift sözümüz olacaktır.
Sosyal medya üzerinden ve bazı internet sitelerinden yayılan bu tür yanlış bilgilerin başında corona kelimesinin Kur’anda geçtiği iddiası geliyor.
Geçenlerde bunlardan birisinin bir sosyal medya paylaşımına rastladım. Birkaç cümle yazmış ama,  Kur’an hakkında ve arapça hakkında bir  bilgisi olmayan binlerce insanın yanlış bilgilenmesine sebep olacak birkaç cümle.
Bu iddiaya göre  paylaşılan ayette korona kelimesi geçiyor ve evlerinizde oturun diyor. Yani kendisine göre, coronanın bulaşmaması için Kur’an’da corona kelimesinin geçtiği ayette evde oturmayı tavsiye ediyor.
Bir kere şununla başlayalım: corona kelimesi, Latinceden gelme bir kelimedir. Onun da kökü eski Yunancadır. Kelime, taç anlamına gelmektedir. Bu virüs, elektron mikroskobunda büyütülüp incelendiği zaman taç gibi gözüktüğü için ona bu isim verilmiştir. Şimdi latince olan ve eski Yunancadan gelen bu  kelimenin zaten Kur’anda bulunma şansı yok.
Şimdi “evde oturun” diye  ifade edilen ayete bir bakalım:
Bu, Ahzab suresi 33. Ayette zikredilen ayettir.
32. ayette, yüce Allah, peygamberimizin eşlerine hitap ediyor. Onların diğer insanlardan birisi gibi olmadığını hatırlatıyor. Onlara şöyle diyor: “konuşurken  sözü yumuşatarak söylemeyin. Sonra kalpleri bozuk olanlar umuda kapılır”  33. ayette ise  “evlerinizde oturun. Ve daha önce cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın”buyruluyor. Ayette geçen Vekarne” ifadesini almış, kelimenin aslından olan “vav”  harfini görmezden gelmiş, kelimenin aslını bozarak, karne’nin korona  olduğunu ve herkese evlerinde oturmayı  emrettiğini ileri sürmüş.
Bir kere, kelimenin aslında nun harfi yok. Kelimenin sonundaki “ne”  sadece bayanlar için kullanılan “ nun-u nisve”dir. Yani, bayanlar için kullanılan bir zamirdir. Konu da peygamber hanımlarının dışarda başkaları tarafından rahatsız edilme ihtimallere karşı onlara verilen bir emir niteliğindedir. Bu tür kişiler, arapça bilmeseler de, eğer iyi niyetli kimseler ise, ayetin manasını Türkçe tefsirlerden de araştırıp doğruyu görebilirler. Ve ne kadar anlamsız bir şey yaptıklarını fark ederler.
Sosyal medyada yayılan ve Kur’an’ın mucize yönlerine kendilerince  dikkat çekmeye çalışan bazı kimseler de Kur’an’da corona kelimesinin var olduğunu idda etmektedir. Efendim bunlara   göre, Kur’an bütün dünya dillerinde olan bir kitapmış. Şöyle  deniliyor: “ Kur’an, dünyanın tüm milletlerine ve tüm dillere hitap eden bir harf sistemi ile yazılmıştır. Onda sesli harfler bulunmaz böylece farklı anlamlarda yorumlanarak bir ayet birden çok anlama ulaşılabilir.”  Bir kere bunlar tamamen uydurulmuş, hiçbir dayanağı olmayan iddialardır.
Her şeyden önce  Kur’an’ın arapça indirildiği Kur’anda bazı ayetlerde zikredilmektedir.  Şura suresi 7. Ayet:
Ve Kezelike evhayne ileyke Kur’anen arabiyyen.” “Sana böylece Arapça bir Kur’an indirdik.”

Allah, Kur’an’ın arapça indirildiğini söylerken, bunlar nasıl oluyor da, Kur’an’ın bütün dillere hitap eden bir harf sitemi ile indirildiğini iddia edebiliyorlar. Amaç, Kur’an’ı asıl amacından saptırmaktır. İnsanları böyle şeylerle meşgul edip asıl amaçtan uzaklaştırmaktır.
İkinci olarak Kur’an’da sesli harfler bulunmadığından istenildiği gibi yorumlanacağı iddiası. Bu da çok eksik bir bilgi. Ve asla  insanı kendi heva ve arzusuna göre Kur’an’ı konuşturmayı haklı kılamaz.
Kur’an’ın harekelenmesi bir zaruretten doğmuştur. Bu zaruretin başlangıcı ayetlerin anlamını değiştirecek şekilde yanlış okunmasına dayanır. Arap olmayan birisinin harekesiz ayetleri  yanlış okuması üzerine,  anlamın tamamen değiştiği görülmüş, vahim bir durum olduğu değerlendirilerek Kur’an’a bir hizmet olarak harekelenmesine karar verilmiştir.
Tevbe Suresi 3. ayeti "Ve Rasuluhu" yerine "Ve Rasuluhi" şeklinde okununca anlam "Allah ve Rasülü müşriklerden beridir." şeklinde iken "Allah, müşriklerden ve Rasülü'nden de beridir." şekline dönüşür. Harekelemeye göre değişen bu okuyuş hatalarını, Arap olmayanların veya Arapça'yı bilmeyenlerin farketmesi imkansızdır. Harekeleme, bu gibi hayati öneme sahip  yanlışlıkları önlemek için yapılmıştır.
Yüce Allah, Kur’an dışında hiçbir kutsal kitap için koruma sözü vermemiştir. Kur’an için, Hicr suresi, 9. Ayette, “Muhakkak  ki  Biz Kur’an’ı indirdik  ve biz onu koruyacağız” buyurur. Bu yüzden bütün kutsal kitapların orijinal dilleriyle yazılmış asılları yoktur. Şu anda elimizde  tahrife uğramış tercümeleri vardır. Ama Kur’an’ın indiği arapça ile orijinal metni elimizde bulunmaktadır. Üstelik hem yazılı olarak, hem de milyonlarca hafızlarının hafızalarında ezberlenmiş olarak bulunmaktadır. Yüce Allah, Kur’an’ın korunması için  peygamberimiz  vasıtasıyla  Kur’an indirildikçe yazılmasını temin etmiştir. Sonra  Hz. Ebu Bekir döneminde cem’ edilmiş, Hz. Osman döneminde de  Mushaf haline getirilmiş, iki kapak arasında kitap olarak yazılmış, çoğaltılmış ve islam beldelerinin merkezlerine gönderilmiştir. Kur’an’a hizmet bununla da bitmemiştir.
Kur’an’ın ilk yazıldığı, toplandığı ve çoğaltıldığı nüshalar gerçekten de harekeli değildir. Hatta  harflerdeki noktalar da mevcut değildir. Araplar asırlardır hitapları, şiirleri bu şekilde okuyup ezberliyorlardı. Aslen Arap olanlar için böyle okunması da bir sorun teşkil etmiyordu. Ancak,  Arap olmayan Müslümanların da çoğalmasıyla Kur’an’ın bu şekilde okunması çok zorlaştı  ve yanlış okuyarak anlamı bozma gibi durumlar ortaya çıktı. Bunun üzerine noktalama ve  harekeleme  çalışmaları başladı.
Önce Hicri 69 Miladi, 688 de Ebu’l-Esved ed-Düeli renkli bir mürekkeble harflerin üstüne, altına, önüne birer nokta koydu. Üstteki a, alttaki i, yandaki u sesini veriyordu. Tenvin içinde iki nokta kullanıldı. Harekeleme ilk önce böyle oldu.
Daha sonra Esved'in ögrencisi Nasr ibnu Asım (89/708) de harfleri harekeledi. Kimi tarihçiler bunu yapanın Basralı Yahya ibnu Ma'mer (129/746) olduğunu söylemektedir.
Kur'an imlasında son düzenleme Halil ibnu Ahmed (175/791) tarafından gerçekleştirildi. Hemze, şedde, sila, revm, işmam belirlendi. Bu hareket başlangıçta bir muhalefetle karşılaştı ise de sonunda genel kabul görmüştür.
Bu harekelerin koyulması, rast gele olmamıştır, o güne kadar Kur’an peygamberimiz s.a.v. zamanından beri nasıl okunmuşsa, o şekilde harekelenmiştir.
Bugün kalkıp da, Kur’andaki her hangi bir kelimeyi, bir kimse rast gele hareke koyup  okuyamaz.  Kelimelerin bazılarının farklı okunuşları da varsa  bunlar dan peygamberimiz s.a.v. zamanından kalmadır, onun farklı okuyuşudur.  Mesela, Malik, kelimesi, melik tarzında da okunmaktadır. Malik sahib anlamına gelirken, melik kral, idareci anlamına gelir.  Çok nadir kelimelerde bulunan bu tarz kraat farklılıkların da hepsinin dayanağı peygamberimiz  s.a.v.dir.
Ama hiç kimse kafasına göre, Kur’an-ı  kendi heva ve hevesine  göre harekeleyemez, ona uyduruk sesleri uygulayamaz.  Kur’an’da Rab geçer. Bu Rab olarak okunur. Cahiliye döneminden beri de araplar Rab kelimesini bu şekilde kullanırlar. Siz bunu bugün tutup da, Rib, ya da Rub diye okuyamazsınız Çünkü kelime Rab kelimesidir.
Corona kelimesinin Kur’anda geçtiğini iddia edenler  işte böyle bir yanlışlığa düşüyorlar. Bunun bilerek yapıldığı kanaatindeyim.
Zikrettikleri ayetlerden birisi şudur: Enam suresi 6. Ayet: Elem yerav kem ehlekna min kablihim min karnin….” Görmediler mi,  kendilerinden önce nice nesli helak ettik.” Ayette geçen karn kelimesi, nesil anlamına gelir. Aslında Karn asır anlamına gelir. Burada o   asırda yaşayan insanlar, ehli karn olarak tefsir edilmiştir. Bu kelimeyi, “corona” diye okumak, akıllara ziyan bir okumadır.  Böyle bir kelime Arapçada yoktur. Kur’an’ da arapça ya da çok az arapçalaşmış kelimeler kullanmaktadır. Kur’an’da aslı arapça olmayan bazı kelimeler olmakla birlikte, bunların hepsi de arapçalaşmıştır. Araplar tarafından kullanılmaktadır. Çünkü Kur’an arapların kullandığı dil ile indirilmiştir. Araplar ticaret yapan kimseler oldukları için zamanla bazı kelimeleri almışlar ve bunları kendilerine mal etmişlerdir, arapçalaştırmışlardır. Arapçalaşmış kelimeler arasında korona diye bir kelime de yoktur zaten.
Buna benzer karn kelimesinin çeşitli formlarda kullanımlarında da benzer iddialar yer almaktadır.
Kur’an’ın asrımıza bakan, bütün insanlara hitap eden, herkesi ilgilendiren evrensel mesajları çoktur. Kur’an en büyük mucize yönü ise onun belağat ve fesahatidir. Kur’an ile ilgili yapılan açıklamaların, yorumların Arapça kurallarına, belağat  kurallarına ve akla da uygun olması gerekir. Yeni çıkmış, kökü eski Yunancada olan bir kelimeyi getirip Kur’an’a  yamamaya çalışmak iyi niyetle bağdaşacak bir durum değildir.

Prof Atilla YARGICI 

 
Etiketler: Kur’an’da, Korona, var, mı?, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı