Yazı Detayı
29 Ocak 2020 - Çarşamba 12:03
 
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (25)
HASİP TAYLAN
mail.haber111@gmail.com
 
 

1-Arş’ı taşımakla görevli Melekler:

Şu Ayet-i kerimede de zikredildiği gibi; وَالْمَلَكُ عَلٰٓى اَرْجَٓائِهَاۜ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَانِيَةٌۜ “Melekler onun (Arş’ın) etrafında toplanırlar. O gün, Rabbinin Arş'ını, bu meleklerin üstünde olan sekiz melek taşır.” (Hakka 17)

Yukarıdaki Ayet-i kerimede de zikr edildiğ gibi Arş’ı taşıyan melekler sekiz tanedir. Allah teala bu âyetlerde de (Mumin 7-8), arşı yüklenen dereceleri yüksek melekleri ve yine arşın etrafında bulunan melekleri bizlere bildiriyor ve onların müminler için Allah’tan nasıl hayırlı dileklerde bulunduklarını beyan ediyor ve buyuruyor ki: Arşı yüklenen melekler ve arşın çevresinde bulunan melekler, rablerini öve­rek, ona şükrederek teşbihte bulunurlar. Onlar, Allahtan başka hiçbir ilah bulun­madığını İkrar eder ve ona kulluk hususunda böbürlenmezler. Onlar, rablerinden, kendileri gibi rablerini birleyen müminlerin günahlarını affetmesini dilerler ve şöyle derler; “Ey rabbimiz, senin rahmetin ve ilmin, bütün yaratıklarım ku­şatmıştır. Sen herkese merhamet eder ve herkesin ne yaptığını bilirsin. Sen, sana ortak koşmaktan ve emirlerine karşı gelmekten vazgeçip tevbe eden, senin emir ve yasaklarına uyan kullarının günahlarım affet. Sen onları, kıyamet gününde cehennem azabından koru. Ey rabbimiz, sen bu müminleri, iman ehline vaadettiğin Adn cennetlerine koy. Onlarla birlikte senin yolunu tutan salih atalarını, eşlerini ve soylarını da Adn cennetlerine koy. Ey rabbimiz, sen, düşmanlarından intikam almakta herşeye galip olansın, yaratıklarının işlerini sevk ve idarede hikmet sahibisin. Ey rabbimiz, sen bu mümin kullarını, tevbe etmeden önce yaptıkları kötülüklerin fena akıbetlerinden koru. Sen onları bu yaptıklarından dolayı hesaba çekip onlara azab etme. Sen kimi, kıyamet gününde, tevbe etme­den önce yapmış olduğu kötülüklerin cezasından koruyacak olursan şüphesiz ki sen ona rahmet etmiş olursun. İşte büyük kurtuluş da budur. Zira o kimse bu yolla cehennem ateşinden kurtulup cennete girmiş olur. (Taberi, Mumin 7-9).

İbn-i Zeyd diyor ki: Burada zikredilen melekler, arşı taşıyacak kadar güçlü kuvvetli olan sekiz tane melektir. Arşı yüklenen meleklerin halen dört ol­duğu âhirette ise sekiz olacağı peygamberimizden rivayet edilmiştir. (Taberi, Kurtubi Hakka 17).

Maverdî de bunu Ebu Hureyre'den şöyle rivayet etmektedir: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki: “Bugün onu (Arşı) dörl melek ta­şımaktadır. Kıyamet gününde de bunlar sekiz olacaktır.” (Kurtubi Hakka 17).

İbn Tahman Musa b. Ukbe'den rivayet ediyor. O Muhammed b. el-Mün-kedir'den, o Cabir b. Abdillah el-Ensarî'den rivayet edip dedi ki: Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki: “Bana Arş'ın taşıyıcılarından olup Allah'ın meleklerinden bir melek hakkında (sizlere) sözetmem için izin verildi. Onun kulağının yumuşağı ile omuzu arasındaki mesafe yediyüz yıldır.” (Kurtubi, Mumin 7).

F.Razi (Rh.a) tefsirinde “Arşı taşıyan Melekler başlığı altında” şunları yazmaktadır: 

Birinci Kısım:

Arş'ın taşıyıcısı olan melekler: Cenâb-ı Hak, Kıyamette Arş'ı taşıyanların sekiz melek olduğunu bildirmiştir. Binâenaleyh, Şu anda Arş'ı taşıyan melekler, Kıyamet gününde onu taşıyacak olan meleklerdir demek mümkündür. Arş'ı taşıyan melekler, meleklerin en kıymetlileri ve en büyüklerinden olduklarında ise şüphe yoktur. Keşşaf sahibi (Zemahşeri rh.a) şunu rivayet etmiştir: Arş'ı taşıyan o meleklerin ayakları yedi kat yerin altında olup, başları da, Arş'ın üzerindedir. Bunlar, gözkapaklarını hiç kaldırmaksızın, huşu ve huzû içindedirler. Hz. Peygamber (s.a.v)'in de “Rabbinizin azameti hususunda düşünmeyin. Lakin Rabbinizin yarattığı melekler hakkında düşünün. Çünkü meleklerden, kendisine İsrafil adı verilen bir yaratık vardır ki, Arş'ın köşelerinden birisi onun omuzları üzerinde olup, onun iki ayağı yedi kat yerin altında, başı da yedi kat gökleri delip geçmiştir. Ama buna rağmen o, Allah'ın azameti karşısında, adetâ küçük bir kuş kadar küçülür” buyurduğu rivayet edilmiştir.

Rivayet olunduğuna göre Allah Teâlâ, bütün meleklere, onların diğer meleklerden üstün olduğunu belirtmek için, Arş'ı taşıyan meleklere, sabah akşam çokça selâm vermelerini emretmiştir. Yine Allah'ın, Arş'ı yeşil bir cevherden yarattığı; onun iki sütunu arasının, hızlı uçan kuşlara nisbetle seksen bin yıllık bir mesafe olduğu da söylenmiştir. Yine, Arş'ın etrafında, Cenâb-ı Hakk'a tehlil ve tekbirde bulunarak (Lâ İlahe illallah; Allahu Ekber diyerek) tavaf eden yetmişbin saf meleğin; bunların arkasında da, ayakta oldukları halde, ellerini öncekilerin omuzlarına koymuş olan tehlîl ve tekbir getirerek seslerini yükselten ve nihayet bunların arkasında da, sağ ellerini sol elleri üzerine koymuş, yüzbin saf meleğin bulunduğu; onlardan herbirinin de, diğerinin yaptığı teşbihten başka bir teşbihle tesbihatta bulunduğu ileri sürülmüştür. Bu haberleri Keşşaftan naklettim.

İkinci Kısım:

Cenâb-ı Hakk'ın bu ayette zikrettiği meleklerin İkinci kısmı ise, Cenâb-ı Hakk'ın "bir de onun etrafında bulunanlar" ayetinin ifade ettiği husutur. Oldukça açık ve zahir olan şudur ki, bunlardan murad edilen; Cenâb-ı Hakk'ın, Melekleri görürsün ki, Rablerine hamd ile teşbih ederek Arş'ın etrafını kuşatmışlardır. Ben derim ki: Akıl, Arş'ı taşıyan melekler ile Arş'ın etrafını kuşatmış olan melekler, meleklerin en üstünü olduklarına delâlet eder. Bu böyledir. Çünkü ruhların ruhlara nisbeti, bedenlerin bedenlere nisbeti gibidir. Arş, maddî-cismanî varlıkların en kıymetlisi ve üstünü olunca, Arş'ın tedbir ve idaresiyle ilgilenen ruhların da, bedenleri yöneten ruhlardan daha faziletli ve üstün olması gerekir. (F.Razi, Mumin 7-9).

2- Vahiy ile görevli Melek: Öncelikle vahiy yollarının çeşitliliğine işaret eden Ayet-i kerimeyi ele alalım: وَمَا كَانَ لِبَشَرٍ أَنْ يُكَلِّمَهُ اللَّهُ إِلَّا وَحْيًا أَوْ مِنْ وَرَاءِ حِجَابٍ أَوْ يُرْسِلَ رَسُولًا فَيُوحِيَ بِإِذْنِهِ مَا يَشَاءُ إِنَّهُ عَلِيٌّ حَكِيمٌ “Allah, bir beşer ile ancak vahiy yoluyla veya perde arkasından konuşur. Yahut bir Rasul gönderir. Bu Resul O’nun takdiri istikametinde ve O’nun izni ile beşere vahiyde bulunur. O yücedir ve hikmet sahibidir.”

Allah teala bu âyet-i kerimede, Peygamberlerine vahyi üç şekilden bi­riyle gönderdiğini beyan ediyor. Bunlar da: Vahyin, vasıtasız bir şekilde Pey­gamberin kalbine doğması veya Allah’ın, Peygamberi ile perde arkasından konuşması yahut Melek’le Peygamberine vahiy göndermesi şekilleridir (Taberi, Şura 51).

Ayet-i kerimede de görüldüğü gibi vahiy üç çeşittir:

1-Vasıtasız doğrudan vukubulan vahiy: Bu vahiy çeşidi; Peygamberlere olduğu gibi diğer insanlara da kalbe atılan ilham veya rüya yoluyla gelebilir. Nitekim Cenâb-ı Hak, Peygamber olmayan Hz. Musa (a.s)'ın annesine ve oğlunu kesmesi için Peygamber olan Hz. İbrahim (a.s)'e bu şekilde vahiyde bulunmuştur. Bu tür vahiy gıyaben ve vasıtasızdır.

Peygamber olmayan Hz. Musa (a.s)'ın annesi hakkında Cenab-i Hakk (c.c) şöyle buyurmaktadır: وَأَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّ مُوسَى أَنْ أَرْضِعِيهِ فَإِذَا خِفْتِ عَلَيْهِ فَأَلْقِيهِ فِي الْيَمِّ وَلَا تَخَافِي وَلَا تَحْزَنِي إِنَّا رَادُّوهُ إِلَيْكِ وَجَاعِلُوهُ مِنَ الْمُرْسَلِينَ “Biz Mûsâ'nın annesine: “Onu (Musa’yı) emzir. Ona zarar geleceğinden kaygılandığında, onu ırmağa (Nil'e) bırak. Korkma, hüzünlenme. Biz onu tekrar sana vereceğiz. Ve onu peygamberlerden biri olarak görevlendireceğiz.” diye ilham ettik.

Keza Vahiy kelimesi, insan dışında hayvanlara yapılan ilham anlamında da kullanılmıştır. Nitekim Hakk teala (c.s) arı içinde şöyle buyurmaktadır: وَأَوْحَى رَبُّكَ إِلَى النَّحْلِ أَنِ اتَّخِذِي مِنَ الْجِبَالِ بُيُوتًا وَمِنَ الشَّجَرِ وَمِمَّا يَعْرِشُونَ “Rabbin bal arısına: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların hazırladıkları arılıklardan uygun yerleri kendine yuva haline getir diye ilham etti.” (Nahl 68).

Rüya yoluyla Peygamberlere yapılan Vahiy ile alakalı olarak, İbrahim (a.s)’ın oğlu İsmail (a.s)’ı kurban etmasi ile ilgili Ayet-i kerimede şu zikr edilmektedir; قَالَ يَابُنَيَّ إِنِّي أَرَى فِي الْمَنَامِ أَنِّي أَذْبَحُكَ “Ey oğlum! Rüyamda seni kurban ettiğimi görüyorum.”

Mücahidin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Allah Teâlâ Zebur'u, Dâvud (a.s)'a, kalbine vahyederek indirmiştir. (F:Razi, Şura 51).

2- Perde arkasından gelen vahiy: Allah (c.c), kelâmını herhangibir elçiyi vasıta kılmaksızın, peygambere doğrudan doğruya duyurur ki bu da vahiydir. Bunun delili, Allah’ın (c.c) Musa (a.s) ile Sina dağında görünmeksizin konuşarak vasıtasız olarak duyurduğu kelamına "vahiy" demiş olmasıdır. Çünkü Allah Teâlâ Musa (a.s)’a;  فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحٰى “Vahyolunana kulak ver, dinle!” (Taha, 13) buyurmuştur.

3- Melek vasıtası ile gelen vahiy: Vahiy ile görevli Melek Cebrail (a.s) dir. Cebrail (a.s) Allah (c.c) katında meleklerin en faziletlisi ve en kerimidir. Bu önemli vazifenin ifasına binaen, aşağıdaki Ayet-i kerimelerde Allah (c.c) Cebrail (a.s)’ı, kuvvetli ve emin olmakla vasıflandırmıştır. عَلَّمَهُ شَد۪يدُ الْقُوٰىۙ “Ona (Peygambere) son derece kuvvetli olan (Cebrail) öğretti.” (Necm 5). نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْاَم۪ينُۙ  “Onu (Kuranı) emin Ruh (Cebrail) indirdi.” (Şuara 193).

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) Cebrail (a.s)’ı iki defa kendi hulkiyeti suretinde görmüştür. Sair zamanlarda cemil bir erkek veçhi ile kendisine görünmüştür. Umumiyetle Cebrail (a.s) Peygamberimize (s.a.v) çok temiz ve cemil bir veçhe sahip olan sahabilerden Dıhyet-ulkelbi ( دحية الكلبي ) suretinde görünmüştür.

Cebrail (a.s) Peygamberimize (s.a.v) kendi hulkiyetinde ilk görünmesi, şu Ayet-i kerimelerde de zikr edildiği gibi, doğu tarafından ufuktan görünmüştür. وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُب۪ينِۚ “Yemin olsun O (Resulullah s.a.v.) Cebrail'i açık ufukta gördü.” (Tekvir 23). Ayetteki, "Yemin olsun ki o, onu apaçık ufukta gördü" ifadesi, bütün âlimlere göre, "Onu, güneşin doğduğu yerde gördü" manasınadır. (F.Razi, Tekvir 23).

وَهُوَ بِالْاُفُقِ الْاَعْلٰىۜ “O, en yüksek ufukta idi.” (Necm 7). Meşhur olan, buradaki "O" zamirinin, Cebrail (a.s)'a râcî oluşudur. Buna göre mana, "Cebrail, Allah Teâlâ'nın kendisini yarattığı şekilde, doğu ufkunda doğruldu. Büyüklüğünden ötürü, bütün doğu ufkunu kapladı" şeklindedir. (F.Razi, Necm 7).

Es-Sa'lebi'nin, İbn Abbas'tan naklettiğine göre; Peygamber (s.a.v) Cebrail'e (a.s) şöyle demiş: "Ben seni semada bulunduğun suretin ile görmek istiyorum." Cebrail: Buna gücün yetmez, deyince Peygamber: "Yeter" buyurmuş. Bunun üzerine Cebrail: Nerede istersen orada sana görüneyim, demiş. Peygamber: "Abtahta" deyince, Cebrail oraya sığmam demiş. Peygamber: "O halde Mina'da" deyince, yine: Oraya sığmam demiş. Peygamber: "O halde Arafat'ta" deyince, Cebrail: Oraya belki sığabilirim demiş. Daha sonra ona (görüleceği vakit hususunda) sözleşmiş. Peygamber belirtilen vakitte çıkmış, Cebrail de ansızın Arafat tepelerinden kendine has ses ve yankılarıyla doğu ile batı arasını doldurmuş olarak gelmiş. Başı semada, ayakları yerde imiş. Peygamber (s.a.v) onu görünce baygın olarak yere düşmüş. Cebrail suretini değiştirerek Peygamberi alıp, onu bağrına basmış ve: Ey Muhammed korkma, demiş. Peki ya İsrafil'i başı Arşın altında, ayakları yedinci yerin dibinde, Arş onun omuzları üzerinde ve hazan Allah korkusundan dolayı küçük bir kuş kadar oluncaya kadar ufalıp nihayet Rabbinin Arşını onun azametinden başka hiçbir şeyin taşımadığını görecek olursan ne yaparsın? (Kurtubi, Tekvir 23).

Resulullah’ın (s.a.v) Cebrail (a.s)’ı ikinci kez yaratıldığı şekilde görmesi ise İsra gecesinde vuku bulmuştur. Bu hususta Cenab-i Hakk bizi şu şekilde haberdar ediyor: وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى “And olsun ki O (Resulullah s.a.v) onu (Cebraili a.s) bir de (Miraçtan) inişinde gördü” عِنْدَ سِدْرَةِ الْمُنْتَهٰى”Sidret-ul Munteha’nın yanında” عِنْدَهَا جَنَّةُ الْمَأْوٰىۜ “Ki Cennet-ul Me’va da onun yanındadır” (Necm 11-13).

Sidretu’l-Münteha; Hz. Peygamber’e (s.a.v) miraç gecesinde gösterilen, meleklerin oradan ileriye geçemiyecekleri hilkatin aldığı son şekli gösteren, emir âleminin sonundaki “şeceretu’l-kevn” yani kâinat ağacıdır. Sidret’ül-Münteha; müfessirlerin geneline göre; Allah’tan başkası tarafından bilinmeyen ve ondan ileriye bir kulun geçemeyeceği, melek, nebi ve diğer mahlûkattan her âlimin ilminin nihayeti olan mahiyetini Allah’tan başkasının bilmediği bir makamdır.

Hz. Muhammed (s.a.v) Cebrâil’i bir de Mi'rac’tan inerken gördü. Burada Cebrâil’in mertebesinin Efendimizin mertebesinden geri kaldığına işaret olunmuştur. Eğer (نَزْلَةً) mutlak mef’ul olarak düşünülürse anlamı: “Diğer bir kerre de bir inişte gördü”, hal olarak düşünülürse: “inerken gördü” demek olur. Bu inişin Mi'rac gecesi olduğunda ittifak vardır. Rasulullah (s.a.v) Cebrâil’i hakiki sureti ile bir kere Mi'rac’tan evvel Hıra’da gördü, o vakit Cebrâil Rasulullah’a inmiş idi, bir kere de Miraç’tan inerken gördü. Bunda da Rasulullah Cebrâil’e doğru iniyordu yani Cebrâil onu istikbal ediyordu. (E.H.Yazır).

Konu ile alakalı olarak Hz. Aişe hadislerinden Sahih-i Müslimde; وَلَقَدْ رَآهُ بِالأُفُقِ الْمُبِينِ (سورة التكوير آية 23) ، وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَى (سورة النجم آية 13)   bu iki Ayet-i kerimelerle alakalı Aişe Anamız (r.anha) فَقَالَتْ : أَنَا أَوَّلُ هَذِهِ الأُمَّةِ ، سَأَلَ عَنْ ذَلِكَ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ ، فَقَالَ : " إِنَّمَا هُوَ جِبْرِيلُ ، لَمْ أَرَهُ عَلَى صُورَتِهِ الَّتِي خُلِقَ عَلَيْهَا ، غَيْرَ هَاتَيْنِ الْمَرَّتَيْنِ ، رَأَيْتُهُ مُنْهَبِطًا مِنَ السَّمَاءِ ، سَادًّا عِظَمُ خَلْقِهِ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ إِلَى الأَرْضِ " şöyle demiştir: Bu ümmetten Resulullah’a (s.a.v) bu hususta (iki Ayet hakkında) sual soran ilk kişi benim. (soruma cevaben Resulullah): Bu iki sefer dışında hulkiyet sureti üzerine görmediğim o (kişi) Cebraildi. (Yani; Cebrail a.s’ı bu iki sefer hulkiyeti sureti ile gördüm). Onun o muazzam hulkiyetinin gök ve yeri kapsar şekilde Sema’dan indiğini gördüm.  (Sahih-i Müslim, Kitabul İman, Bab: Fi zikri Sidretil Munteha, 264)

Ayrıca Peygamber (s.a.v)’e vahiy getirmekle görevli olan Cebrail (a.s)’a refaket eden gözlemci ve koruyucu meleklerde vardı. Ki bu Ayet-i kerimeler buna işaret etmektedir: عَالِمُ الْغَيْبِ فَلَا يُظْهِرُ عَلٰى غَيْبِه۪ٓ اَحَدًاۙ “Gaybı bilen yanlız O’dur (Allah c.c). اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًا “Ancak Resullerinden dilediği bunun dışındadır. Onların da önlerinde, arkalarında gözetleyiciler yollar.” لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا “Böylece peygamber, kendisine Allah'ın vahyinin melekler tarafından eksiksiz olarak ulaştırıldığını, onlarda bulunan her şeyi kuşattığını ve her şeyi bir bir saymış olduğunu bilsin diye.” (Cin 26-28).

Yani Allah (c.c), sadece kendisinin bildiği gaybla ilgili ilmini, yaratıklarından hiç­bir kimseye göstermez. Ancak seçtiği peygamberleri istisnadır. Allah bunları seçtiği gibi gaybla ilgili bazı bilgileri bunlara vahiy yoluyla bildirir. Nitekim Muhammed (s.a.v)’e, içinde gaybla ilgili haberler bulunan Kur'anı kerimi vermiştir. Bu vesile ile kıyamette bize ne olacağını bildirilmektedir. Binaenaleyh Allah (c.c), seçtiği Peygamberin Önüne ve arkasına, onu koruyan melekler gönderir. Böylece peygamberine vahiy ile bildirdiği gay­bı, şeytanlar ve cinler çalamazlar ve cinler, bu gayb haberlerini getiren melekle­rin şekline giremezler.

Dehhak bu âyeti izah ederken diyor ki: “Allah teala Hz. Muhammed'e bir melekle vahiy gönderdiğinde o melekle birlikte başka melekler de gönderir­di ki, onu, önünden ve arkasından korusunlar da şeytan bu meleğin şekline gimesin. Şeytan, ona melek suretinde geldiği takdirde: Bu bir şeytandır, ondan korun, derler. Eğer melek ona gelecek olursa: Bu senin Rabbinin elçisidir, derler. (Taberi, Kurtubi, Cin 27).

Abdullah b. Abbas diyor ki: “Allah teala Hz Muhammed'e vahiy gönde­rirken onu önünden ve arkasından koruyan melekler de gönderirdi ki ona gön­derilen meleğin vahiy getiren bir melek olduğunu anlamış olsun. Böylece Pey­gamber, bu meleklerin, rablerinin tebliğ ettiği Peygamberlikle ilgili vahiyleri getirdiklerini bilmiş olsun. (Taberi, Cin 27).

Said b. Cübeyr ve Ma'mer, Katade'nin bu âyeti şu şekilde izah ettiğini söylemişlerdir: “Allah, gönderdiği elçilerini önünden ve arkasından koruyan melekler gönderir ki Muhammed, kendinden önceki Peygamberlerin de rableri­nin emirlerini tebliğ ettiklerini, onların da melekler tarafından korunmuş olduk­larım bilmiş olsun.”

Mücahid ise bu âyeti şu şekilde izah etmiştir: “Allah, gönderdiği elçinin önünden ve arkasından onu koruyan melekler gönderir ki, Peygamberi yalanla­yan müşrikler bu peygamberler, rablerinin emirlerini tebliğ ettiklerini bilmiş ol­sunlar.”

Said b. Cübeyr Abdullah b. Abbas'ın bu âyet-i kerimeyi şu şekilde izah ettiğini söylemiştir: “Allah, gönderdiği elçisinin, önünden ve arkasından koruyan melekleri gönderir ki, Muhammed, meleklerin, rablerinin emirlerini tebliğ ettik­lerini bilmiş olsun.”

Abdullah b. Abbas diyor ki: “Cebrail (a.s.) hiçbir vahiy getirmemiştir ki onunla birlikte dört muhafız melek bulunmuş olmasın.” (Taberi, Cin 28).

Binaenaley Risalet ancak Peygamberlere nazil olur. Ve Risalet’in nüzulü da Cebrail (a.s) vasıtasıyla ve beraberinde sair Meleklerin gözetimi ve koruması altında vukubulur. Ki bu hususa yukarıya taşıdığımız Ayet-i kerimelerde de sarahaten görünmektedir. Yani; فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِه۪ رَصَدًا “Onların da önlerinde, arkalarında gözetleyiciler yollar.” لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا “Böylece peygamber, kendisine Allah'ın vahyinin melekler tarafından eksiksiz olarak ulaştırıldığını, onlarda bulunan her şeyi kuşattığını ve her şeyi bir bir saymış olduğunu bilsin diye.”

Yani Allah; seçtiği peygamberin önüne ve arkasına, onu koruyan melekler gönderir. Böylece peygamberine vahiy ile bildirdiği gay­bı, şeytanlar ve cinler çalamazlar ve cinler, bu gayb haberlerini getiren melekle­rin şekline giremezler. (Taberi, Cin 27).

İbn Abbas ve İbn Zeyd dediler ki: “Koruyucular” buyruğu, Peygamber (s.a.v)'ı önünden ve arkasından, cinlerden ve şeytanlardan koruyan koruyu­cular demektir. (Kurtubi, Cin 27).

Es-Süddî dedi ki: “Koruyucular” vahyi koruyan koruyucular demektir. Al­lah tarafından gelen için: Bu Allah'tandır, derler. Şeytanın yaptığı telkinler için de: Bu şeytandandır, derlerdi. (Kurtubi, Cin 27).

Allah; risaleti için seçip beğendiği kişinin önünden ve ardından, onu bekleyecek şeytanların ve cinlerin vesveselerinden ve karıştırmalarından muhafaza ederek, böylece kendisine vahyedilen şeyleri insanlara tebliğ etmesini sağlayacak; keza onu, kendisine eziyet etmesinler ve zarar vermesinler diye, insan şeytanlarının zahmetlerinden koruyacak bekçi melekler görevlendirir demektir. (F.Razi, Cin 27). (Devam edecek inşallah).

 

 
Etiketler: KUR’AN, VE, HADİS, IŞIĞINDA, DÜNYA, HAYATI, (25),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
25 Eylül 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (24)
11 Temmuz 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (23)
15 Nisan 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATIKUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (22)
09 Mart 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (17)
21 Ocak 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (21)
19 Kasım 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (20)
10 Eylül 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (19)
09 Temmuz 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (18)
12 Şubat 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (16)
12 Kasım 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (15)
10 Ekim 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (14)
08 Ağustos 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (13)
07 Temmuz 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (12)
22 Mayıs 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (11)
28 Mart 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (10)
23 Ocak 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (9)
24 Kasım 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (8)
10 Ekim 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (7)
01 Eylül 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (6)
21 Temmuz 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (5)
20 Haziran 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (4)
16 Mayıs 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (3)
18 Mart 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (2)
15 Şubat 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (1)
11 Aralık 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (40)
06 Kasım 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (39)
Haber Yazılımı