Yazı Detayı
01 Temmuz 2020 - Çarşamba 12:30
 
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (26)
HASİP TAYLAN
mail.haber111@gmail.com
 
 

M. Hasip TAYLAN

3-Cennetle görevli Melekler: Bunlar; Cenneti mamur etmek ve Cennet’e girecekler için Cennet’i hazırlamakla görevli meleklerdir. Binaenaleyh bu melekler; Cennet’in kapısını açarak, Cennet’e girecek olan müminleri karşılar ve onları selamlarlar. Ayrıca Allah’a (c.c) olan yakınlıkları nedeniyle Allah’ın (c.c) onlara Darüsselam’da (Selam, huzur, sükûnet, saadet yurdu) ikamet etme lütfunda bulunduğu için onları tebrik ederler. Ki şu Ayet-i kerimelerde bu hale delalet etmektedirler: وَسِيقَ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوۡاْ رَبَّهُمۡ إِلَى ٱلۡجَنَّةِ زُمَرًاۖ حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءُوهَا وَفُتِحَتۡ أَبۡوَٰبُهَا وَقَالَ لَهُمۡ خَزَنَتُهَا سَلَٰمٌ عَلَيۡكُمۡ طِبۡتُمۡ فَٱدۡخُلُوهَا خَٰلِدِينَ “Rablerine itaat edenler bölük bölük Cennet’e gönderilirler. Cennet’e varıp kapıları açılınca, Cennet’in muhafızları şöyle derler: Selam üzerinize olsun. Tertemizsiniz (Tertemiz geldiniz.) Oraya (Cennet’e) ebedi kalmak üzere giriniz.” (Zumer 73). Başka Ayet-i kerimelerde de: جَنَّٰتُ عَدۡنٖ يَدۡخُلُونَهَا وَمَن صَلَحَ مِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَأَزۡوَٰجِهِمۡ وَذُرِّيَّٰتِهِمۡۖ وَٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَدۡخُلُونَ عَلَيۡهِم مِّن كُلِّ بَابٖ. سَلَٰمٌ عَلَيۡكُم بِمَا صَبَرۡتُمۡۚ فَنِعۡمَ عُقۡبَى ٱلدَّارِ   “Kendileri, salih olan babaları, zevceleri ve zürriyetleri Adn Cennetlerine gireceklerdir. Melekler de her kapıdan yanlarına girerek şöyle derler: Sabretmenize karşılık size selâm olsun. Dünya yurdunun akıbeti sizler için ne güzel tecelli etmiştir.” (Rad 23-24).

4-Cehennemle görevli Melekler: Bunlar kâfirler ve Cehennem’e girecek günahkârlar için Cehennem’i hazırlayan ve açılan Cehennem’in kapısında bu zümreleri karşılayan ve Allah’a (c.c) ve Resulüne (s.a.v) itaat etmedikleri ve yüz çevirdikleri için bu zümreleri azarlayan meleklerdir. Bunlar azap melekleridirler ve bunlara Zebani denir. Onlar kaba sıfatlı ve şiddetli tabiatlı meleklerdir. Bu melekler, son derece korkunç görüntüleri ile cehennemlikleri karşılarlar. Cehennemlikleri derin bir hüzne ve şiddetli bir korkuya sevk eder. Bu meleklerin Kuran-ı kerimdeki tasviri şöyledir: عَلَيْهَا مَلٰٓئِكَةٌ غِلَاظٌ شِدَادٌ لَا يَعْصُونَ اللّٰهَ مَٓا اَمَرَهُمْ وَيَفْعَلُونَ مَا يُؤْمَرُون “O ateşin (Cehennem ateşinin) başında kaba ve sert tabiatlı melekler vardır. Allah'ın kendilerine emrettiğine karşı gelmezler. Kendilerine emredilenleri yaparlar.” (Tahrim 6). Bu meleklerin sayısı şu Ayet-i kerimede geçtiği gibi: عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَۜ “Onların (cehennemliklerin) üzerinde ondokuz melek vardır.” (Muddessir 30). Binaenaleyh, bu meleklere yardımcı refakatçi meleklerin sayını aşağıdaki Ayet-i kerimede zikredildiği gibi ancak Allah (c.c) bilir.

Rivayet olunduğuna göre, Cenâb-ı Hakk'ın bu Ayet-i nazil olunca, Ebû Cehil ve Ebu'l-Eşedd gibi müşriklerin: Muhammed'in ondokuzun dışında hiç askeri yok mu? Biz bunların hakkından gelebiliriz demelerine cevaben şu Ayet-i kerime inmiştir; وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ اِلَّا هُوَ “Rabbinin ordusu ne kadardır, ancak O (Rabbin) bilir.” (Muddessir 31). Yani; Allah tealanın ordusu, Ebu Cehil ve tayfasının sandığı gibi sadece cehennemin üzerindeki on dokuz zebaniden ibaret değildir. Kaldı ki bu zebanilerin her biri çok büyük ve çok güçlüdürler. (Taberi, Kurtubi, F.Razi).

 Şu Ayet-i kerimelerde de cehennemlik zümresinin Cehennem’e nasıl sürüleceklerine delalet edilmektedirler. وَس۪يقَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اِلٰى جَهَنَّمَ زُمَرًاۜ حَتّٰٓى اِذَا جَٓاؤُ۫هَا فُتِحَتْ اَبْوَابُهَا وَقَالَ لَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ رُسُلٌ مِنْكُمْ يَتْلُونَ عَلَيْكُمْ اٰيَاتِ رَبِّكُمْ وَيُنْذِرُونَكُمْ لِقَٓاءَ يَوْمِكُمْ هٰذَاۜ قَالُوا بَلٰى وَلٰكِنْ حَقَّتْ كَلِمَةُ الْعَذَابِ عَلَى الْكَافِر۪ينَ . قِيلَ ٱدۡخُلُوٓاْ أَبۡوَٰبَ جَهَنَّمَ خَٰلِدِينَ فِيهَاۖ فَبِئۡسَ مَثۡوَى ٱلۡمُتَكَبِّرِينَ  “Kafirler bölük bölük cehenneme sürülürler. Oraya (Cehennem’e) geldiklerinde kapıları açılır ve oranın muhafızları kendilerine: "Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bugünle karşılaşacağınız hakkında sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" derler. Onlar da: "Evet, ama kâfirler için azap sözü hak oldu" derler. Bunun üzerine Cehennem muhafızları onlara: “Orada ebedî kalacağınız cehennemin kapılarından içeri girin. Büyüklük taslayanların barınağı ne kötüdür.” diyeceklerdir. (Zumer 71-72).

Bu fırkaların Cehennem’e atıldıktan sonraki hallerini de şu Ayet-i kerimeler tasvir etmektedirler: اِذَٓا اُلْقُوا ف۪يهَا سَمِعُوا لَهَا شَه۪يقًا وَهِيَ تَفُورُۙ “Oraya (Cehennem’e) atıldıklarında onun kaynarken çıkardığı korkunç sesini duyarlar.”   تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِۜ كُلَّمَٓا اُلْقِيَ ف۪يهَا فَوْجٌ سَاَلَهُمْ خَزَنَتُهَٓا اَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذ۪يرٌ “(Cehennem) Öfkesinden nerdeyse çatlayacaktır. Her bir zümre oraya (Cehennem’e) atıldıkça muhafızları onlara: "Size bir uyarıcı gelmedi mi?" diye sorarlar.” قَالُوا بَلٰى قَدْ جَٓاءَنَا نَذ۪يرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللّٰهُ مِنْ شَيْءٍۚ اِنْ اَنْتُمْ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ كَب۪يرٍ  “Onlar: Evet derler. Bize gerçekten bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve onlara: Allah hiçbir şey indirmedi; siz yalnızca büyük bir yanılgı içindesiniz dedik.” Ve devamında pişmanlık duyarak ve suçlarını itiraf ederek şöyle derler: وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ اَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا ف۪ٓي اَصْحَابِ السَّع۪يرِ “Eğer biz (uyarıcıyı) dinlemiş veya akıl etmiş olsaydık şu çılgın ateşin halkı arasında olmazdık.” (Mulk 7-10).

Muhammed b. Ka'b el-Kurazî dedi ki: Yü­ce Allah şöyle buyurmaktadır: Ateşte olanlar cehennem muhafızlarına diyecek­ler ki: وَقَالَ الَّذ۪ينَ فِي النَّارِ لِخَزَنَةِ جَهَنَّمَ ادْعُوا رَبَّكُمْ يُخَفِّفْ عَنَّا يَوْمًا مِنَ الْعَذَابِ Rabbinize dua edin ki, üzerimizden bir gün olsun azabı hafifletsin." (Mu'min 49). Böylece onlar üzerlerinden azabın bir gün dahi hafifle­tilmesini isteyecekler. Bu istekleri kabul edilmeyerek, onlara şöyle cevab ve­rilecek: قَالُٓوا اَوَلَمْ تَكُ تَأْت۪يكُمْ رُسُلُكُمْ بِالْبَيِّنَاتِۜ قَالُوا بَلٰىۜ قَالُوا فَادْعُواۚ وَمَا دُعٰٓؤُا الْكَافِر۪ينَ اِلَّا ف۪ي ضَلَالٍ۟ “Peygamberleriniz size apaçık deliller getirmediler mi? Onlar: Evet diyecekler. (Muhafızlar) diyecekler ki: Şimdi siz dua edin. Kâfirlerin duası nede olsa boşunadır.” (Mu'min 50).

Muhammed b. Ka'b devamla dedi ki: Onlar (Cehennemlikler) muhafızlardan ümitlerini kesince, Malik'e seslenecekler. Malik diğer bekçilerin başı olup cehennemin ortasında oturduğu bir yeri vardır. Azap meleklerinin de üzerinde gidip geldiği köprüler vardır. (Köprülerin) en yakın olan yerlerini nasıl görüyorsa, en uzaktaki yerlerini de öylece görür.

Cehennemdekiler: وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَۜ “Ey Malik! Rabbin hakkımızda hüküm versin” diyecekler (Zuhruf 77). Bu sözleriyle ölümü isteyecekler. Malik, seksen sene onlara cevap vermeksizin susa­caktır.

Muhammed b. Ka'b dedi ki: Bir sene üçyüzaltmış gündür. Bir ay otuz gündür, bir gün ise sizin saydığınız bin yıl gibidir. Seksen yıl sonra onlara bakarak: قَالَ اِنَّكُمْ مَاكِثُونَ “Sizler muhakkak böyle kalacaklarsınız” diye cevap verecektir (Zuhruf 77). Son­ra da hadisin geri kalan bölümünü zikretmektedir. Bu hadisi İbnu'l-Mubarek nakletmiştir.

Ebu'd-Derda'nın rivayet ettiği hadise göre de Peygamber (s.a.v) şöyle bu­yurmuştur: "Malik'e seslenin, diyecekler. Ey Malik! Rabbiniz bizim hakkımız­da hüküm versin, diyecekler. O da kendilerine: Sizler muhakkak böyle ka­lacaklarsınız diyecek."  (Kurtubi, Zuhruf 77)

5-Yağış, dağlar ve nebatatla görevli Melek: Yağışlardan, dağlardan ve nebatattan sorumlu Melek, Mikail aleyhisselamdir. Yağmurun yağması, rüzgârın esmesi ve bütün nebatatın yetişmesi için Allah (c.c), Mikail (a.s)’ı görevlendirmiştir.

 في حديثِ ابنِ عبَّاسٍ رضي الله عنهما أنَّ النبيَّ صلَّى الله عليه وسلَّم سأل جبريلَ: عَلَى أَيِّ شَيْءٍ مِيكَائِيلُ؟ قَالَ: عَلَى النَّبَاتِ وَالقَطْرِ  “İbni Abbas’tan (r.anhuma) nakledilen Hadis’e göre; Nebi (s.a.v) Cebrail (a.s)’a: Mikail (a.s) ne ile görevlidir? Cebrail (a.s): Nebat ve yağmur ile”  diye cevap vermiştir. (Mu’cemul kebir, Tabarani, 11/379).

Yağışla görevli Melekten Kuran-ı kerim şöyle bahsetmektedir: فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجۡرٗا “O haykırıp da sürenlere yemin olsun” (Saffat 2).

Mücahid ve Süddî’ye göre (Saffat Suresinin) ikinci ayette ifade edilenlerin de, bulutları sevk ve idare eden melekler olduklarını söylemişlerdir.

Taberi’de bu görüşü tercih etmiştir. Bu görüşe göre âyetin meali: Bulutları sevk ve idare edenlere yemin olsun demektir. (İbni Kesir, Taberi, Saffat 2).

Ve bu bağlamda İbni Kesir (rh.a) “El Bidayeh ve Ennihayeh” adlı eserinde (1/46), Mikail (a.s)’ın görevli olduğu yağmur ve nebatat bu dünyadaki erzakın teminine yöneliktir. Binaenaleyh bu faaliyetlerde Mikail (a.s)’ın yardımcıları da Allah’ın (c.c) emr buyurduğu amelleri ifa etmekte görev almaktadırlar. Bu Melekler, Cenab-i Hakk’ın (c.c) istediği yere rüzgârı ve bulutları sevk ederler. Ve rivayete göre, semadan yere inen her bir damla yağmurla birlikte bir Melek, onu ikrarlı bir şekilde düşmesi gereken yere düşmesini sağlamaktadır. (İbni Kesir, El Bidayeh ve Ennihayeh, 1/46).

Mevzu ile alakalı bir Hadis-i şerif şöyledir;  وقد ثَبَتَ مِنْ حديثِ ابنِ عبَّاسٍ رضي الله عنهما أنَّ النبيَّ صلَّى الله عليه وسلَّم سُئِلَ عن الرعد فقال: «مَلَكٌ مِنَ المَلَائِكَةِ مُوَكَّلٌ بِالسَّحَابِ، مَعَهُ مَخَارِيقُ مِنْ نَارٍ يَسُوقُ بِهَا السَّحَابَ حَيْثُ شَاءَ اللهُ» فَقَالُوا: «فَمَا هَذَا الصَّوْتُ الَّذِي نَسْمَعُ؟» قَالَ: «زَجْرُهُ بِالسَّحَابِ إِذَا زَجَرَهُ حَتَّى يَنْتَهِيَ إِلَى حَيْثُ أُمِرَ» [أخرجه الترمذيُّ في تفسير القرآن باب: ومِنْ سورة الرعد  “İbn Abbas’tan (r.anhuma) gelen bir rivayetin tesbitine göre, Hz.Peygamber’e (s.a.v) Râd’tan sorulan soru üzerine şöyle buyurdular: “Râd (gök gürültüsü),  bulutla görevli meleklerden bir melektir. Beraberinde ateşten kırbaçlar vardır. Onlarla Allah’ın (c.c) dilediği yere bulutları sürer. Bunun üzerine; bu duyduğumuz ses nedir? Diye sorulunca: Duyduğumuz ses ise, adı geçen meleğin bulutları emredilen yerlere sürerken onları sıkıştırmasından ileri gelmektedir.” (Şamile, Sünen-i Tirmizî, Tefsiru Sureti’r-Rad, 3117).

Mikail (a.s)’ın Allah (c.c) katında mekânı ali ve derecesi yücedir. Binaenaleyh Cenab-ı Hakk (c.c) Kuran-ı azimuşşanda hasseten O’na ayrıcalık tanımış ve Cebrail (a.s) ile birlikte şöyle zikretmiştir: مَنْ كَانَ عَدُوًّا لِلَّهِ وَمَلَائِكَتِهِ وَرُسُلِهِ وَجِبْرِيلَ وَمِيكَالَ فَإِنَّ اللَّهَ عَدُوٌّ لِلْكَافِرِينَ “Kim, Allah'a ve meleklerine ve peygamberlerine ve Cibril'e ve Mikal'e düşman olursa bilsin ki Allah da kâfirlere düşmandır.” (Bakara 98).

Ve keza Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) gece namazlarında yaptığı duasında: اللهم رب جبريل وميكائيل وإسرافيل “Ya Cebrail ve Mikail ve İsrafil’in Rabbi” diye nidada bulunmuştur. Dolayısıyla Ulema; Peygamberimiz tarafından duasında zikrettiği bu üç Melek, Meleklerin en faziletlileridir demiştir. (Müslim, Siyoti şerhi 2/377; Tuhfetul Ebrar 50, Siyoti).

6-Sur’a üflemekle görevli Melek: Sur’a üflemekle görevli Melek İsrafil (a.s) dir. İsrafil (a.s) yukarıda zikrettiğimiz üç faziletli Melekten biridir. İsrafil (a.s) bu görevin ifasına memur olarak Cenab-i Hakk’ın emrine amadeliğini şu Hadis-i şerif dile getirmektedir. وعن أبي هريرة رضي الله عنه قال: قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: إن طرف صاحب الصور منذ وكل به مستعد ينظر نحو العرش، مخافة أن يؤمر قبل أن يرتد إليه طرفه، كأن عينيه كوكبان دريان “Ebi Hureyre’den rivayetle, Resulullah (s.a.v) söyle buyurdular: Sur’la görevli olan (İsrafil a.s.), Kendisine bu görev verildiğinden beri gözlerini parlak iki yıldız gibi hiç kırpmadan Arş’a dikmiş ne zaman üfürmekle emrolunacağına bakmaktadır.”

Ahmed bin Hambel’in (r.a) Mesnedinde, Abdullah bin Amr bin As’tan (r.a) şöyle rivayet edilmektedir: جاء أعرابي إلى النبي صلى الله عليه وسلم فقال: ما الصور؟ فقال: قرن ينفخ فيه “Arabın biri peygamberimiz (s.a.v)’e gelerek, Sur nedir? Diye sordu. Peygamberimiz (s.a.v) içine üfürülen bir kornadır. Diye cevap verdiler.” (Ahmed bin Hambel Mesnedi 6658)

İsrafil (a.s) Sur’a üç defa üfler. Birinci üfürüş feza' (dehşe­te kapılma) üfürüşüdür. İkinci üfürüş her şeyin öleceği üfürüşüdür. Üçüncü­sü ise öldükten sonra diriliş ve âlemlerin Rabbinin huzuruna kalkış üfürüşü­dür,

Birinci Üfürüş: Dehşet ve korku üfürüşüdür. Bu Ayet-i kerimede şöyle geçmektedir; وَيَوْمَ يُنْفَخُ فِي الصُّورِ فَفَزِعَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَنْ شَاءَ اللَّهُ “Sur'a üflendiği gün Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde kim varsa korku ve dehşete kapılır.” (Neml 87).

“Allah'ın diledikleri müstesna” ifadesine gelince; bundan murad, Allah Teâlâ'nın, kalbini sağlamlaştırmış olduğu meleklerdir. Âlimler bunların; Cebrail, Mikâil, İsrafil ve ölüm meleği (Azrail) olduğunu söylemişlerdir. Şehitler olduğu da söylenmiştir. Dahhâk'tan, huriler, cehennem bekçileri ve Arş'ı taşıyan melekler olduğu rivayet edilmiştir. (F.Razi, Neml 87).

İkinci Üfürüş: Bu üfürüşle hayat son bulur. Ayet-i kerimede geçtiği gibi: وَنُفِخَ فِي الصُّورِ فَصَعِقَ مَنْ فِي السَّمَاوَاتِ وَمَنْ فِي الْأَرْضِ إِلَّا مَنْ شَاءَ اللَّهُ “Sûra üfürülmüş -Allah'ın diledikleri müstesna- göklerde ve yer­de olanların hepsi ölmüştür.” (Zümer 68).

Âyette zikredilen -Allah'ın diledikleri müstesna- kimselerden maksat, Enes b. Mâlik ve Süddî'ye göre Cebrail, Mikâii, İsrafil ve Azrail'dir. Al­lah teala bütün yaratıklanın ruhlannı aldıktan sonra geriye bu melekler kalır. Da­ha sonra bunların da canlarını alır geriye sadece kendi zatı kalır.

Ebu Hureyre (r.a.) dan nakledilen diğer bir rivayete göre ise, Sur'a birinci defa üfürülünce sadece şehitler sarsılmaz. İkinci üfürülüşte ise her şey ölür geri­ye Cebrail, Mikâii, Azrail ve Arş'ı sırtında taşıyan melekler kalır. Sonra Cebrail ve Mikail’in canlarını alır. Allah Teâlâ, arşı sırtlarında taşıyan meleklere emreder onlar da ölürler. Geriye sadece Azrail kalır. Sonra Allah Teâlâ onun da ölmesini emreder ve sadece Allahın kendisi kalır. (Taberi, Zumer 68).

Enes (r.a) yoluyla rivayet edilen Hadise göre, Ashap Peygamberimize (s.a.v): Ey Allah'ın pey­gamberi! Allah'ın istisna ettiği kimseler kimlerdir? Diye sordular. Peygamber şöyle buyurdu: Bunlar Cebrail, Mikail, İsrafil ve ölüm meleğidir. Yüce Al­lah ölüm meleğine -daha iyi bilen o olduğu halde- ey ölüm meleği yarattıklarımdan geriye kim kaldı? Diye soracak, ölüm meleği: Rabbim Ceb­rail, Mikail, İsrafil ve senin zayıf kulun ölüm meleği kaldı diyecek. Yüce Al­lah: İsrafil ve Mikail'in canını al, diyecek. Her ikisi de koca bir dağ gibi ölü olarak yere yıkılacaklar. Yüce Allah bu sefer: Öl, ey ölüm meleği diye bu­yuracak, o da ölecek. Yüce Allah Cebrail'e: Kim kaldı ey Cebrail? Diye sora­cak, Cebrail: Ey celal ve ikram sahibi senin şanın yüce ve mübarektir. Geri­ye sadece senin ebedi kalıcı zatın bir de ölmeye ve yok olmaya mahkûm Cib­ril kaldı. Bu sefer yüce Allah: Ey Cebrail! Senin de ölmen kaçınılmaz bir gerçektir, diye buyuracak. Cebrail secdeye kapanacak, kanatlarını çırpacak ve: Se­ni tenzih ederim Rabbim, şanın yüce ve mübarektir, ey celal ve ikram sahi­bi diyecek. Peygamber (s.a.v) devamla buyurdu ki: Onun hilkat itibariyle Mi­kail'in hilkatine üstünlüğü büyükçe bir dağın küçük tepeciklerden birisine üstünlüğü gibidir. (Kurtubi, Zumer 68).

Üçüncü Üfürüş: Ba’s, yani öldükten sonra diriliş, kalkış ve âlemlerin Rabbinin huzuruna yürüyüş üfürüğü­dür. Ayet-i kerimede zikredildiği gibi; ثُمَّ نُفِخَ فِيهِ أُخْرَى فَإِذَا هُمْ قِيَامٌ يَنْظُرُونَ “sonra yeniden bir daha üflenecek, o zaman tüm ölenler hepsi dirilmiş, ne olacak diye bakınıp duracaklar” (Zumer 68).

Sonra dirilteceklerinin ilki İsrafil olacak, ona ikinci bir sefer Sura üfürmesini emredecektir. Bu, diriltilme nefhası olan üçüncü üfürme­dir. Allah Teâlâ buyurur ki: “Sonra ona bir daha üflenmiş ve bir de bakacaksın ki ayakta bakınıp duruyorlar.” Kemik ve un ufak olduk­tan sonra onların, diriler olarak ayakta bakınıp durduklarını görecek­sin. Onlar dirilmişler, kıyamet gününün korkularına bakmaktadırlar. Nitekim başka ayetlerde şöyle buyrulur:   فَاِذَا هُمْ بِالسَّاهِرَةِ فَاِنَّمَا هِيَ زَجْرَةٌ وَاحِدَةٌۙ  “Doğrusu bir tek çığlık yete­cektir. Hepsi hemen bir düzlüğe dökülecektir.” (Nâziât, 13 -14); يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَج۪يبُونَ بِحَمْدِه۪ وَتَظُنُّونَ اِنْ لَبِثْتُمْ اِلَّا قَل۪يلًا۟ “O, sizi çağırdığı gün; hamd ederek davetine uyarsınız. Ve çok az kalmış oldu­ğunuzu zannedersiniz.” (İsrâ, 52); وَمِنْ اٰيَاتِه۪ٓ اَنْ تَقُومَ السَّمَٓاءُ وَالْاَرْضُ بِاَمْرِه۪ۜ ثُمَّ اِذَا دَعَاكُمْ دَعْوَةً مِنَ الْاَرْضِ اِذَٓا اَنْتُمْ تَخْرُجُونَGöğün ve yerin O'nun emri ile ayak­ta durması da yine O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden bir çağrıyla çağırdığı zaman, hemen çıkı verirsiniz.” (Rûm, 25). (İbni Kesir, Zumer 68).

Bazı Müfessirlere göre Sur’a üç kez değil iki kez üflenir. Bu hususu İmam Kurtubi kendi tefsirinde şöyle zikretmektedir: Sûr'a üfürmenin sayısı hususun­da sahih olan ise bunların üç değil iki olduğudur. Feza' (korku ve dehşete kapılma) üfürüğü aslında baygınlık (sa'k) üfürüşüne racidir. Çünkü bu iki hu­sus, bu İki üfürüşle birlikte olacaktır. Yani onlar öyle bir dehşete kapılacak­lardır ki, bundan dolayı öleceklerdir.

El-Kuşeyrî ve başkalarının görüşüne göre de Feza' (korku ve dehşete kapılma) üfürüğü öldükten sonra diriliş nefhasına racidir. O bu âyet-i kerime ile (Neml 87) ilgili açıklamaları esnasında şöyle demektedir: İkinci üfürüşten kasıt; onların dehşete kapılmış olarak diriltilmeleri ve قَالُوا يَا وَيْلَنَا مَنْ بَعَثَنَا مِنْ مَرْقَدِنَاۢ هٰذَا مَا وَعَدَ الرَّحْمٰنُ وَصَدَقَ الْمُرْسَلُونَVay halimize! Yattığımız yerden kim kaldır­dı bizi? Bu Rahman'ın vaad ettiğidir. Ve peygamberler de doğru söylemişler." (Yâsîn 52) diyecekleri ve kendilerini dehşete düşürüp korku duy­malarına sebep teşkil edecek işler görecek olmalarıdır.

İşte bu üfürüş bora­zan sesi gibi olacaktır. İnsanlar da amellerinin karşılıklarını görecekleri yer­de toplanacaklardır. Bunu da Katade söylemiştir. (Kurtubi, Neml 87). (Devam edecek inşallah)

 

 
Etiketler: KUR’AN, VE, HADİS, IŞIĞINDA, DÜNYA, HAYATI, (26),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
29 Ocak 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (25)
25 Eylül 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (24)
11 Temmuz 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (23)
15 Nisan 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATIKUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (22)
09 Mart 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (17)
21 Ocak 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (21)
19 Kasım 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (20)
10 Eylül 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (19)
09 Temmuz 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (18)
12 Şubat 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (16)
12 Kasım 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (15)
10 Ekim 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (14)
08 Ağustos 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (13)
07 Temmuz 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (12)
22 Mayıs 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (11)
28 Mart 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (10)
23 Ocak 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (9)
24 Kasım 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (8)
10 Ekim 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (7)
01 Eylül 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (6)
21 Temmuz 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (5)
20 Haziran 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (4)
16 Mayıs 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (3)
18 Mart 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (2)
15 Şubat 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (1)
11 Aralık 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (40)
06 Kasım 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (39)
Haber Yazılımı