Yazı Detayı
20 Ağustos 2020 - Perşembe 15:59
 
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (27)
HASİP TAYLAN
mail.haber111@gmail.com
 
 

M. Hasip TAYLAN

 

7-Ruhların kabzı ile görevli Melek (Ölüm Meleği Ezrail), azap Melekleri, rahmet Melekleri ve sual Melekleri (Münker ve Nekir) : Ruhların kabzı (ruhların alımı) ile görevli Melek Ezrail (a.s) dir. Ezrail (a.s) in yardımcıları da vardır. Ezrail ismi Kuranda geçmemekle beraber, islami eserlerde geçmekte ve islam topluluklarında aşina olup kullanılmaktadır.

Mevzu ile alakalı Allah (c.c) Kuran-i kerimde şöyle buyurmaktadır: قُلۡ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلۡمَوۡتِ ٱلَّذِي وُكِّلَ بِكُمۡ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمۡ تُرۡجَعُونَ  “De ki: Sizin için görevlendirilmiş olan ölüm meleği, canınızı alır; sonra Rabbinize döndürülürsünüz.” (Secde 11).

Ezrail (a.s)ın yardımcılarına delil şu Ayet-i kerimedir: حَتّٰٓى اِذَا جَٓاءَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ تَوَفَّتْهُ رُسُلُنَا وَهُمْ لَا يُفَرِّطُون “Nihayet birinize ölüm geldiğinde elçilerimiz onun ruhunu alırlar ve onlar görevlerini yerine getirmede asla kusur etmezler.” (Enam 61).

“Elçilerimiz onun ruhunu alırlar” buyruğu çoğul kullanılmıştır. İbn Abbas ve başkaları (r.anhum): Burada kastedilenler, ölüm Meleği’nin yardımcılarıdır demişlerdir.

Rivayete göre bu ölüm meleğinin yardımcıları ruhu cesetten çekip alırlar. Nihayet ruhun kabzeditmesi noktasına gelinince onu ölüm meleği kabzeder.

El-Kelbî der ki: Ölüm meleği ruhu cesetten kabzeder. Sonra bu ruhu, ölen mü'min İse rahmet meleklerine, kâfir ise azap meleklerine teslim eder. Denildiğine göre, ölüm meleği ile birlikte yedi rahmet meleği ve yedi de azap meleği bulunur. Ölüm meleği mü'min bir ruhu kabzetti mi, bunu rahmet meleklerine teslim eder. Onlar da bu ruha sevap müjdesini verirler ve onu alıp semaya çıkartırlar. Kâfir bir ruhu kazbetti mi, bunu da azap meleklerine teslim eder. Onlar da bu ruha azap müjdesini verirler ve onu korkuturlar. Daha sonra bu ruhu semaya doğru yükseltirler, arkasından İse o ruh Siccin'e (yerin yedi kat dibinde Şeytan ve avanesinin ruh ve amellerinin saklandığı yer) geri döndürülür. Mü'minin ruhu ise İlliyyun'a (Müminlerin ruhlarının bulunduğu yedinci gök) çıkartılır. (Kurtubi, Enam 61).

Rahmet Melekleri hakkında Ayet-i kerime şöyle buyurmaktadır: اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ “Rabbimiz Allahtır deyip Allah’ın gösterdiği yolda sebat gösterenlere; korkmasınlar, mahzun olmasınlar ve size vadedilen Cennet’i müjdelemek üzere geldik desinler diye Melekler indiririz.” (Fussilet 30).

Keza Azap Melekleri hakkında da Ayet-i kerime şöyle buyurmaktadır: وَلَوۡ تَرَىٰٓ إِذۡ يَتَوَفَّى ٱلَّذِينَ كَفَرُواْ ٱلۡمَلَٰٓئِكَةُ يَضۡرِبُونَ وُجُوهَهُمۡ وَأَدۡبَٰرَهُمۡ وَذُوقُواْ عَذَابَ ٱلۡحَرِيقِ “Melekler kâfirlerin ruhlarını alırken, yüzlerine ve arkalarına vurarak; tadın ateşin azabını derlerken bir görsen.” Ve devamla: ذٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ اَيْد۪يكُمْ وَاَنَّ اللّٰهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِلْعَب۪يدِ  “İşte bu sizin ellerinizle işlediğiniz günahların karşılığıdır. Yoksa Allah asla kullarına haksızlık yapmaz.” (Enfal 50,51)

Başka bir Ayet-i kerime de: وَلَوْ تَرٰٓى اِذِ الظَّالِمُونَ ف۪ي غَمَرَاتِ الْمَوْتِ وَالْمَلٰٓئِكَةُ بَاسِطُٓوا اَيْد۪يهِمْۚ اَخْرِجُٓوا اَنْفُسَكُمْۜ اَلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ عَذَابَ الْهُونِ بِمَا كُنْتُمْ تَقُولُونَ عَلَى اللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ وَكُنْتُمْ عَنْ اٰيَاتِه۪ تَسْتَكْبِرُون “Zalimlerin, can çekişmekte oldukları ve meleklerin de karşılarında ellerini açıp: "Canlarınızı çıkarın. Bugün, Allah hakkında doğru olmayanı konuşmanızdan ve ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan dolayı aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaksınız" dedikleri anda hallerini bir görsen!” (Enam 93).

Kâfirler can çekişirlerken, melekler onları, azapla, ceza ile boyunlarına geçirilen halkalarla, zincirlerle, alevlerle, kaynar sularla ve Allanın gazabı ile müjdelerler. Bunun üzerine kâfirlerin canları bedenlerine yayılır, çıkmak iste­mez. Melekler onları, canlanın çıkarıp teslim etmeleri için döverler ve şöyle derler: Çıkarın canlarınızı! (Taberi, Enam 93).

Mevzu ile ilgili bir Hadis-i şerifte şöyle buyurmaktadır: عَنِ الْبَرَاءِ بْنِ عَازِبٍ، قَالَ: خَرَجْنَا مَعَ النَّبِيِّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فِي جِنَازَةِ رَجُلٍ مِنَ الْأَنْصَارِ، فَانْتَهَيْنَا إِلَى الْقَبْرِ، وَلَمَّا يُلْحَدْ، فَجَلَسَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، وَجَلَسْنَا حَوْلَهُ، كَأَنَّ عَلَى رُءُوسِنَا الطَّيْرَ، وَفِي يَدِهِ عُودٌ يَنْكُتُ فِي الْأَرْضِ، فَرَفَعَ رَأْسَهُ، فَقَالَ: " اسْتَعِيذُوا بِاللهِ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ مَرَّتَيْنِ، أَوْ ثَلَاثًا، "، ثُمَّ قَالَ: " إِنَّ الْعَبْدَ الْمُؤْمِنَ إِذَا كَانَ فِي انْقِطَاعٍ مِنَ الدُّنْيَا وَإِقْبَالٍ مِنَ الْآخِرَةِ، نَزَلَ إِلَيْهِ مَلَائِكَةٌ مِنَ السَّمَاءِ بِيضُ الْوُجُوهِ، كَأَنَّ وُجُوهَهُمُ الشَّمْسُ، مَعَهُمْ كَفَنٌ مِنْ أَكْفَانِ الْجَنَّةِ، وَحَنُوطٌ مِنْ حَنُوطِ الْجَنَّةِ، حَتَّى يَجْلِسُوا مِنْهُ مَدَّ الْبَصَرِ، ثُمَّ يَجِيءُ مَلَكُ الْمَوْتِ، عَلَيْهِ السَّلَامُ، حَتَّى يَجْلِسَ عِنْدَ رَأْسِهِ، فَيَقُولُ: أَيَّتُهَا النَّفْسُ الطَّيِّبَةُ،  اخْرُجِي إِلَى مَغْفِرَةٍ مِنَ اللهِ وَرِضْوَانٍ ". قَالَ: " فَتَخْرُجُ تَسِيلُ كَمَا تَسِيلُ الْقَطْرَةُ مِنْ فِي السِّقَاءِ، فَيَأْخُذُهَا، فَإِذَا أَخَذَهَا لَمْ يَدَعُوهَا فِي يَدِهِ طَرْفَةَ عَيْنٍ حَتَّى يَأْخُذُوهَا، فَيَجْعَلُوهَا فِي ذَلِكَ الْكَفَنِ، وَفِي ذَلِكَ الْحَنُوطِ، وَيَخْرُجُ مِنْهَا كَأَطْيَبِ نَفْحَةِ مِسْكٍ وُجِدَتْ عَلَى وَجْهِ الْأَرْضِ " قَالَ: " فَيَصْعَدُونَ بِهَا، فَلَا يَمُرُّونَ، يَعْنِي بِهَا، عَلَى مَلَإٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ، إِلَّا قَالُوا: مَا هَذَا الرُّوحُ الطَّيِّبُ؟ فَيَقُولُونَ: فُلَانُ بْنُ فُلَانٍ، بِأَحْسَنِ أَسْمَائِهِ الَّتِي كَانُوا يُسَمُّونَهُ بِهَا فِي الدُّنْيَا، حَتَّى يَنْتَهُوا بِهَا إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيَسْتَفْتِحُونَ لَهُ، فَيُفْتَحُ لَهُمْ فَيُشَيِّعُهُ مِنْ كُلِّ سَمَاءٍ مُقَرَّبُوهَا إِلَى السَّمَاءِ الَّتِي تَلِيهَا، حَتَّى يُنْتَهَى بِهِ إِلَى السَّمَاءِ السَّابِعَةِ، فَيَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: اكْتُبُوا كِتَابَ عَبْدِي فِي عِلِّيِّينَ، وَأَعِيدُوهُ إِلَى الْأَرْضِ، فَإِنِّي مِنْهَا خَلَقْتُهُمْ، وَفِيهَا أُعِيدُهُمْ، وَمِنْهَا أُخْرِجُهُمْ تَارَةً أُخْرَى ". قَالَ: " فَتُعَادُ رُوحُهُ فِي جَسَدِهِ، فَيَأْتِيهِ مَلَكَانِ، فَيُجْلِسَانِهِ، فَيَقُولَانِ لَهُ: مَنْ رَبُّكَ؟ فَيَقُولُ: رَبِّيَ اللهُ، فَيَقُولَانِ لَهُ: مَا دِينُكَ؟ فَيَقُولُ: دِينِيَ الْإِسْلَامُ، فَيَقُولَانِ لَهُ: مَا هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي بُعِثَ فِيكُمْ؟ فَيَقُولُ: هُوَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَيَقُولَانِ لَهُ: وَمَا عِلْمُكَ؟فَيَقُولُ: قَرَأْتُ كِتَابَ اللهِ، فَآمَنْتُ بِهِ وَصَدَّقْتُ، فَيُنَادِي مُنَادٍ فِي السَّمَاءِ: أَنْ صَدَقَ عَبْدِي، فَأَفْرِشُوهُ مِنَ الْجَنَّةِ، وَأَلْبِسُوهُ مِنَ الْجَنَّةِ، وَافْتَحُوا لَهُ بَابًا إِلَى الْجَنَّةِ ". قَالَ: " فَيَأْتِيهِ مِنْ رَوْحِهَا، وَطِيبِهَا، وَيُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ مَدَّ بَصَرِهِ ". قَالَ: " وَيَأْتِيهِ رَجُلٌ حَسَنُ الْوَجْهِ، حَسَنُ الثِّيَابِ، طَيِّبُ الرِّيحِ، فَيَقُولُ: أَبْشِرْ بِالَّذِي يَسُرُّكَ، هَذَا يَوْمُكَ الَّذِي كُنْتَ تُوعَدُ، فَيَقُولُ لَهُ: مَنْ أَنْتَ؟ فَوَجْهُكَ الْوَجْهُ يَجِيءُ بِالْخَيْرِ، فَيَقُولُ: أَنَا عَمَلُكَ الصَّالِحُ، فَيَقُولُ: رَبِّ أَقِمِ السَّاعَةَ حَتَّى أَرْجِعَ إِلَى أَهْلِي، وَمَالِي ". َ   

قَالَ: " وَإِنَّ الْعَبْدَ الْكَافِرَ إِذَا كَانَ فِي انْقِطَاعٍ مِنَ الدُّنْيَا وَإِقْبَالٍ مِنَ الْآخِرَةِ، نَزَلَ إِلَيْهِ مِنَ السَّمَاءِ مَلَائِكَةٌ سُودُ الْوُجُوهِ، مَعَهُمُ الْمُسُوحُ، فَيَجْلِسُونَ مِنْهُ مَدَّ الْبَصَرِ، ثُمَّ يَجِيءُ مَلَكُ الْمَوْتِ، حَتَّى يَجْلِسَ عِنْدَ رَأْسِهِ، فَيَقُولُ: أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْخَبِيثَةُ، اخْرُجِي إِلَى سَخَطٍ مِنَ اللهِ وَغَضَبٍ ". قَالَ: " فَتُفَرَّقُ فِي جَسَدِهِ، فَيَنْتَزِعُهَا كَمَا يُنْتَزَعُ السَّفُّودُ مِنَ الصُّوفِ الْمَبْلُولِ، فَيَأْخُذُهَا، فَإِذَا أَخَذَهَا لَمْ يَدَعُوهَا فِي يَدِهِ طَرْفَةَ عَيْنٍ حَتَّى يَجْعَلُوهَا فِي تِلْكَ الْمُسُوحِ، وَيَخْرُجُ مِنْهَا كَأَنْتَنِ رِيحِ جِيفَةٍ وُجِدَتْ عَلَى وَجْهِ الْأَرْضِ، فَيَصْعَدُونَ بِهَا، فَلَا يَمُرُّونَ بِهَا عَلَى مَلَأٍ مِنَ الْمَلَائِكَةِ، إِلَّا قَالُوا: مَا هَذَا الرُّوحُ الْخَبِيثُ؟ فَيَقُولُونَ: فُلَانُ بْنُ فُلَانٍ بِأَقْبَحِ أَسْمَائِهِ الَّتِي كَانَ يُسَمَّى بِهَا فِي الدُّنْيَا، حَتَّى يُنْتَهَى بِهِ إِلَى السَّمَاءِ الدُّنْيَا، فَيُسْتَفْتَحُ لَهُ، فَلَا يُفْتَحُ لَهُ "، ثُمَّ قَرَأَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: {لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ} [الأعراف: 40] فَيَقُولُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ: " اكْتُبُوا كِتَابَهُ فِي سِجِّينٍ فِي الْأَرْضِ السُّفْلَى، فَتُطْرَحُ رُوحُهُ طَرْحًا ". ثُمَّ قَرَأَ: {وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ، فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ} [الحج: 31] " فَتُعَادُ رُوحُهُ فِي جَسَدِهِ، وَيَأْتِيهِ مَلَكَانِ، فَيُجْلِسَانِهِ، فَيَقُولَانِ لَهُ: مَنْ رَبُّكَ؟ فَيَقُولُ: هَاهْ هَاهْ لَا أَدْرِي، فَيَقُولَانِ لَهُ: مَا دِينُكَ؟ فَيَقُولُ: هَاهْ هَاهْ لَا أَدْرِي، فَيَقُولَانِ لَهُ: مَا هَذَا الرَّجُلُ الَّذِي بُعِثَ فِيكُمْ؟ فَيَقُولُ: هَاهْ هَاهْ لَا أَدْرِي، فَيُنَادِي مُنَادٍ مِنَ السَّمَاءِ أَنْ كَذَبَ، فَافْرِشُوا  لَهُ مِنَ النَّارِ، وَافْتَحُوا لَهُ بَابًا إِلَى النَّارِ، فَيَأْتِيهِ مِنْ حَرِّهَا، وَسَمُومِهَا، وَيُضَيَّقُ عَلَيْهِ قَبْرُهُ حَتَّى تَخْتَلِفَ فِيهِ أَضْلَاعُهُ، وَيَأْتِيهِ رَجُلٌ قَبِيحُ الْوَجْهِ، قَبِيحُ الثِّيَابِ، مُنْتِنُ الرِّيحِ، فَيَقُولُ: أَبْشِرْ بِالَّذِي يَسُوءُكَ، هَذَا يَوْمُكَالَّذِي كُنْتَ تُوعَدُ، فَيَقُولُ: مَنْ أَنْتَ؟ فَوَجْهُكَ الْوَجْهُ يَجِيءُ  بِالشَّرِّ، فَيَقُولُ: أَنَا عَمَلُكَ الْخَبِيثُ، فَيَقُولُ: رَبِّ لَا تُقِمِ السَّاعَة

“Bera bin Azib’ten (r.anhuma): Nebi (s.a.v) ile Ensardan bir adamın cenazesi için çıktık. Kabristana geldik. Ölü defnediliyorken, Resulullah (s.a.v) oturdu ve bizde etrafında oturduk. Üzerimizde bir kuş uçuşuyordu ve O’nun (Resulullahın) (s.a.v) elinde bir çubukla yeri çiziyordu. Başını kaldırıp şöyle buyurdular: “Kabir azabından Allah’a sığınırım. Bunu iki veya üç kez tekrarladılar.” Sonra şöyle buyurdular: “Mumin bir kul Dünya ile alakası kesilip (Vefat edip) Ahiret’e yöneldiğinde, semadan parlayan Güneş gibi ak yüzlü Melekler inerler ve beraberlerinde Cennet kefenlerinden bir kefen ve cennet kokularından bir koku bulunur. Bu melekler mevtanın görüş mesafesinde otururlar. Daha sonra ölüm Meleği (Azrail) gelir ve o mevtanın başının yanında oturup, şöyle der:

−‘Ey hoş ve temiz nefis! Allah’ın mağfiretine ve hoşnutluğuna kavuşmak üzere çık! Resulullah (s.a.v) buyurdular ki: “Onun canı su kabından damlanın akması gibi akarak çıkar. Ölüm meleğide o canı alır. Ölüm meleği onun canını aldığı zaman melekler, bir göz açıp kapatacak bir süre kadar dahi olsa onun elini asla bırakmazlar. Onu o Cennet kefenine koyar ve ona Cennet kokusunu sürerler. Bu koku yeryüzünün en güzel kokularında daha güzel bir koku ile yayılır. Melekler onu alıp yükselirler ve her Melek topluluğunun yanından geçtiklerinde kendilerine: bu hoş ve temiz ruh kimindir? Diye sorulur, onlarda (Melekler): Dünyada iken ona verilen isimlerin en güzelini söylerler ve falan kesin oğlu/kızı falandır derler. Nihayet Dünya semasına geldiklerinde, semanın kapıları ona açılır. Ve her semadan öbür semaya geçişte, bütün kapılarda bulunan melekler onu karşılar ve uğurlar, yüce Allah’a yükselmesi için dua ederler. Melekler bu ruhla nihayet yedinci semaya vardıklrında, Allah (a.c) Şöyle buyururlar: اكْتُبُوا كِتَابَ عَبْدِي فِي عِلِّيِّينَ، وَأَعِيدُوهُ إِلَى الْأَرْضِ، فَإِنِّي مِنْهَا خَلَقْتُهُمْ، وَفِيهَا أُعِيدُهُم   وَمِنْهَا أُخْرِجُهُمْ تَارَةً أُخْرَى “Kulumun kitabını İlliyunda yazın. Onu yere iade edin. Muhakkak ben onları ondan yarattım, onları oraya iade ettim ve sonra da oradan çıkaracağım.” Ve devamla Resulullah Buyurdularki: Meftanın ruhu cesedine iade edilir ve ona iki melek gelir, onu oturturlar ve ona:

-Rabbin kimdir? Diye sorarlar. Oda:

-Rabbim Allah’tır. Diye cevap verir. Daha sonra dinin nedir? Diye sorarlar. Oda:

-Dinim İslamdır.  Diye cevap verir. Daha sonra size gönderilen adam kimdir? Diye sorarlar. Oda:

-O Resulullah (s.a.v) dir. Der. Daha sonra ilmin nedir? Diye sorarlar. Oda;

-Ben Allah’ın kitabını okudum ve tasdik ettim.

Ondan sonra semadan bir ses gelir. Kulum doğru söyledi der. Kendisine Cennet yataklarından bir yatak hazırlanmasını, Cennet’ten elbiseler giydirilmesini, Cennetten kabrine bir kapı açın diye emir buyururlar. Peygamberimiz devamla şöyle buyurdular: Açılan bu Cennet kapısından keddisine güzel kokular ve ılık rüzgârlar gelir. Bunu müteakiben kabri gözün alabildiği kadar genişletilir ve aydınlatılır.

Daha sonra yüzü güzel, elbiseleri güzel ve kokusu hoş bir adam ona gelir ve der ki:

−Seni sevindirecek müjdeyi sana getiriyorum. İşte bu sana vaadolunan günündür (Allah’n rızası ve ebedi kalınacağı Cennet).

Mü’min mevta ona şöyle der:

− Sen kimsin? Senin yüzün hayırlı şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.’

O kişi de ona:

−‘Ben senin dünyada işlemiş olduğun salih amelinim der. Bunun üzerine mevta:

−‘Rabbim! Kıyametin kopmasını çabuklaştır ki ben aileme ve malıma kavuşayım! Der.

Kâfir bir kişi dünya ile alakası kesilip, ahirete yöneldiğinde, ona semadan yüzleri siyah melekler iner. Beraberlerinde kaba ve vucuda batıcı elbiseler vardır! Nihayet melekler o kişiden gözün görebildiği kadar uzak bir mesafede otururlar.

Sonra ölüm meleği gelir ve o kişinin başının yanında oturup, şöyle der:

−‘Ey habis Nefis, Allah’ın gazab ve öfkesine doğru çık! Ölüm Meleğinin bu sözü üzerine, o kişinin ruhu cesedine dağılır. Ölüm Meleği, demir çubuğun ıslak yünden çekilmesi gibi onun ruhunu çekip alır. Ölüm Meleği ruhunu alırken, Melekler o habis ruhu getirdikleri batıcı elbiseye koyuncaya dek, göz açıp kapatacak bir zaman kadar dahi olsa, onun elini bırakmazlar! O kişiden, yeryüzünde görülmüş en kötü kokan leşin kokusu gibi bir koku çıkar. Melekler onu alıp yükselirler. Meleklerden bir topluluğun yanından geçtiklerinde mutlaka melekler:

−Bu habis ruh kimdir? Derler.

Onu götüren melekler de:

−Bu, filan oğlu/kızı filandır’ diyerek dünya hayatında ona verilen en kötü ismiyle onu anarlar. Nihayet o, dünya semasına getirilir. Ona kapının açılması istenir ama ona kapı açılmaz.

Daha sonra Rasulullah (s.a.v): لَا تُفَتَّحُ لَهُمْ أَبْوَابُ السَّمَاءِ وَلَا يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ حَتَّى يَلِجَ الْجَمَلُ فِي سَمِّ الْخِيَاطِ “Deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremezler.” Araf Suresi 40. ayeti okudu.

Bunun üzerine Allah (c.c) şöyle buyururlar:

−“Onun kitabını Siccin’de, yerin en alt tabakasında yazın! Onun ruhu oraya fırlatılır. Sonra Resulullah (s.a.v): وَمَنْ يُشْرِكْ بِاللهِ، فَكَأَنَّمَا خَرَّ مِنَ السَّمَاءِ فَتَخْطَفُهُ الطَّيْرُ أَوْ تَهْوِي بِهِ الرِّيحُ فِي مَكَانٍ سَحِيقٍ “Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş ve kendisini kuş kapıyor yahut rüzgâr onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir.” Hac suresinin 31. Ayetini okudu.

Daha sonra meftanın ruhu cesedine iade edilir ve iki Melek gelirler, onu oturturlar ve ona: Rabbin kimdir?

O:

−Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Melekler ona:

−Dinin nedir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Melekler ona (Hz. Muhammed’i kas ederek):

−Bu size gönderilen adam kimdir?’ diye sorarlar.

O kişi:

−Ah! Ah! Bilmiyorum’ der.

Ve Sema’dan bir ses: O yalan söylemiştir! Ona cehennem ateşinden bir yatak serilmesini, sıcak ve kavurucu rüzgârın girmesi için cehennemden onun kabrine bir kapı açılmasını emreder. Kabri daraltılır. Sonra o adama yüzü ve elbiseleri çirkin, kötü kokan bir adam gelir ve ona şöyle der:

−Ben sana hoşuna gitmeyecek şeyleri bildiriyorum. İşte bu sana daha önce vaadolunan günündür,’ der ve onu Allah’ın azabı ile müjdeler.

Oda şöyle der:

− Sen kimsin? Yüzün kötü şeylerle gelen kimsenin yüzüne benziyor.

O adam şu cevabı verir:

−Ben senin kötü amelinim.

Mefta:

−Rabbim! Kıyamet kopmasın! Der.  (Şamile, Mesned-ı Ahmed bin Hanbel, C:30, S:499)

Kabir suali ve azabı ile ilgili bazı hadisler:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا قُبِرَ الْمَيِّتُ، أَوْ قَالَ: أَحَدُكُمْ، أَتَاهُ مَلَكَانِ أَسْوَدَانِ أَزْرَقَانِ، يُقَالُ لأَحَدِهِمَا: الْمُنْكَرُ، وَلِلآخَرِ: النَّكِيرُ، فَيَقُولاَنِ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ؟ فَيَقُولُ: مَا كَانَ يَقُولُ: هُوَ عَبْدُ اللهِ وَرَسُولُهُ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللَّهُ، وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ، فَيَقُولاَنِ: قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُولُ هَذَا، ثُمَّ يُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ سَبْعُونَ ذِرَاعًا فِي سَبْعِينَ، ثُمَّ يُنَوَّرُ لَهُ فِيهِ، ثُمَّ يُقَالُ لَهُ، نَمْ، فَيَقُولُ: أَرْجِعُ إِلَى أَهْلِي فَأُخْبِرُهُمْ، فَيَقُولاَنِ: نَمْ كَنَوْمَةِ العَرُوسِ الَّذِي لاَ يُوقِظُهُ إِلاَّ أَحَبُّ أَهْلِهِ إِلَيْهِ، حَتَّى يَبْعَثَهُ اللَّهُ مِنْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ،

وَإِنْ كَانَ مُنَافِقًا قَالَ: سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ، فَقُلْتُ مِثْلَهُ، لاَ أَدْرِي، فَيَقُولاَنِ: قَدْ كُنَّا نَعْلَمُ أَنَّكَ تَقُولُ ذَلِكَ، فَيُقَالُ لِلأَرْضِ: التَئِمِي عَلَيْهِ، فَتَلْتَئِمُ عَلَيْهِ، فَتَخْتَلِفُ فِيهَا أَضْلاَعُهُ، فَلاَ يَزَالُ فِيهَا مُعَذَّبًا حَتَّى يَبْعَثَهُ اللَّهُ مِنْ مَضْجَعِهِ ذَلِكَ

 

Ebu Hureyreden (r.a) rivayetle; Resulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: Bir meyit veya herhangi biriniz kabre konulduğunda, ona iki tane siyah veya mavi melek gelir. Onlardan birisine Munker ve öbürünün Nekirdir denir. Bu Melekler: (Hz. Muhammed’i) kast ederek:

-Bu adam hakkında ne diyordun? Diye sorarlar.

Mumin kişi:

-O Allah’ın kulu ve Resuludur. Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in O’nun kulu ve resulü olduğuna şahadet ederim. Diye cevap verir.

Bunun üzerine Melekler:

-Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler ve kabri yetmiş zira’ genişler ve içi aydınlanır. Sonra ona uyu denir.

Mevta:

-Beni aileme geri götürün onlara haber vereyim der.

Melekler on:

-Ancak ailesi tarafından sevilmek için uyandırılan gelinin uykusu ile uyu derler. Ta ki Allah onu bu yerinden kaldırıncaya kadar uyur.

Şayet mevta münafık ise, bu soruya:

-İnsanlar onun için ne dedi iseler bende ayni şeyi söyledim. Onun (Resulullh’ın) kim olduğunu bilmiyorum der.

Bunun üzerine Melekler:

-Senin böyle söyleyeceğini biliyorduk derler.

Ve Yere:

-Onu sık derler. Mevta (yer) mezar tarafından öyle sıkılır ki, tüm kaburgaları birbirinin üstüne geçer.

Ve bu azabı (kabir azabı) Allah (c.c) baas günü kaldırıncaya kadar devam edecektir. (Şamile, Sunen-i Tirmizi, C:2, S:374, No:1071)

Başka bir Hadis-i Şerif;

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، أَنَّهُ حَدَّثَهُمْ: أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ: " إِنَّ العَبْدَ إِذَا وُضِعَ فِي قَبْرِهِ وَتَوَلَّى عَنْهُ أَصْحَابُهُ، وَإِنَّهُ  لَيَسْمَعُ قَرْعَ نِعَالِهِمْ، أَتَاهُ مَلَكَانِ فَيُقْعِدَانِهِ، فَيَقُولاَنِ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ لِمُحَمَّدٍ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ، فَأَمَّا المُؤْمِنُ، فَيَقُولُ: أَشْهَدُ أَنَّهُ عَبْدُ اللَّهِ وَرَسُولُهُ، فَيُقَالُ لَهُ: انْظُرْ إِلَى مَقْعَدِكَ مِنَ النَّارِ قَدْ أَبْدَلَكَ اللَّهُ بِهِ مَقْعَدًا مِنَ الجَنَّةِ، فَيَرَاهُمَا جَمِيعًا - قَالَ قَتَادَةُ: وَذُكِرَ لَنَا: أَنَّهُ يُفْسَحُ لَهُ فِي قَبْرِهِ، ثُمَّ رَجَعَ إِلَى حَدِيثِ أَنَسٍ - قَالَ: وَأَمَّا المُنَافِقُ وَالكَافِرُ فَيُقَالُ لَهُ: مَا كُنْتَ تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ؟ فَيَقُولُ: لاَ أَدْرِي كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ، فَيُقَالُ: لاَ دَرَيْتَ وَلاَ تَلَيْتَ، وَيُضْرَبُ بِمَطَارِقَ مِنْ حَدِيدٍ ضَرْبَةً، فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا مَنْ يَلِيهِ غَيْرَ الثَّقَلَيْنِ

Enes bin Malik’ten (r.a) rivayetle, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuşlardır: Kul kabrine konulup, dostları oradan (Kabirden) dönüp ayrılınca, o onların giderken ayak seslerini duyar. Ve ona iki melek gelir ve onu oturtup;

-Hz. Muhammed hakkında ne diyordun? Diye sorarlar.

Mevta eğer mümin ise:

-Ben O’nun Allah’ın kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim der.

Bunun üzerine ona:

-Ateşten olan (Cehennem’deki) yerini bu cevabına mukabil Allah (c.c) Cennet’e tebdil etti. Mevta her iki yeri de görür.

  Hadisin burasında Katâde şöyle dedi: Bize aktarıldığına göre mümin kişinin kabri genişletilir. Ve sonra Enes Hadisi’nin devamına döner.

Şayet mevta münafık veya kâfir ise:

-Sorduğunuz kişiyi bilmiyorum. Herkes ne dedi ise bende onların dediğini dedim diye cevap verir.

Melekler:

-Sen Dünya’da bildiğini okudun (Canının istediğini yaptın) deyip, Sonra demirden bir topuzla iki kulağı arasına vurulur. Öyle bir bağırır ki onun bu feryadını insan ve cinden başka o ölüye yakın olan her şey işitir. (Şamile, Sahih-i Buhari, C:2, S:98, No:1374). (Devam Edecek İnşaallah)

 

 
Etiketler: KUR’AN, VE, HADİS, IŞIĞINDA, DÜNYA, HAYATI, (27),
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Temmuz 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (26)
29 Ocak 2020
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (25)
25 Eylül 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (24)
11 Temmuz 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (23)
15 Nisan 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATIKUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (22)
09 Mart 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (17)
21 Ocak 2019
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (21)
19 Kasım 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (20)
10 Eylül 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (19)
09 Temmuz 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (18)
12 Şubat 2018
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (16)
12 Kasım 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (15)
10 Ekim 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (14)
08 Ağustos 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (13)
07 Temmuz 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (12)
22 Mayıs 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (11)
28 Mart 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (10)
23 Ocak 2017
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (9)
24 Kasım 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (8)
10 Ekim 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (7)
01 Eylül 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (6)
21 Temmuz 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (5)
20 Haziran 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (4)
16 Mayıs 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (3)
18 Mart 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (2)
15 Şubat 2016
KUR’AN VE HADİS IŞIĞINDA DÜNYA HAYATI (1)
11 Aralık 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (40)
06 Kasım 2015
AYET VE HADİS IŞIĞINDA YARATILIŞ (39)
Haber Yazılımı