Yazı Detayı
17 Kasım 2020 - Salı 10:43
 
Ne Mutlu 'Azınlıktanım' Diyene!
Dr. Vehbi KARA
 
 

Ayakların baş olduğu bir ülkede yaşıyoruz. Sadece Cumhuriyet döneminde değil; Osmanlı’nın son 200 senesinde de adına “dönme” de denilen gayrimüslim azınlıkların tahakkümü altında yaşıyoruz.
Bunlar kendilerine “Türk” ismi vererek gerçek Türkleri ve Müslümanları ezmektedirler. Bunun en son örneğini 28 Şubat 1997 döneminde görmüştük. Sırf eşi başörtülü diye yüzlerce askeri ordudan attırmışlardı. Yetmedi hızlarını alamayıp yine onbinlerce başı örtülü memuru kamu kurumlarından uzaklaştırma tehdidi ile başını açtırmışlardı.
Peki, bunu nasıl yaptılar? Sadece ele geçirmiş olduğu askeri kurumlar, medya, yargı ve kurumları aracılığı ile mi?
Hayır. CHP içinde örgütlenerek bu partinin üst yönetimini asla kimseye bırakmayarak bunu başardılar. Halkın parası gasp edilerek kurulan İş Bankası’ndan niçin vazgeçmediklerini anlayabilmek için bu yazıyı dikkatle okumak gerekiyor…
Milli Mücadele esnasında hatta Misak-ı Milli’nin ilan edilmesinde Osmanlı Devletinin Kanunu Esasi’si yani Anayasası geçerliydi. Hatta anayasanın ikinci maddesi “Devletin dini İslam’dır” şeklindeydi. Öncelikle bunu değiştirdiler. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasından “devletin dini İslam’dır” maddesini çıkardılar. Bir de utanmadan “kurucu değerlere dönelim” diyorlar ya! İşte bunlara ne söylense azdır…
Anayasa değişiklikleri tek partinin yönetimi altında halka danışılmadan tam gaz devam etmiştir. Örneğin “Türk” tabiri getirilerek gayrimüslim azınlıklar yani Ermeniler, Rumlar ve Yahudileri de içine alacak şekilde bir vatandaşlık tanımı yaptılar.
"Türkiye’de din ve ırk ayırt edilmeksizin vatandaşlık bakımından herkese ‘Türk’ denir” ibaresiyle “dönme” adı verilen başka inançtan kişiler, bir anda “Türk” oluvermiştir. Soyadı kanunu da getirilince geçmişten gelen bütün izler silinmiş “on yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan” marşı söylenmeye başlamıştır. İşte bundan sonra "Ne mutlu Türküm diyene!" sözü devlet yöneticilerinin ağzında pelesenk olmaya başlamıştır.
Aradan yıllar geçtiği halde hala unutamadığım bir hatıramı anlatayım.
Deniz Kurdu Tatbikatı arasında liman ziyareti yapıyorduk. İzmir’de orduevinde gemi subaylarının katıldığı bir akşam yemeği yapılmıştı. Yemeğe ben de katılma şansızlığını yaşamıştım. Yemeğin ortasında gemi komutanı tarafından bana bir rakı bardağı gönderilmişti.
Bunu görmezlikten geldiğim sırada gemi komutanı bana seslendi “Vehbi, sana içki gönderdim niçin içmiyorsun?” dedi. Ben de kendisine nezaketle “Komutanım ben hayatım boyunca hiç alkollü içki içmedim ve prensibim icabı asla içmem” dedim. Bunun üzerine “ben gemi komutanıyım, emrediyorum içeceksin” dedi.
O andaki haleti ruhiyem “kellemi de kesseler asla içki içmem” şeklindeydi. Fakat komutan ısrar ediyordu. İşin daha kötüsü ise masadaki bütün subaylar bana pis pis bakarak “hepimizi rezil ettin, iç şu zıkkımı” demeye getiren bakışları ile adeta dövmeye çalışıyorlardı.
Bu iğrenç hikâye iyice alkol almış komutanın sesini arttırması ile bir müddet daha devam etti. Öyle ki; yan masalardan komutanın sesi duyulup tepki çekmeye başlamıştı. Sonunda Çarkçıbaşı Ümit Yüzbaşı araya girerek “Komutanım Vehbi çok iyi bir subaydır, onu bu seferlik mazur görün” şeklinde ortalığı yatıştırmaya çalışmıştı. Sonunda Komutan insafa gelerek sesini kesmişti. Bundan sonra bir daha gemi yemeklerine asla çağrılmadım ve katılmadım.
Maalesef yıllar boyu dindar ve inançlı subaylar “içki testi” adı verilen bir uygulamadan geçirilerek alkole karşı olan hassasiyetlerinden vazgeçirilmeye çalışılıyordu. Bu sayede biz gerçek Türklere dayatılan türlü türlü baskılar sonuç veriyor her 8 ile 10 yıl arasında kesintisiz bir darbe süreci yaşanıyordu.
İnşallah bu süreç 15 Temmuz 2016 FETÖ darbesi ile son bulmuş oldu. Bundan sonra hiçbir subaya “niçin içki içmiyorsun?” gibi bir baskı yapılmadığını umut ediyorum.
Benim yaşadığım bu olay ülkemizde farklı ve değişik şekillerde devam etmişti. Türk ve Müslümanlara yapılan baskı ile ilgili olarak bir iki örnek daha vermekte yarar vardır:
Stalin'in zulmünden kaçarak sınırlarımızdan ülkemize sığınan 146 Azeri Türk'ün hazin hikâyesine de yer vermek gerekiyor. Aslında onlar, sığındıkları Türk yurduna ve Türk kardeşlerinin kendilerine sahip çıkma hususunda hiçbir tereddüt taşımıyorlardı. Öyle ya; Türk ve Müslüman’dılar, dahası insandılar.
Fakat bu gerçek Türk kardeşlerimizin yakarışlarına rağmen sağır olan tek partili bir yönetim vardı. Ankara’dan “ret” cevabı almışlardı. Bu kardeşlerimiz "Ne olursunuz bizi o azılı düşmanlara teslim etmeyin, gerekirse bizi siz öldürün. Hiç olmazsa kendi vatanımızda, kendi bayrağımızın altında ölmüş oluruz" deseler de, gerçekten de acımasız ve sağır olan insanlar vardı.
Karakol komutanı içi kan ağlaya ağlaya 146 sığınmacıyı yeniden Sovyet Rusya'sına, teslim etmek zorunda kalmıştır. Ruslara teslim olan 146 Türk evladı, hemen elleri ayakları bağlanarak oracıkta, askerlerimizin gözleri önünde kurşuna dizilerek öldürülürler!
İşte 1944'te İsmet İnönü'nün emriyle Türkleri götüren bir memurun köprünün hemen ardında gerçekleştirilen bu katliamı gördükten sonra akli dengesini yitirdiği ve akıl hastanesinde vefat ettiği söylenmektedir. Bu ana vatanında ihanete uğramış Türklerin ve yakınlarının söylediği ağıtlar kalır geriye:
“Boraltan bir köprü, aşar geçer Aras'ı, / Yuğsan Aras suyuyla, çıkmaz yüzün karası./ Karası, karası, merhamet fukarası,/ Karası, karası, merhamet fukarası,
Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni,/ Can alınan çarşıda, kardeşim sattı beni./ Dönüp seslendim geri, merhametsiz birine,/ Beni siz vursaydınız, şu gâvurun yerine”.
Bir hikâyeyi de Türklerin en önemli Saltanat ailesinden Osmanlı hanedan ailesinden verelim:
Sultan Abdülmecid’in kızı ve Sultan Abdülhamid’in kız kardeşi Seniha Sultan, sürgün kararı ertesi Cumhurbaşkanı’na telgraf gönderir.
"78 yaşındayım. Odadan bile çıkmak iktidarına mâlik bulunmadığımdan karar-ı ahire tebaiyet maddeten imkân haricindedir. Hayattan artık bir nasibi kalmamış olan benim gibi bir ihtiyarın takarrüp eden son günlerini odasında geçirmeye müsaade buyurmanızı istirham eylerim. Seniha Binti Abdülmecid”
Fakat Seniha Sultan’ın talebi dikkate alınmamış ve bu soylu Türk hanedan ailesi Türkiye’den sınır dışı edilmiştir.
Gerçi içeride kalan vatan evlâtlarına da bu sonradan Türk olan ve Müslüman gibi görünen insanlar; türlü türlü zulümler yapmaya devam etmişlerdir. Milli mücadelenin kazanımları Anadolu insanına, yani halka rağmen, aleyhinde kullanılmıştır. Mehmetçik, jandarma görev eri olarak Kuran okuyor diye milletini dipçiklemek zorunda bırakılmıştır.
Anadolu insanı, kendisine dayatılan bir gavur şapkası yüzünden binlerce efradını dar ağacında kaybeder. Milletin seçtiği vekiller darp edilir, hatta Başbakan Adnan Menderes idam edilir. Her darbe sonunda binlerce Müslüman “ayin yapıyor” denilerek hapislere atılır, işkence görerek mahkûm edilir, asılır ve sonunda sesi de kısılmış olur. Bunu dile getiren muharrir ve yazarlar ise mahkeme kapılarında ve zindanlarında perişan edilir.
Buna karşılık İkinci Dünya Savaşı yıllarında yani Nazilerin tarihin büyük soykırım yaptığı dönemde Türk pasaportu can simidi gibiydi. Çünkü İspanya ve Türkiye gibi tarafsız ülkelerin Yahudi vatandaşları, toplama kamplarından hariç tutulmuştu. İşte bu yıllarda Avrupa’nın çeşitli yerlerinde görevli 19 diplomatlarımız, Türk pasaportu vererek, tam 185 bin Yahudi’nin hayatını kurtarmıştı.
Bu durum, yani gerçek Türklerden esirgenen imtiyazlı cömertlik; bir belgesel filmde anlatılmıştır. Türk diplomatlarının Musevi vatandaşlarını, toplama kamplarına göndermemek için canla basla mücadele ettiği çok güzel bir şekilde gösterilmiştir. Belgeselde 60’a yakın tanık ile beraber tarihçilerle, toplum liderleriyle, o süreci yaşayan insanlarla ve onları kurtaran diplomatların aileleriyle konuşulmuştur.
Musevi vatandaşlarına dair bir başka hikâye de fedakar 19 Türkiye Elçisi anlatılmaktadır. Örneğin Rodos Konsolosu (1943-1944) Selahattin Ülkümen tam 1.700 Yahudi’yi gaz odalarına gitmekten son anda büyük özveriyle kurtarmıştır. İnönü adı geçen diplomat adına posta pulu bastırarak kendisini onurlandırmıştır.
Bu vesileyle kendilerine derin şükran ve nişanelerinin yanı sıra, ayrıca ABD’li Yahudi bir dernek tarafından 1990 yılında Yahudi cesaret ödülü de verilmiştir.
Yalcın Küçük, bu azınlık mensubu dönmelerin diplomat olma durumunu dramatize ederek “Türkiye’de elçi olmak için dönme olmak gerekir” demiştir.
İşte şimdi “Ne mutlu dönmeyim diyene” sözünün ne anlama geldiğini bir parça anlamış olduğunuzu umarım. Konuyu bir de nüfus bakımından ele alırsak mesele daha iyi anlaşılmış olacaktır.
29 Ekim 1923'te Cumhuriyet ilan edildiğinde ülke nüfusumuz 13 milyon olarak tespit edilmişti. Halkımızın çoğu kadınlardan, yaşlı ve çocuklardan meydana geliyordu. Her taraf cephelerden dönen kolu bacağı kopuk gazilerimiz ile doluydu.
Geri kalanlar ise bizim kimliğimize girmiş kentlerde oturan gayri Müslimlerden meydana geliyordu. Osmanlı devletinin son döneme kadar askere almadığı ve bu azınlık kesim okumuş, en az bir yabancı dil bilen kişilerdi ve zengin tabakayı oluşturuyordu.
Soyadı kanunuyla bizim kimliğimize gizlenmiş bu gayrimüslim azınlıklar maliye, hukuk, eğitim, askeri kurumlara yerleşerek askeri vesayet sistemini ortaya çıkardılar. Deniz kenarı yerleşim birimleri başta olmak üzere en zengin topraklar bunların olmuştu.
Zaten çok az sayıdaki Anadolu müteşebbisinin önünü ''yeşil sermaye'' adıyla kesen bu azınlıktan kimse hiç hesap soramadı. Bilakis hep bunlar hesap sorup üste çıktılar. Şimdi de durum çok farklı değildir. Bukalemun gibi kendilerini renkten renge kılıftan kılıfa sokan bu insanlar, en önemli kurumların da başında bunlar yer alır. İşte biraz kafa yormayı ve kendimize çeki düzen vermeyi gerektiren bir mesele budur.
Çözüm ise daha önce belirttiğim gibi çok basittir. Türk ve Müslüman toplumun önünü açacak yegâne yöntem; serbest piyasa düzeni ve özgürlüklerdir. Çünkü rantiyecilikten beslenen hep bu dönme adını verdiğimiz asalak yiyici takımı olmuştur. Mason localarında iş tutup çalışkan Müslüman insanlarımızın ekmeğini elinden almaya çalışırlar.
Bu nedenle devlet küçültülmeli ve memurluk insanlardan alınıp aynı işi rüşvet almadan sıfır hata ile yapan bilgisayarlara bırakılmalıdır. Bilgisayarların yapamayacağı işleri de sayısı 100 bin’i geçmeyecek şekilde vatanını seven ve para için çalışmayan; vatanına hizmet etmeyi öncelikle hedeflemiş insanlara vermek gereklidir.
Eğer vatandaş zengin olursa devlet de zengin olur. Bu nedenle hala en büyük işveren olan devletin bu dönmelerin yağma ve talanına son vererek özel sektörün önünü açması, girişimci vatandaşlarımıza karşı yürütülen bürokratik engelleri kaldırması en önemli icraat olacaktır, vesselam…

Dr. Vehbi KARA

 
Etiketler: Ne, Mutlu, 'Azınlıktanım', Diyene!,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
01 Aralık 2020
İnsan Neden Diğer Canlılardan Üstündür?
28 Kasım 2020
ABD Propagandası Nasıl Gerçeğe Dönüşüyor?
28 Kasım 2020
Yeni Bakanımız Lütfı Elvan’a Tavsiyeler
23 Kasım 2020
Ülkenin Büyümesi için Devletin Küçülmesi Şarttır
16 Kasım 2020
İlimlerin Şahı ve Padişahı
12 Kasım 2020
Zafere Ramak Kala Yine Ateşkes
10 Kasım 2020
Bir Büyük Amiralin Hikâyesi
08 Kasım 2020
Uçaklar Savaş Gemileri Tanklar Demir Tabut Oldu
07 Kasım 2020
Savaş Stratejilerini Değiştiren Türk
31 Ekim 2020
Faiz ve Devletçilik Kıskacındaki Türkiye Ekonomisi
29 Ekim 2020
Hadisi Şeriflerin Önemi
28 Ekim 2020
Türk ve İslam Tarihinin En Büyük Bozgunu
26 Ekim 2020
Topyekün Eğitim Reformunda Yapılması Gerekenler
22 Ekim 2020
Zaman Tarikat Değil Reyting Zamanıdır
16 Ekim 2020
FETÖ’yü ve Deccali Tanıma Rehberi
15 Ekim 2020
Emekli İnkılapçı Subaylar Kadar Olamadık
15 Ekim 2020
Emekli İnkılapçı Subaylar Kadar Olamadık
13 Ekim 2020
Faiz Yerine Karzı Hasen Ne Güzeldir
10 Ekim 2020
Adalet Kavramı ve Türkiye Cumhuriyeti
06 Ekim 2020
Karabağ Harekatı Yarım Kalmasın
03 Ekim 2020
Dünyanın En Dalavereci Ülkesi
23 Eylül 2020
Darbeci Generaller Keyif Sürerken Mağdur Ettikleri Askerlerin Durumu
20 Eylül 2020
İntizam ve Terakkiden İstanbul Sözleşmesine Sosyal Değişim
17 Eylül 2020
Bediüzzaman’ın Mesleği Kardeşlik Üzerinedir
13 Eylül 2020
Materyalist Eğitim Bakanlığı Nasıl Milli Olur?
11 Eylül 2020
Avrupa Alimlerini Suçüstü Yakalayan Adam
09 Eylül 2020
Aileyi Yok Etmek Maksadıyla Ankara’da Kotarılan Kararlar
08 Eylül 2020
Modern Köleliğin Sonu Kitabı
04 Eylül 2020
Gıybet ve Arkadan Konuşma Hakkında
01 Eylül 2020
Halifelik Kurumu Nasıl Teşekkül Etmelidir?
31 Ağustos 2020
Meclis Uhdesindeki Halifelik Yeniden İhya Edilmelidir
28 Ağustos 2020
Bediüzzaman’ın Medresetüz Zehra Projesi
24 Ağustos 2020
İstanbul’umuzun Beyrut Gibi Olmaması İçin Kanal İstanbul Gereklidir
23 Ağustos 2020
Kayıt Dışı Ekonomi ve Çözümleri Kitabı
19 Ağustos 2020
Hani Avrupa Ayağa Kalkacaktı?
14 Ağustos 2020
Yalancının Mumu 51 Senedir Yanıyor
11 Ağustos 2020
Kadına Şiddet Şapka İle Başladı
08 Ağustos 2020
Fuat Sezgin’in Arapçanın Üstünlüğüne Dair Görüşleri
04 Ağustos 2020
Dinsizler Kuran’ın Tercümesini Niçin İstiyorlar?
03 Ağustos 2020
Necip Fazıl Kısakürek’i Farklı Gösteriyorlar
28 Temmuz 2020
Ölümü Unutmuş İnsanlara Bir İbret Dersi
19 Temmuz 2020
Böyle Anayasa Olmaz
17 Temmuz 2020
Feto’nun Dümen Suyuna Giren Dinsiz Olur
16 Temmuz 2020
Darbecilerinin Verdiği Kararların Hükümsüz Sayılması
12 Temmuz 2020
Ayasofya Kararı Sonrasında Neler Olacak?
09 Temmuz 2020
Kuran Nedir ve Tarifi Nasıldır?
07 Temmuz 2020
Faiz En Büyük Günahlardan Bir Tanesidir
04 Temmuz 2020
Kapitalizm Kadını Köle Olarak Kullanıyor
03 Temmuz 2020
Allah Selamet Versin
27 Haziran 2020
İnsanlarla Dalga Geçiyorlar
25 Haziran 2020
Ölen Ölür Kalan Sağlar Bizimdir Politikası
24 Haziran 2020
Sınıfsız Toplum İlkelliğin Temelidir
23 Haziran 2020
İnsanlar Hürriyeti Elde Etseler de Yine Abdullahtırlar
21 Haziran 2020
Bahriye’de 15 Yıl Kitabı
13 Haziran 2020
Hutbenin Arapça Okunmasının Hikmetleri
11 Haziran 2020
Hutbe Ne Zamandan Beri Türkçe Okunuyor?
10 Haziran 2020
Cuma Hutbesinin Tesirli Olması İçin
09 Haziran 2020
Feto’nun Derin İlişkiler Süreci
06 Haziran 2020
FETÖ Elebaşı Gülen’i Tanıyalım
12 Mayıs 2020
Korona Sonrası Dönemde İşsiz Kalmanın Sonuçları
08 Mayıs 2020
FETÖ Elebaşı Gülen’i Tanıyalım
04 Mayıs 2020
Modern Köleliğin Sonu
03 Mayıs 2020
CAMİDE DANS VAR
30 Nisan 2020
Lut Kavminin Sapkınları Hala Yaşıyor
28 Nisan 2020
İNSAN DÜNYAYA NEDEN GÖNDERİLMİŞ
26 Nisan 2020
Libya’da Yedi Düvel ile Savaşıyoruz
21 Nisan 2020
Alkollü İçki Serbest Sigara Haram
18 Nisan 2020
Korona Sonrası Dönem ve Yeni Bir Dünya Gerçeği
17 Nisan 2020
Bediüzzaman Said Nursi’nin Memuriyet Hizmeti
12 Nisan 2020
Özel Mülkiyet ve Hürriyet Devri
09 Nisan 2020
19 Mayıs 1915’te Çanakkale’de Neler Oldu?
31 Mart 2020
Uzaktan Kumanda İle Çalışma Şekilleri
30 Mart 2020
Çalışma İlişkilerinde Yeni Dönem
26 Mart 2020
Korona Virüsünün Hatırlattığı İnsanın Büyük Yolculuğu
25 Mart 2020
Miraç Mucizesinin Hediyeleri Nelerdir?
22 Mart 2020
Cevşen Duasını Bir de Okuyanlardan Dinleyin
19 Mart 2020
Cuma Namazı Hür İnsanlar İçin Farzdır
17 Mart 2020
Hastalıkların Hikmeti Hakkında
12 Mart 2020
Tunus’a Silah İhracatı
10 Mart 2020
Rusya’nın da Karizması Çizildi
08 Mart 2020
Kem Söz Sahibine Aittir
08 Mart 2020
Şia ve Vahhabi Kıskacında Kalan Müslümanlar
29 Şubat 2020
TOPLU VURDUKÇA YÜREKLER ONU TOP SİNDİREMEZ
27 Şubat 2020
Rusya’nın Boğazını Sıkma Zamanı Geldi
24 Şubat 2020
Kızıl Elma Değil Misak-ı Milli Esastır
20 Şubat 2020
Asker Ülkeyi Savunmak ve Savaşmak İçin Beslenir
15 Şubat 2020
Bir Tek Sigara Kaldı
14 Şubat 2020
Türk Tokadının Sesi Tahran’dan Duyulmalıdır
11 Şubat 2020
Atanmışlar Seçilmişlere Karşı Asker Gibi Selam Durmalıdır
09 Şubat 2020
SURİYE VE FİLİSTİN'İN GELECEĞİ
06 Şubat 2020
İki Dünyada Hesap Veremezsiniz
04 Şubat 2020
İDLİB OPERASYONU BAŞLAMAK ÜZERE
01 Şubat 2020
DEPREM VİRÜS VE HİKMETLERİ
30 Ocak 2020
Deccal Aldatıcı Demektir
27 Ocak 2020
Mehdi İnkârcıları Bilsinler Ki
25 Ocak 2020
Kadınların İş Hayatı İçin Zorlanmasına Gerek Yoktur
23 Ocak 2020
İslam Ülkeleri Ortak Savunma Araçları Üretimi
21 Ocak 2020
MİLLETİMİZİ SİNSİCE FAİZE ALIŞTIRIYORLAR
18 Ocak 2020
İRAN YALAN CUMHURİYETİ
16 Ocak 2020
Yalancılık ve FETÖ İlişkisi
13 Ocak 2020
Haydut ABD Muavenet’imizi Vurmuştu
11 Ocak 2020
ADNAN TANRİVERDİ PAŞA'YA NİÇİN SALDIRIYORLAR?
07 Ocak 2020
ASKER VATAN MENFAATİ UĞRUNA ÖLMEK İÇİN VARDIR.
04 Ocak 2020
Keşifler Çağının Öncüsü Müslüman Amiral Zheng He
02 Ocak 2020
Abdülhamid Han’ın Konya Suyolu ve Köprüsü Projesi
31 Aralık 2019
PARİS ELÇİSİ YİRMİSEKİZ MEHME T ÇELEBİ ’NİN KANAL RAPORU
28 Aralık 2019
SOKULLU ’NUN YAPAMADIĞI STALİN'İN BAŞARDIĞI SUYOLU
26 Aralık 2019
Batılılar Müslümanları Nasıl Aldatıyor?
24 Aralık 2019
Menemen Hürriyeti Boğma Operasyonudur
21 Aralık 2019
HOCAM, BEN DE O SÜRÜ'NÜN BİR NEFERİYİM.
21 Aralık 2019
ALKOL VE KADINA ŞİDDET
19 Aralık 2019
İslam Ülkeleri Arasında Savunma İşbirliği Neden İstenmiyor?
18 Aralık 2019
Barış Pınarı Harekâtı ve Geleceğe Yansımaları
14 Aralık 2019
Dünyanın En Tehlikeli Suyollarından Bir Tanesi İstanbul Boğazı’dır
06 Aralık 2019
BATIDA VE TÜRKİYE'DE KADINA ŞİDDET
30 Kasım 2019
BATIDA VE TÜRKİYE ’DE KADINA ŞİDDET
30 Kasım 2019
İCTİHAD KAPISI AÇIK MIDIR?
26 Kasım 2019
Darbeci General Büyükanıt’a Hakkımızı Helal Etmiyoruz
22 Kasım 2019
Deniz Harp Okulunda Değişenler ve Değişmeyenler
Haber Yazılımı