Yazı Detayı
19 Ocak 2021 - Salı 17:03
 
Son Mesaj!..
Mehmet MEMDOĞLU
mail.haber111@gmail.com
 
 

 

Sevincini, derdini, tasasını içinde yaşayan, acılarını yüreğinde biriktiren bir adam!...

 

Adı: Agâh. Dışarıdan bakıldığında, somurtkan, duygusuz, buz gibi bir insan…

 

Ama!..

 

Yüreğine dokunduğunuzda açılan kapının ardındaki saklı güzelliğe şahitlik edebilesiniz. Şahsına münhasır bir kişilik.

 

Emekli olduktan sonra yarım kalmış çocukluğunu yaşayabilmek için çocukluğuna, köyüne döndü; terk etti yaşadığı şehri.

 

En yakın ilçe merkezine yirmi kilometre mesafede bulunan, bin yıl yaşayabilen, gücün ve azametin sembolü sedir ağaçlarıyla kaplı yemyeşil bir köy. Kendisiyle birlikte, on kişi kalıyordu köyde. Onlar da köyün vefalı ama bizim vefa göstermediğimiz yaşlılardı.

 

İlk işi, ahşap olan ve mimarisiyle tarih kokan; hüzünle misafirini bekleyen yorgun evini tamir etmek oldu. Acı tatlı yaşanmışlıklar ile birlikte kendisine tebessüm ediyor, sevgi kokuyordu evi.

 

Hüzün elbisesi giyinen ağaçlar ile terki mekân eden göçmen kuşlar, gelecek kışın habercisiydi. Malum, odun; kış aylarının olmazsa olmazı. Evin bulunduğu yamacın arka tarafında, kurumuş, yorgun düşmüş, meşe ağaçları vardı. Uzun süredir odun kırmayan Agâh, testere ve baltasıyla birlikte meşeliklerin bulunduğu yere geldi.  Bir müddet, Sanat-ı İlahi’nin muhteşem manzarasını seyre daldı. Sonra “Bismillah” diyerek, işe koyulmaya başladı. Çok geçmemişti ki Köse Ahmetlerin Dündar Bey’i:

 

-Agâh, Agâh, neredesin?

-Hayrolsun Dündar Bey?

-Biri seni soruyor, tanıyamadım da

-Beni mi soruyor?

-Evet.

-Bizim Çirkin’dir,

-O da ne? Ne çirkini Agâh?

-Gelince konuşuruz Dündar Bey, tamam geliyorum dedi.

 

Ve malzemeleri toparlamadan eve doğru yürüdü. Evin kapısında gördüğü şahıs, evet; çok sevdiği sırdaşı, derttaşı, arkadaşı “Çirkin”di. En güzel selamlamanın ardından gelen misafiri: “Seni seviyorum, ihtiyar!” diyerek Agâh’a sarıldı. Köse Ahmetlerin Dündar Bey’i şaşkınlığını atamamıştı ki Agâh misafirine: “Ben seni sevmiyorum” dedi ama özlem ve hasretle kendisini kucakladı. Dündar Bey yaşananlara bir anlam vermeye çalıştıysa da nafile…

 

Odun sobası yakıldı, çay demlendi. İki arkadaş da şiir yürekliydi, vakit şiir ile demlenme vaktiydi...

 

Şiir Yürekliler!..

 

Dokunmayıverin! Yürekleri okyanus misali geniştir şiir yüreklilerin. Sessiz ve durgun göründüklerine de aldanmayın. Dokunduğunuz an yüreklerinden gözyaşı misali şiir dökülüverir. O şiirlerde yalnızlık, acı ve hüzün vardır. Hüzünlü oldukları anlarda bile mutlu olabilmeyi başarabilir şiir yürekliler.

 

Ne kışın karı, ne de zemherinin soğuk ayazı üşütmez şiir yüreklileri. Üşüdüklerinde ya da üşütüldüklerinde kolay kolay ısınamaz, ısıtılamazlar. Bedenleri değil, ruhları üşür şiir yüreklilerin.

 

Her şeye müsamaha gösterirler lakin “vefa-sızlığa” asla. Zira vefasız değil, vefalıdırlar; “vefa”nın adına destan yazar şiir yürekliler…

 

Bu dünyadan bir beklentileri yoktur, uhrevi bir zenginliktir istedikleri. Yüreklerinde biriktirdikleri sermayenin değeri ne tartılır, ne de ölçülür. En çok da insan kazanır ve insan biriktirir şiir yürekliler. Onlara göre hakikat de fakir, dünyası zengin olup da kalbi fukara olanlardır…

 

İftiraya uğrasalar da müfteriye değil, Yaradan’a boyun eğerler. Çünkü hiçbir yükün “sabır”dan ağır olmadığını bilir, “Ya Sabır!” der şiir yürekliler…

 

 

“Mona Roza”, “Ihlamur Çiçek Açtığı Zaman”  ve “Mihriban” şiirlerini dinledikleri an, âlemden âleme geçer şiir yürekliler…

 

Agâh: “Misafirime ‘Çirkin’ dediğime bakma Dündar Bey. Geç oldu ama tanıştırayım, kardeşim, dostum, sırdaşım Kemalettin. Benim ‘çirkin’ yanım işte.” dedi. Tabi son cümlesi gülüşmelere sebebiyet verdi. 

 

Çaylar yudumlanırken, kitaplığından bir şiir kitabı çıkardı, Kemalettin’e uzattı Agâh. Kitap, merhum Bahattin Karakoç’un “Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman” adlı şiir kitabıydı. Ve ekledi Agâh: “Hangi şiiri okuyacağını biliyorsun değil mi?” sorusuna: “Merak etme İhtiyar, en sevdiğimizi!” diyerek cevap verdi Kemalettin. Kadifemsi sesiyle başladı okumaya…

 

“Dilimde sabah keyfiyle yeni bir umut türküsü

Kar yağmış dağlara, bozulmamış ütüsü

Rahvan atlar gibi ırgalanan gökyüzü

Gözlerimi kamaştırsa da geleceğim sana

Şimdilik bağlayıcı bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.

 

Ay, şafağa yakın bir mum gibi erimeden

Dağlar çivilendikleri yerde çürümeden

Bebekler hayta hayta yürümeden

Geleceğim diyorum, geleceğim sana

Ne olur kesin bir takvim sorma bana

-Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.”

 

Her dinlediğinde gözyaşlarını tutamazdı Agâh. Yine öyle bir an yaşandı. Hâsılı şiir bitmiş, çaylar da içilmişti. “Biliyor musunuz.” dedi Dündar Bey. “Ihlamurlar hiç çiçek açmaz ki?”  “Mesele de bu ya!” dedi Agâh.

 

Saatler gece yarısı gösteriyordu. Tüm ihtişamıyla kötülere ve kötülükler örtü oluyordu karanlık. Agâh: “Ne oldu kardeşim, bir haber var mı?” sorusuna: “Allah var, gam yok, sen rahat ol. Masumiyetimizden hiç şüphe etmedik. Her şeyi Adil-i Mutlak olan Allah’a havale ettik.” diyerek cevap verdi Kemalettin.

 

Bir haksızlığa uğramıştı. Ehliyetsiz ve liyakatsiz idarecilerin, sorgusuz ve sualsiz vermiş oldukları hukuksuz bir kararın bedelini ödüyordu Kemalettin.

 

Dündar Bey, yıllarca tarih öğretmenliği yapmış, aydın; bilge bir insandı. Detaylarını bilmese de mevcut durumdan müteessir olmuştu. Üzüntüsü yüzüne yansımıştı ve söze: “Cenab-ı Allah, Kur’an’ı Kerim’de, ‘Allah, size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.’ (Nisa:4/58) buyurarak,  emanetin ve işin ehil kimselere verilmesini emrediyor.” diyerek başladı.

 

Devamla: “Emin olmak Peygamber (s.a.v) Efendimiz vasıflarındandır. O, örnek yaşayışıyla herkesin güvenini kazanmıştır. Mekke fethedildiğinde, Efendimiz Kâbe'nin kapısının açılmasını talep eder. Kâbe'nin anahtarı henüz Müslüman olmamış Osman bin Talha’dadır. Osman bin Talha, anahtarı Peygamber (s.a.v) Efendimiz’e teslim etti.  O esnada, çok sayıda Müslüman bu görevin kendilerine verilmesini bekledi. Fakat Hz. Peygamber, Kâbe'yi açtırıp içindeki putları temizletip, şükür için iki rekât namaz kıldıktan sonra, anahtarı yine Osman bin Talha’ya verdi. Orada bulunan herkes, Peygamber Efendimiz’in görev verme konusunda, ‘ehliyet’ ve ‘liyâkati’ esas aldığına şahitlik etmişlerdi” diyerek konuşmasını bitirdi.

 

Kemalettin: “Ne kadar güzel anlattın Dündar Bey. Bizi ihya ettin. Rabbim size hayırlı, sağlıklı ve uzun ömürler versin inşallah. Ahir zaman ümmetiyiz ve ahir zamanda yaşıyoruz.

 

İmtihan efendim, imtihan!... Biz kullarına Cenab-ı Allah’ın bir lütfu değil midir hayat? Kimi zaman bolluk, kimi zaman darlık, bazen ferahlık, bazen de musibet ile eder imtihan. İmtihan, evet imtihan…

 

Eş ile evlat ile…

Varlık ve yokluk ile…

Günah ve sevap ile…

Dost ile düşman ile…

Açlık ve tokluk ile…

En zoru da!...

Mesnetsiz bir iftira ile…

Hasılı!...

Kimilerine göre zahmet, kimilerine göre ihsan olsa da hayatın kendisi değil miydi imtihan Efendim? Canı yansa da önce tahammül etmeyi öğrenmeli, sonra, acz ile O’na yüzünü dönmeli. Kurtuluş için ise şükredip, sabretmeli, diye düşünüyorum.” dedi.

 

Devam edecek…

 

Memdoğlu…

 

 
Etiketler: Son, Mesaj!..,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
07 Kasım 2020
Hiç!...
04 Eylül 2020
Dem!...
13 Temmuz 2020
Şairlerle Hasbihâl…!
27 Haziran 2020
Söyle Sevgili!...
16 Mart 2020
Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyûbî!...
27 Şubat 2020
Yürek Yangını!...
24 Aralık 2019
Firdevs!...
12 Kasım 2019
Gaz Lambası!...
10 Ekim 2019
Yıkık Merdivenli Ev!...
01 Ekim 2019
“Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç
22 Temmuz 2019
Beyaz Kaplı Defter!...
26 Haziran 2019
Sadece Bir Hayal!...
08 Mayıs 2019
ERGENEKON’UN DERİN KÖKLERİ
08 Mayıs 2019
TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ
08 Mayıs 2019
BDP VE KCK’NIN SON AÇIKLAMALARI NE ANLAMA GELİYOR?
08 Mayıs 2019
ABD ve TÜRKİYE’NİN KÜRT POLİTİKALARI
08 Mayıs 2019
Düşler Ülkesi
13 Şubat 2019
Yaban Arısı!...
30 Ocak 2019
Ah İstanbul!...
14 Ocak 2019
Dildare(m)!...
10 Aralık 2018
Aile ve Toplumsal Değerlerimiz!...
31 Ekim 2018
“Şiir Yürekli”ler!...
04 Eylül 2018
Vuslata Umudumuz Var!...
06 Haziran 2018
Elveda Gökkuşağı!...
09 Nisan 2018
Anneannemin Duası!...
22 Mart 2018
Bir Şampiyonun Dramı!...
15 Şubat 2018
Yusuf’un Fabrikası!...
25 Ocak 2018
Ehliyet ve Liyakat…!
08 Ocak 2018
“Takdir-i İlahî”!...
14 Aralık 2017
Yetmedi mi?!...
30 Kasım 2017
Kim Bilir?!...
08 Kasım 2017
“Adalet, Mülkün Temelidir!”
26 Ekim 2017
Bir Dostluk Hikâyesi
05 Ekim 2017
Derdim!...
21 Eylül 2017
Ah Masumiyet!...
11 Eylül 2017
Emanet…
05 Eylül 2017
Sonbahar...
18 Ağustos 2017
İmtihan…
17 Ağustos 2017
Bağcılar Belediyesi ve Sırat-ı Müstakim Dergisi
20 Nisan 2017
Bürokratik Sorumsuzluk!...
31 Aralık 2016
“Makyavelist” PKK!
04 Aralık 2016
Engelli Olmak Kişinin Kendi Tercihi Değildir
27 Ekim 2016
Biz Birbirimize Emanet Edilmemiş miydik?
08 Ekim 2016
Önce Adalet!
05 Ağustos 2016
PKK-FETÖ/PYD İlişkisi mi?
26 Temmuz 2016
"Sen de mi Brutus?!"
17 Temmuz 2016
İkinci Kurtuluş Zaferi!
11 Temmuz 2016
PKK’nın 15 Temmuz Fırsatçılığı!
06 Temmuz 2016
“Milli” Vesayetçiler!
25 Haziran 2016
Dönem Dönem PKK Faşizmi
16 Haziran 2016
Misafir Rızkı İle Gelir…
09 Haziran 2016
Almanya - PKK İlişkisi!...
02 Haziran 2016
PKK’nın “Bilimsel Sosyalizm” Dayatması!
23 Mayıs 2016
İç İnfazlara “Mücadele Şehitleri” Demek (?)
13 Mayıs 2016
Kanlı İttifak
03 Mayıs 2016
“Selam Olsun” Operasyonu!
26 Nisan 2016
Yok Edilen (!) Ergenekon
19 Nisan 2016
PKK-KCK’nın Yeni Stratejisi!
11 Nisan 2016
PKK’nın “Kürt ve Alevi Soykırımı” Yalanı!...
04 Nisan 2016
4 Nisan ve Apoizmin Kutsanması!
31 Mart 2016
Topyekûn Mücadele
24 Mart 2016
“AKP’li Kürtler! Ya İtaat, Ya Terk!”…
09 Mart 2016
28 Şubat ve Demokrasi!...
26 Şubat 2016
28 Şubat Süreci ve Kürtler
18 Şubat 2016
Ankara Saldırısı!
12 Şubat 2016
Suriye’nin Geleceği ve PKK’nın “15 Şubat” Beklentisi
09 Şubat 2016
“Aydın” Olmanın Ölçüsü!
05 Şubat 2016
HDP’li Siyasetçiler! Siz Ne Yaptınız?
28 Ocak 2016
HDP’de Değişen Ne Oldu?
20 Ocak 2016
Öcalan, “Özeleştiri” ve İmralı Notları!
13 Ocak 2016
AİHM’in Son Kararı ve Kandil’in Öcalan Kozu
07 Ocak 2016
Moskova’nın Yeni Sözcüsü Demirtaş!
03 Ocak 2016
Barışı Beklerken, Savaş ile Yüzleşmek!
30 Aralık 2015
DTK’dan “Teslimiyet” Manifestosu
23 Aralık 2015
Karayılan’ın Hezeyanları
18 Aralık 2015
“Kandil”leşen HDP!
13 Aralık 2015
PKK’nın Barzani Sancısı
09 Aralık 2015
İran'ca Komşuluk (!)
05 Aralık 2015
PKK Amacına Ulaşıyor mu?
02 Aralık 2015
Adıyaman Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi
28 Kasım 2015
Barışa “Elçi” Olmak da Yetmedi!
25 Kasım 2015
PKK’nın Hendek Stratejisi ve Yeni Türkiye
12 Kasım 2015
G-20 Zirvesi ve Türkiye
06 Kasım 2015
Yanlış Hesap Halktan Döner
02 Kasım 2015
Perdenin Ardındaki Hakikat
29 Ekim 2015
Türkler, Kürtler ve Cumhuriyet
27 Ekim 2015
Medine Sözleşmesi ve HDP
18 Ekim 2015
PKK’nın Eylem-sizlik- Kararı ve 1 Kasım!
11 Ekim 2015
Başka Bir Türkiye Yok!
04 Ekim 2015
Türkiye’nin Suriye Çıkmazı!
30 Eylül 2015
Sistematik Dezenformasyon ve PKK!
21 Eylül 2015
7 Haziran’dan Çıkarılacak Dersler ve 1 Kasım!
15 Eylül 2015
PKK’nın Kara Propagandası!
09 Eylül 2015
Şehitlere Ağıt!..
04 Eylül 2015
Kürtler Bir Tercih Yapmak Zorunda!
31 Ağustos 2015
MHP’nin Siyasi Manevraları
28 Ağustos 2015
KCK’nın Demokratik Özerklik Aldatmacası-II
24 Ağustos 2015
KCK’nın “Demokratik Özerklik” Aldatmacası-I
17 Ağustos 2015
“Özerklik” Hedefleyen PKK Eylemleri
12 Ağustos 2015
PKK’nın Medya Gücü
07 Ağustos 2015
PKK’nın Televizyon Yayıncılığı ve TRT KURDÎ’nin Misyonu!
03 Ağustos 2015
PKK’nın Dönüşümü ve Kürtler
28 Temmuz 2015
HDP Bir Tercih Yapmak Zorunda
21 Temmuz 2015
Terörün Kanlı Yüzü!
12 Temmuz 2015
HDP’nin Yükselişinde Gezi’nin Etkisi
06 Temmuz 2015
“Siyasi Hatıratım”da Sultan Abdulhamit’in Kürtlere Bakışı!
24 Haziran 2015
Orta Doğu’da Değişen Dengeler ve Çözüm Süreci!
11 Haziran 2015
AK Parti-CHP Koalisyonu mu?
08 Haziran 2015
Millet ile Yüzleşme
04 Haziran 2015
Seçime Gölge Düşmesin!
21 Mayıs 2015
Öcalan’ın Mustafa Kemal Okumaları
29 Nisan 2015
Askıdaki Çözüm Süreci!
17 Nisan 2015
Ziya Gökalp’in Kitabındaki Büyük Tahrifat!
06 Nisan 2015
Ontolojik Irkçılık
01 Nisan 2015
Güçlü Türkiye (!)
20 Mart 2015
Yine Nevruz, Yine Ümit
17 Mart 2015
“Kürt Sorunu Yoktur” (!)
13 Mart 2015
PKK ile Yüz Yüze Geçen Yıllar ve Barış!
10 Mart 2015
Yüzleşme, Uzlaşma ve Helalleşme!
06 Mart 2015
Kürtlerin Erdoğan’ı mı?
02 Mart 2015
Nihai Barış İçin Somut Bir Adım
18 Kasım 2014
SİLAH(SIZ)LANMA MI?
07 Ocak 2014
PENSİLVANYA MEKTUBU
02 Ocak 2014
YANLIŞA YANLIŞLA MUKABELE ETMEK
28 Aralık 2013
TERÖR VE TERÖRİZMİN HEDEFLERİ
22 Aralık 2013
GEZİ’DEN ÇIKTIM YOLA…
14 Aralık 2013
PKK’NIN SEÇİM TELAŞI…
08 Aralık 2013
KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK!
01 Aralık 2013
OLGUNLAŞMA SÜRECİ...!
30 Kasım 2013
KÜRT SORUN(UN)DAN, ÇÖZÜM(ÜN)E!
23 Kasım 2013
TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN KÜRT POLİTİKASI
16 Kasım 2013
PKK-HİZBULLAH ÇATIŞMASI KİME YARAR SAĞLAR?
10 Kasım 2013
FRANSA’DAKİ KARA KUTU: ÖMER GÜNEY
09 Kasım 2013
FRANSA’DAKİ KARA KUTU: ÖMER GÜNEY
02 Kasım 2013
ÖCALAN VE “ÇATI” PARTİSİ
26 Ekim 2013
“GEZİ” OLMADI, “ODTÜ” DENEYELİM!
18 Ekim 2013
“KAN” İLE BAŞLAYAN DOSTLUK
12 Ekim 2013
ÇÖZÜM SÜRECİ VE BDP
06 Ekim 2013
BİR EYLEMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
30 Eylül 2013
DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ: YETMEZ, AMA…
23 Eylül 2013
TOPLUMSAL ALGI VE AK PARTİ
17 Eylül 2013
BARIŞIN BEDELİ
10 Eylül 2013
BİN(GÖL)’ÜN ESRARI
15 Ağustos 2013
ÖCALAN ve DİN
31 Temmuz 2013
ÖCALAN EV HAPSİNE ALINIR MI?
08 Temmuz 2013
KCK’DA Kİ DEĞİŞİMİN KODLARI
Haber Yazılımı