Yazı Detayı
13 Şubat 2019 - Çarşamba 10:48
 
Yaban Arısı!...
Mehmet MEMDOĞLU
mail.haber111@gmail.com
 
 

Dini bayramlarımız biz Müslümanlar için çok şey ifade eder. (Maalesef, son yıllarda tatil olarak addedilmektedirler.) Allah’ın birer hediyesi olan bu günlerde toplum olarak aile büyüklerini ziyaret edip, hayır dualarını almak için büyük gayret gösteririz.

 

Şehrin gürültüsünden uzaklaşmak isteyen Abdulkadir ve ailesi de o yılın Kurban Bayramı’nı köyde bulunan dedeleriyle birlikte geçirmeye karar verirler. Dedesi Hasan’ın ikamet ettiği köy, babasının da anlata anlata bitiremediği; havası, yaylaları, pınarları ve doğal güzellikleri; kısacası iklimi insanı kendine hayran bırakan bir köydü…

 

Arefe günü olması sebebiyle, evlerdeki tatlı telaş ile birlikte köydeki bayram hazırlıkları devam etmekteydi. Abdülkadir ve arkadaşlarıise bu hengâmeyi fırsat bilerek, köyün birkaç kilometre uzaklığındaki yaylaya çıkmaya karar verirler. Ardıç ağaçlarıyla süslenmiş, inişli, çıkışlı tepeciklerin bulunduğu bir vadiden, takribi dört kilometrelik bir yürüyüşün ardından, yaylanın bulunduğu zirveye ulaşırlar. Bir müddet envaiçeşit dağ çiçeklerinin süslediği yayladan, bacaları tüten köyü seyre dalarlar. Havadaki bol oksijen ile birlikte, yayla böceklerinin dağ senfonisi andıran sesleri uykularını getirir. Gruptaki arkadaşlarından Fuat’ın: “Buraya uyumaya değil, gezmeye geldik. Hadi, tembellik etmeyin de kalkın”ifadesiyle birlikte, gençlerin hepsi ayağa kalkar ve yaylanın kuzeyinde yer alan büyük çam ağaçlarına doğru yürürler. Çamlık alana vardıklarında, Abdülkadir’in dikkatini yaban arısıyuvası çeker. Arkadaşları arı yuvasına yaklaşmaz,  Abdülkadir’i de yuvaya yaklaşmaması konusunda uyarırlar. Bu ikaz kendisini daha da meraklandırır ve arı yuvasına birkaç adım daha yaklaşır. İşte o anda yüzünde bir acı hisseder. Bu acı kendisini daha da telaşlandırır. Bir yandan elleriyle başı etrafında dolaşan arıyı uzaklaştırmaya çalışırken, diğer yandan da bulunduğu yerden uzaklaşmak için çeşmeye doğru koşar.

 

Çeşmeye vardığında, yaşadığı korkunun da etkisiyle kalp atışları ve nefes alışları hızlanmış, konuşma kabiliyeti ise yavaşlamıştır. Arkadaşları dudağındaki kızarıklığı ve şişkinliği fark ederler. Köyde ikamet eden arkadaşlarından Mithat, acısını hafifletmesi için, -babasından gördüğü şekliyle- temiz topraktan biraz çamur yapar ve Abdülkadir’in dudağına sürer. Bir an için rahatlasa da acının şiddeti gittikçe artmaya başlar. Beklemediği bir başka şey yaşar Abdülkadir. Çektiği acıyla birlikte yüzü ve vücudu da kaşınır.

 

Çeşme başındaki gençlerin telaşı, ötede ineklerini otlatan Hacı amcanın dikkatini çeker. Yaşadığı tecrübelere de dayanarak, hareketliliği yorumlamaya çalışan Hacı amca, gençlerden birinin yaban arısı tarafından sokulmuş olabileceği düşüncesinde yanılmaz. Hızlı adımlarla çeşme başına gelir ve arı ısırığına maruz kalan-sonradan isminin Abdulkadir olduğunu öğrendiği-delikanlının, bir an önce hayvanları sulamak için ağaç gövdesinden yaptıkları yalak da soğuk suyla kendisini yıkaması gerektiğine ikna eder. Kısa süreli de olsa, soğuk su ile yıkanan Abdülkadir’in vücudundaki kaşıntı hafifler, kızarıklar azalır. Arı sokmasından kaynaklı bir zehirlenmevakasıyla karşı karşıya kaldığına kani olan Hacı amca da bu rahatlamanın geçici olduğunun bilinciyle, hızlı adımlarla ineklerinin bulunduğu yere yürür. Heybesinde bulundurduğu bakracını çıkarır ve seri bir şekilde “Sarı Gelinim” diye seslendiği ineğinden süt sağar. Dakikalar ilerledikçe Abdülkadir’in vücut direnci de düşer ve yarı baygın bir vaziyet de arkadaşının kucağına yıkılıverir.  Yayla da zamana karşı bir yarış başlar adeta.

 

Durumun vahameti köye de ulaşır. Köyde, herkeste telaştan ziyade bir korku vardır. Çünkü Abdülkadir’in de bulunduğu yaylanın zirvesine araçla gitme imkanı yoktur. Abdülkadir’i sedye ile köye, köyden de en yakın hastaneye götürmek, onun hayatına mal olabilirdi. Babası, dedesi ve köydeki diğer ahali, korku ve telaş içerisinde yaylanın zirvesine doğru yürürler.

 

Yaylanın zirvesinde ise taze süt ile birlikle geri dönen Hacı amca, yarı baygın haldeki Abdülkadir’e sütü içiremez. Soğukkanlılığını yitirmeyen Hacı amca, askerlik yaptığı yıllarda karşılaştığı benzer bir vakıayı hatırlar. Sırtını çeşme duvarına dayayarak Abdülkadir’in kafasını kendi göğüs hizasına kadar kaldırır. Sol eliyle yarı baygın haldeki delikanlının burnunu sıkarken, sağ elindeki sütü de hafifçe ağzına döker. Nefessiz kalan Abdülkadir, can havliyle nefes almak için çırpınınca sütü de yutmuş olur. Hacı amca, aynı şeyi birkaç kez tekrarlar. Kısa bir süre sonra, Abdülkadir kusmaya başlar. Çevredekiler bu manzaraya şaşkın şaşkın bakarken, Hacı amca çevredekilerin aksine bu sonuca sevinir ve “Elhamdülillah… Şükürler olsun sana Rabbim!...” der, Abdülkadir’i öpüp, yüzünü okşamaya başlar.Abdülkadir’in yavaş yavaş kendisine gelmesi herkesi sevince boğar. Yaşadıklarına bir anlam veremez, derin bir uykudan uyandığını, rüya gördüğünü zannederAbdülkadir.

 

Merak, tüm canlılarda gözlenen öğrenmeye yönelik bir davranıştır. Merak, insanlık tarihinden günümüze, bilim ve teknolojinin gelişmesine sebebiyet verdiği kadar, ferdi de çeşitli tehlikeler, afetler ve belalar ile karşı karşıya getirmiştir. Aşırı merak, insanı tehlikelerle karşı karşıya getirebilir. Abdülkadir’in aşırı merakı da kendi hayatına mal olabilecek bir vakıayla sonlanabilirdi.

 

Bilgi, öğrenme sürecinin sonucunda elde edilen bir zenginliktir. Konusunda bilgi sahibi her insan, bilgisini tecrübe etmediği müddetçe onu yerinde kullanamayabilir. Benzer bir şey tecrübe için de geçerlidir.Bilgiden mahrum bir tecrübe de beklenilen sonuçları vermeyebilir. Kişi ne kadar bilgili olursa olun, bilgisini “tecrübe” ettiği an, bazen tek başına hayat kurtarmaya vesile olabilir. Bilgi ve tecrübe hayatın sigortasıdıradeta. Hacı amcanın bilgi ve tecrübesi ömrünün baharında bir delikanlının hayatını kurtarmasına vesile olmuştur.

 

Ve sözün özü:“bilgi ile tecrübe” kişiyi olgunlaştırıyor olsa da, “vaktin ve ömrün” tecrübesi yoktur…

 

Selâmetle kalın efendim…

 

 
Etiketler: Yaban, Arısı!...,
Yorumlar
Yazarın Diğer Yazıları
16 Ekim 2019
Sürgün Yedim Dün Gece!...
01 Ekim 2019
“Bilge Kral” Aliya İzzetbegoviç
22 Temmuz 2019
Beyaz Kaplı Defter!...
26 Haziran 2019
Sadece Bir Hayal!...
08 Mayıs 2019
ERGENEKON’UN DERİN KÖKLERİ
08 Mayıs 2019
TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ
08 Mayıs 2019
BDP VE KCK’NIN SON AÇIKLAMALARI NE ANLAMA GELİYOR?
08 Mayıs 2019
ABD ve TÜRKİYE’NİN KÜRT POLİTİKALARI
08 Mayıs 2019
Düşler Ülkesi
30 Ocak 2019
Ah İstanbul!...
14 Ocak 2019
Dildare(m)!...
10 Aralık 2018
Aile ve Toplumsal Değerlerimiz!...
31 Ekim 2018
“Şiir Yürekli”ler!...
04 Eylül 2018
Vuslata Umudumuz Var!...
06 Haziran 2018
Elveda Gökkuşağı!...
09 Nisan 2018
Anneannemin Duası!...
22 Mart 2018
Bir Şampiyonun Dramı!...
15 Şubat 2018
Yusuf’un Fabrikası!...
25 Ocak 2018
Ehliyet ve Liyakat…!
08 Ocak 2018
“Takdir-i İlahî”!...
14 Aralık 2017
Yetmedi mi?!...
30 Kasım 2017
Kim Bilir?!...
08 Kasım 2017
“Adalet, Mülkün Temelidir!”
26 Ekim 2017
Bir Dostluk Hikâyesi
05 Ekim 2017
Derdim!...
21 Eylül 2017
Ah Masumiyet!...
11 Eylül 2017
Emanet…
05 Eylül 2017
Sonbahar...
18 Ağustos 2017
İmtihan…
17 Ağustos 2017
Bağcılar Belediyesi ve Sırat-ı Müstakim Dergisi
20 Nisan 2017
Bürokratik Sorumsuzluk!...
31 Aralık 2016
“Makyavelist” PKK!
04 Aralık 2016
Engelli Olmak Kişinin Kendi Tercihi Değildir
27 Ekim 2016
Biz Birbirimize Emanet Edilmemiş miydik?
08 Ekim 2016
Önce Adalet!
05 Ağustos 2016
PKK-FETÖ/PYD İlişkisi mi?
26 Temmuz 2016
"Sen de mi Brutus?!"
17 Temmuz 2016
İkinci Kurtuluş Zaferi!
11 Temmuz 2016
PKK’nın 15 Temmuz Fırsatçılığı!
06 Temmuz 2016
“Milli” Vesayetçiler!
25 Haziran 2016
Dönem Dönem PKK Faşizmi
16 Haziran 2016
Misafir Rızkı İle Gelir…
09 Haziran 2016
Almanya - PKK İlişkisi!...
02 Haziran 2016
PKK’nın “Bilimsel Sosyalizm” Dayatması!
23 Mayıs 2016
İç İnfazlara “Mücadele Şehitleri” Demek (?)
13 Mayıs 2016
Kanlı İttifak
03 Mayıs 2016
“Selam Olsun” Operasyonu!
26 Nisan 2016
Yok Edilen (!) Ergenekon
19 Nisan 2016
PKK-KCK’nın Yeni Stratejisi!
11 Nisan 2016
PKK’nın “Kürt ve Alevi Soykırımı” Yalanı!...
04 Nisan 2016
4 Nisan ve Apoizmin Kutsanması!
31 Mart 2016
Topyekûn Mücadele
24 Mart 2016
“AKP’li Kürtler! Ya İtaat, Ya Terk!”…
09 Mart 2016
28 Şubat ve Demokrasi!...
26 Şubat 2016
28 Şubat Süreci ve Kürtler
18 Şubat 2016
Ankara Saldırısı!
12 Şubat 2016
Suriye’nin Geleceği ve PKK’nın “15 Şubat” Beklentisi
09 Şubat 2016
“Aydın” Olmanın Ölçüsü!
05 Şubat 2016
HDP’li Siyasetçiler! Siz Ne Yaptınız?
28 Ocak 2016
HDP’de Değişen Ne Oldu?
20 Ocak 2016
Öcalan, “Özeleştiri” ve İmralı Notları!
13 Ocak 2016
AİHM’in Son Kararı ve Kandil’in Öcalan Kozu
07 Ocak 2016
Moskova’nın Yeni Sözcüsü Demirtaş!
03 Ocak 2016
Barışı Beklerken, Savaş ile Yüzleşmek!
30 Aralık 2015
DTK’dan “Teslimiyet” Manifestosu
23 Aralık 2015
Karayılan’ın Hezeyanları
18 Aralık 2015
“Kandil”leşen HDP!
13 Aralık 2015
PKK’nın Barzani Sancısı
09 Aralık 2015
İran'ca Komşuluk (!)
05 Aralık 2015
PKK Amacına Ulaşıyor mu?
02 Aralık 2015
Adıyaman Madde Bağımlıları Rehabilitasyon Merkezi
28 Kasım 2015
Barışa “Elçi” Olmak da Yetmedi!
25 Kasım 2015
PKK’nın Hendek Stratejisi ve Yeni Türkiye
12 Kasım 2015
G-20 Zirvesi ve Türkiye
06 Kasım 2015
Yanlış Hesap Halktan Döner
02 Kasım 2015
Perdenin Ardındaki Hakikat
29 Ekim 2015
Türkler, Kürtler ve Cumhuriyet
27 Ekim 2015
Medine Sözleşmesi ve HDP
18 Ekim 2015
PKK’nın Eylem-sizlik- Kararı ve 1 Kasım!
11 Ekim 2015
Başka Bir Türkiye Yok!
04 Ekim 2015
Türkiye’nin Suriye Çıkmazı!
30 Eylül 2015
Sistematik Dezenformasyon ve PKK!
21 Eylül 2015
7 Haziran’dan Çıkarılacak Dersler ve 1 Kasım!
15 Eylül 2015
PKK’nın Kara Propagandası!
09 Eylül 2015
Şehitlere Ağıt!..
04 Eylül 2015
Kürtler Bir Tercih Yapmak Zorunda!
31 Ağustos 2015
MHP’nin Siyasi Manevraları
28 Ağustos 2015
KCK’nın Demokratik Özerklik Aldatmacası-II
24 Ağustos 2015
KCK’nın “Demokratik Özerklik” Aldatmacası-I
17 Ağustos 2015
“Özerklik” Hedefleyen PKK Eylemleri
12 Ağustos 2015
PKK’nın Medya Gücü
07 Ağustos 2015
PKK’nın Televizyon Yayıncılığı ve TRT KURDÎ’nin Misyonu!
03 Ağustos 2015
PKK’nın Dönüşümü ve Kürtler
28 Temmuz 2015
HDP Bir Tercih Yapmak Zorunda
21 Temmuz 2015
Terörün Kanlı Yüzü!
12 Temmuz 2015
HDP’nin Yükselişinde Gezi’nin Etkisi
06 Temmuz 2015
“Siyasi Hatıratım”da Sultan Abdulhamit’in Kürtlere Bakışı!
24 Haziran 2015
Orta Doğu’da Değişen Dengeler ve Çözüm Süreci!
11 Haziran 2015
AK Parti-CHP Koalisyonu mu?
08 Haziran 2015
Millet ile Yüzleşme
04 Haziran 2015
Seçime Gölge Düşmesin!
21 Mayıs 2015
Öcalan’ın Mustafa Kemal Okumaları
29 Nisan 2015
Askıdaki Çözüm Süreci!
17 Nisan 2015
Ziya Gökalp’in Kitabındaki Büyük Tahrifat!
06 Nisan 2015
Ontolojik Irkçılık
01 Nisan 2015
Güçlü Türkiye (!)
20 Mart 2015
Yine Nevruz, Yine Ümit
17 Mart 2015
“Kürt Sorunu Yoktur” (!)
13 Mart 2015
PKK ile Yüz Yüze Geçen Yıllar ve Barış!
10 Mart 2015
Yüzleşme, Uzlaşma ve Helalleşme!
06 Mart 2015
Kürtlerin Erdoğan’ı mı?
02 Mart 2015
Nihai Barış İçin Somut Bir Adım
18 Kasım 2014
SİLAH(SIZ)LANMA MI?
07 Ocak 2014
PENSİLVANYA MEKTUBU
02 Ocak 2014
YANLIŞA YANLIŞLA MUKABELE ETMEK
28 Aralık 2013
TERÖR VE TERÖRİZMİN HEDEFLERİ
22 Aralık 2013
GEZİ’DEN ÇIKTIM YOLA…
14 Aralık 2013
PKK’NIN SEÇİM TELAŞI…
08 Aralık 2013
KENDİMİZLE YÜZLEŞMEK!
01 Aralık 2013
OLGUNLAŞMA SÜRECİ...!
30 Kasım 2013
KÜRT SORUN(UN)DAN, ÇÖZÜM(ÜN)E!
23 Kasım 2013
TÜRKİYE’NİN DEĞİŞEN KÜRT POLİTİKASI
16 Kasım 2013
PKK-HİZBULLAH ÇATIŞMASI KİME YARAR SAĞLAR?
10 Kasım 2013
FRANSA’DAKİ KARA KUTU: ÖMER GÜNEY
09 Kasım 2013
FRANSA’DAKİ KARA KUTU: ÖMER GÜNEY
02 Kasım 2013
ÖCALAN VE “ÇATI” PARTİSİ
26 Ekim 2013
“GEZİ” OLMADI, “ODTÜ” DENEYELİM!
18 Ekim 2013
“KAN” İLE BAŞLAYAN DOSTLUK
12 Ekim 2013
ÇÖZÜM SÜRECİ VE BDP
06 Ekim 2013
BİR EYLEMİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ
30 Eylül 2013
DEMOKRATİKLEŞME PAKETİ: YETMEZ, AMA…
23 Eylül 2013
TOPLUMSAL ALGI VE AK PARTİ
17 Eylül 2013
BARIŞIN BEDELİ
10 Eylül 2013
BİN(GÖL)’ÜN ESRARI
15 Ağustos 2013
ÖCALAN ve DİN
31 Temmuz 2013
ÖCALAN EV HAPSİNE ALINIR MI?
08 Temmuz 2013
KCK’DA Kİ DEĞİŞİMİN KODLARI
Haber Yazılımı