MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

Doktorun Reçetesi, Ruhun Tedavisi

Doktorun Reçetesi, Ruhun Tedavisi ​Her hastalığın mutlak bir çaresi var mıdır bilinmez. Fakat modern dünyanın yorgun düştüğü yerde doktor uzatır reçetesini. Belki bir mevsim dönümü soğuk algınlığı, belki geçici bir sızı... Hele yaş ilerledikçe o reçeteler artık iyileştirmek için değil; mevcut olanı sabitlemek, hastalığı daha da ilerletmemek için birer kalkana dönüşür. ​Eğer biraz kilonuz varsa, yaşınız ilerledikçe hemen o bildik liste konur önünüze: Sağlıklı beslenme, tempolu yürüyüşler; tuz, şeker, ekmek yasak! Kötü alışkanlıklardan uzak durulacak, o kesin. Peki ya kilo yoksa, kötü alışkanlık yoksa? İşte o zaman doktor; her yaştan, her sınıftan insana yazılan o ortak ve tılsımlı reçeteyi sunar: "Stresten uzak duracaksınız." ​Söylemesi ne kadar kolay, değil mi? Yaşamak ama hiçbir duyguya karışmamak... Hayatın tam ortasında durup üzüntüden, aşırı heyecandan, geleceğin getirdiği o belirsiz kaygılardan tamamen yalıtılmış bir fanusun içinde nefes almak mümkün müdür? İnsan dediğin, dertle sınanan ve o dertle olgunlaşan bir varlıkken; hayatın tam kalbindeyken stresten nasıl kaçabilir? ​Tam da bu çaresizlik anında, tıbbın ve maddesel çözümlerin sınırına dayanırız. İlacın sustuğu, diyetlerin yetersiz kaldığı o derin boşlukta, insanı ayakta tutacak ve bizi asıl iyileştirecek olan o sarsılmaz güç devreye girer: İnanç. ​Aslında bu içsel sığınak, bir önceki "Doğanın ve Duanın Birliği" başlıklı yazımda değindiğim o büyük hakikatle doğrudan ilişkilidir. Güneşin her sabah yeniden doğuşu, toprağın her canlıyı şefkatle besleyişi, rüzgârın herkesi ayrım yapmadan kucaklayışı ve tüm bu dünya içinde hep yüce bir kanunun, ilahi bir nizamın varlığı... Üzerimize gelen tüm dünya belki de bize bir şeyler anlatıyor. Onun dilini ve işleyişini anlamak için iç dünyamız ile bizi saran bu koca evreni buluşturabilir miyiz? Sıyrılabilir miyiz bir an için; en telaşlı, en üzüntülü, en kaygılı anlarımızda ya da her an? ​Doğanın bu şaşmaz işleyişi, ona uyum sağlamak ve onunla birlikte olmak, kâinatın o muazzam huzuruna ortak olmaktır. İnsan, hayatın getirdiği dertlerle göğsü daraldığında, başını kaldırıp bu şaşmaz düzene ve onun sahibine bakmalıdır. Öyle ya insan; hem bütün canlılar gibidir hem de onlardan bambaşka bir yükle yüklenmiştir. ​Yaratıcı; hayatın yükü altında ezilen, stresten ve kaygıdan nefesi daralan insana en büyük teselliyi ve şifa reçetesini İnşirâh Suresi'nde açıkça sunar: ​"Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? (...) Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirâh Suresi, 1-6. Ayetler) ​Özellikle ilk ayet, Resûlullah’ın en zor günlerinde ona hitap ederken, tüm ayetler gibi dolaylı ve direkt olarak bize de hitap eder. ​Bu ayetlerin ışığında baktığımızda, modern tıbbın "stresten uzak dur" tavsiyesinin ruhsal şifasını buluruz. Hayat bizi daralttığında o sarsılmaz inanç devreye girer ve biliriz ki; belimizi büken bu dertlerin hemen ardında bizi genişletecek bir kolaylık saklıdır. Bilge hekim İbn-i Sîna da ruhun bu iradesini ve gücünü yüzyıllar öncesinden şöyle özetler: "Şifasız hastalık yoktur, irade eksikliğinden başka. Değersiz bitki yoktur, tanınmamasından başka." ​Neticede, bedenimizin kuralları olduğu gibi ruhumuzun da görünmez yasaları var. Doktorun reçetesindeki ilaçlar bedeni ayakta tutmaya çalışırken, ruhun ilacı olan inanç ve dua da bizi hayata bağlar. Yasaklar, diyetler ve yürüyüşler bizi fiziksel olarak bir yere kadar korur; fakat ruhumuzu asıl iyileştiren, bizi fırtınanın ortasında bile dimdik tutan şey kalbimizdeki o sarsılmaz teslimiyettir; Allah’a ve O'na olan bağımıza... ​Hayatın fırtınalarından kaçarak, duygulardan arınarak yaşayamayız. Strese kapıları tamamen kapatamayız ama doğanın o şaşmaz düzenine ayak uydurup kalbimizi duanın, Allah’a yönelişin eşsiz huzuruna açtığımızda göğsümüzün genişlediğini hissederiz. ​Unutmayalım ki eczanelerde satılan hiçbir ilaç, insanın içine düştüğü o varoluşsal yalnızlığı tedavi edemez. Reçetelere sadık kalmak gerek, bedene iyi bakmak; ama ruhumuzun asıl çaresinin, zorluğun hemen ardındaki o ilahi kolaylığa iman etmekte saklı olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım. Çünkü beden topraktan beslenir ve bir gün yorulur; ruh ise inançla beslenir ve sonsuza dek şifa bulur. ​Selam ve duayla, ​Aydın Babacan
Ekleme Tarihi: 09 Haziran 2026 -Salı

Doktorun Reçetesi, Ruhun Tedavisi

Doktorun Reçetesi, Ruhun Tedavisi ​Her hastalığın mutlak bir çaresi var mıdır bilinmez. Fakat modern dünyanın yorgun düştüğü yerde doktor uzatır reçetesini. Belki bir mevsim dönümü soğuk algınlığı, belki geçici bir sızı... Hele yaş ilerledikçe o reçeteler artık iyileştirmek için değil; mevcut olanı sabitlemek, hastalığı daha da ilerletmemek için birer kalkana dönüşür. ​Eğer biraz kilonuz varsa, yaşınız ilerledikçe hemen o bildik liste konur önünüze: Sağlıklı beslenme, tempolu yürüyüşler; tuz, şeker, ekmek yasak! Kötü alışkanlıklardan uzak durulacak, o kesin. Peki ya kilo yoksa, kötü alışkanlık yoksa? İşte o zaman doktor; her yaştan, her sınıftan insana yazılan o ortak ve tılsımlı reçeteyi sunar: "Stresten uzak duracaksınız." ​Söylemesi ne kadar kolay, değil mi? Yaşamak ama hiçbir duyguya karışmamak... Hayatın tam ortasında durup üzüntüden, aşırı heyecandan, geleceğin getirdiği o belirsiz kaygılardan tamamen yalıtılmış bir fanusun içinde nefes almak mümkün müdür? İnsan dediğin, dertle sınanan ve o dertle olgunlaşan bir varlıkken; hayatın tam kalbindeyken stresten nasıl kaçabilir? ​Tam da bu çaresizlik anında, tıbbın ve maddesel çözümlerin sınırına dayanırız. İlacın sustuğu, diyetlerin yetersiz kaldığı o derin boşlukta, insanı ayakta tutacak ve bizi asıl iyileştirecek olan o sarsılmaz güç devreye girer: İnanç. ​Aslında bu içsel sığınak, bir önceki "Doğanın ve Duanın Birliği" başlıklı yazımda değindiğim o büyük hakikatle doğrudan ilişkilidir. Güneşin her sabah yeniden doğuşu, toprağın her canlıyı şefkatle besleyişi, rüzgârın herkesi ayrım yapmadan kucaklayışı ve tüm bu dünya içinde hep yüce bir kanunun, ilahi bir nizamın varlığı... Üzerimize gelen tüm dünya belki de bize bir şeyler anlatıyor. Onun dilini ve işleyişini anlamak için iç dünyamız ile bizi saran bu koca evreni buluşturabilir miyiz? Sıyrılabilir miyiz bir an için; en telaşlı, en üzüntülü, en kaygılı anlarımızda ya da her an? ​Doğanın bu şaşmaz işleyişi, ona uyum sağlamak ve onunla birlikte olmak, kâinatın o muazzam huzuruna ortak olmaktır. İnsan, hayatın getirdiği dertlerle göğsü daraldığında, başını kaldırıp bu şaşmaz düzene ve onun sahibine bakmalıdır. Öyle ya insan; hem bütün canlılar gibidir hem de onlardan bambaşka bir yükle yüklenmiştir. ​Yaratıcı; hayatın yükü altında ezilen, stresten ve kaygıdan nefesi daralan insana en büyük teselliyi ve şifa reçetesini İnşirâh Suresi'nde açıkça sunar: ​"Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? Belini büken yükünü üzerinden kaldırmadık mı? (...) Demek ki zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Evet, zorlukla beraber bir kolaylık vardır." (İnşirâh Suresi, 1-6. Ayetler) ​Özellikle ilk ayet, Resûlullah’ın en zor günlerinde ona hitap ederken, tüm ayetler gibi dolaylı ve direkt olarak bize de hitap eder. ​Bu ayetlerin ışığında baktığımızda, modern tıbbın "stresten uzak dur" tavsiyesinin ruhsal şifasını buluruz. Hayat bizi daralttığında o sarsılmaz inanç devreye girer ve biliriz ki; belimizi büken bu dertlerin hemen ardında bizi genişletecek bir kolaylık saklıdır. Bilge hekim İbn-i Sîna da ruhun bu iradesini ve gücünü yüzyıllar öncesinden şöyle özetler: "Şifasız hastalık yoktur, irade eksikliğinden başka. Değersiz bitki yoktur, tanınmamasından başka." ​Neticede, bedenimizin kuralları olduğu gibi ruhumuzun da görünmez yasaları var. Doktorun reçetesindeki ilaçlar bedeni ayakta tutmaya çalışırken, ruhun ilacı olan inanç ve dua da bizi hayata bağlar. Yasaklar, diyetler ve yürüyüşler bizi fiziksel olarak bir yere kadar korur; fakat ruhumuzu asıl iyileştiren, bizi fırtınanın ortasında bile dimdik tutan şey kalbimizdeki o sarsılmaz teslimiyettir; Allah’a ve O'na olan bağımıza... ​Hayatın fırtınalarından kaçarak, duygulardan arınarak yaşayamayız. Strese kapıları tamamen kapatamayız ama doğanın o şaşmaz düzenine ayak uydurup kalbimizi duanın, Allah’a yönelişin eşsiz huzuruna açtığımızda göğsümüzün genişlediğini hissederiz. ​Unutmayalım ki eczanelerde satılan hiçbir ilaç, insanın içine düştüğü o varoluşsal yalnızlığı tedavi edemez. Reçetelere sadık kalmak gerek, bedene iyi bakmak; ama ruhumuzun asıl çaresinin, zorluğun hemen ardındaki o ilahi kolaylığa iman etmekte saklı olduğunu asla aklımızdan çıkarmayalım. Çünkü beden topraktan beslenir ve bir gün yorulur; ruh ise inançla beslenir ve sonsuza dek şifa bulur. ​Selam ve duayla, ​Aydın Babacan
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.