Ahmet Aydın
Köşe Yazarı
Ahmet Aydın
 

Bir Avuç Kuşburnu, İki Kelime: Dürüstlük ve Adalet

Bir Avuç Kuşburnu, İki Kelime: Dürüstlük ve Adalet Bazen insan, uzun uzun anlatılan kitaplardan değil; ayaküstü tanıştığı bir yabancının söylediği iki kelimeden hayat dersi çıkarır. İnce ince yağan yağmurun altında, pelit ağacına sarılmış kuşburnunun dikenli dallarıyla uğraşıyoruz arkadaşımla. Dikenler ellerimize batıyor, dallar elbiselerimize takılıyor. Her bir kuşburnunu almak için ayrı bir mücadele veriyoruz. Ama altın sarısını andıran o güzel meyveleri gördükçe bütün zahmete değiyor. Bir saatte, zor da olsa topluyoruz. Kuşburnunun toplaması zor, yemesi kolay... Tadı güzel, kendisi de pek çok yönden faydalı. Tabiatın bize sunduğu nice nimet gibi kuşburnu da zahmetinin arkasına saklanmış bir güzellik adeta. Kuşburnularını ayıklayıp yıkadık. Suda pişirdikten sonra yakın köylerden birine, makinada çektirmek üzere götürdüm. Makinenin önünde kalabalık bir sıra vardı. Benim gibi birçok kişi, emeğinin mahsulünü getirmiş, sırasını bekliyordu. Beklemek... Bazen insanı yoran, bazen de insana güzel karşılaşmalar nasip eden bir şey. Yanımda bekleyen, benim yaşlarımda bir hemşehrimle ayaküstü sohbet etmeye başladık. Başka bir köyden gelmişti. İstanbul'da muhasebecilik yaptığını, emekli olduğunu söyledi. Ben de kendimi tanıttım: — İlahiyatçıyım. Bir de muhasebe okulunu okusaydım keşke, dedim. Merak etti: — Neden? Gülümsedim. — Kazancımı daha iyi kontrol ederdim. Elim biraz fazla açık. Kötü anlamda söylemiyorum. Elhamdülillah, kötü bir alışkanlığım yok. Ama insan bazen bugünü düşünüyor, yarını hesap edemiyor. Kazancımızdan fazlasını harcadığımız oluyor, dedim. Sonra ona sordum: — Sizce kazanmanın ön şartı nedir? Bir an düşündü. Sonra yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi: —Dürüstlük... Dürüstlük ve adalet. İşte o kadar... İki kelime söyledi ama insanın önüne koca bir hayat muhasebesi koydu. Dürüstlük. Adalet. Gerçekten de insanın kazancı neyle ölçülür? Cebindeki parayla mı? Bankadaki hesabıyla mı? Sahip olduğu mal, mülk ve makamla mı? Yoksa bütün bunlarınasıl kazandığıylamı? Dürüstlük, yalnızca yalan söylememek değildir. Dürüstlük; emanete sahip çıkmaktır. Adalet; herkese aynı şeyi vermek değildir. Adalet,hak edene hakkını vermektir. Çalışanın emeğini gözetmektir. İşçinin alın terini kurumadan hakkını vermektir. Bir insanın emeğini ucuza kapatıp kendi kazancını büyütmemektir. Kul hakkını kazancın içine karıştırmamaktır. Çünkü para kazanmak başka,helalinden kazanmakbaşkadır. Çok kazanmak başka,bereketli kazanmakbaşkadır. İnsan dünyada servet biriktirebilir. Fakat ömrün sonunda asıl mesele, ne kadar biriktirdiği değil;hangi hesabı vereceğidir. Bir işveren çalışanına hakkını verdiğinde belki kasasından para çıkar ama vicdanına huzur girer. Bir insan başkasının hakkına el uzatmadığında belki daha az kazanır ama kazancına bereket gelir. İşte gerçek zenginlik biraz da budur. Kuşburnunun dikenleri ellerimizi çizdi. Ama o dikenlerin arasında güzel bir ders saklıymış meğer. O gün makinada sıra beklerken tanıştığım emekli muhasebeci, belki kendisi de farkında olmadan bana bir hayat muhasebesi yaptırdı. Sonra vedalaştık. Herkes kendi köyünün yoluna gitti. Ben kuşburnularımı alıp döndüm. Fakat onun o kısa sözü benimle kaldı. Hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Kazanmanın ön şartı dürüstlüktür. Dürüstlük ve adalet.” Evet... İnsan dünyada birçok şey kazanabilir. Para kazanabilir. Mal kazanabilir. Makam kazanabilir. Şöhret kazanabilir. Ama bütün bunlardan daha değerlisi: Güven kazanmak, gönül kazanmak, helal kazanmak ve Hakk'ın rızasını kazanmaktır. Çünkü günün sonunda insanın cebinde ne kaldığından çok,ardında ne bıraktığı önemlidir. Ve belki de hayatın en büyük kazancı şudur: Dürüst yaşamak, adaletle davranmak ve kimsenin hakkını üzerinde bırakmamak. 10.09.2026 Ahmet Aydın
Ekleme Tarihi: 10 Eylül 2026 -Perşembe

Bir Avuç Kuşburnu, İki Kelime: Dürüstlük ve Adalet

Bir Avuç Kuşburnu, İki Kelime: Dürüstlük ve Adalet Bazen insan, uzun uzun anlatılan kitaplardan değil; ayaküstü tanıştığı bir yabancının söylediği iki kelimeden hayat dersi çıkarır. İnce ince yağan yağmurun altında, pelit ağacına sarılmış kuşburnunun dikenli dallarıyla uğraşıyoruz arkadaşımla. Dikenler ellerimize batıyor, dallar elbiselerimize takılıyor. Her bir kuşburnunu almak için ayrı bir mücadele veriyoruz. Ama altın sarısını andıran o güzel meyveleri gördükçe bütün zahmete değiyor. Bir saatte, zor da olsa topluyoruz. Kuşburnunun toplaması zor, yemesi kolay... Tadı güzel, kendisi de pek çok yönden faydalı. Tabiatın bize sunduğu nice nimet gibi kuşburnu da zahmetinin arkasına saklanmış bir güzellik adeta. Kuşburnularını ayıklayıp yıkadık. Suda pişirdikten sonra yakın köylerden birine, makinada çektirmek üzere götürdüm. Makinenin önünde kalabalık bir sıra vardı. Benim gibi birçok kişi, emeğinin mahsulünü getirmiş, sırasını bekliyordu. Beklemek... Bazen insanı yoran, bazen de insana güzel karşılaşmalar nasip eden bir şey. Yanımda bekleyen, benim yaşlarımda bir hemşehrimle ayaküstü sohbet etmeye başladık. Başka bir köyden gelmişti. İstanbul'da muhasebecilik yaptığını, emekli olduğunu söyledi. Ben de kendimi tanıttım: — İlahiyatçıyım. Bir de muhasebe okulunu okusaydım keşke, dedim. Merak etti: — Neden? Gülümsedim. — Kazancımı daha iyi kontrol ederdim. Elim biraz fazla açık. Kötü anlamda söylemiyorum. Elhamdülillah, kötü bir alışkanlığım yok. Ama insan bazen bugünü düşünüyor, yarını hesap edemiyor. Kazancımızdan fazlasını harcadığımız oluyor, dedim. Sonra ona sordum: — Sizce kazanmanın ön şartı nedir? Bir an düşündü. Sonra yüzünde tatlı bir tebessüm belirdi: —Dürüstlük... Dürüstlük ve adalet. İşte o kadar... İki kelime söyledi ama insanın önüne koca bir hayat muhasebesi koydu. Dürüstlük. Adalet. Gerçekten de insanın kazancı neyle ölçülür? Cebindeki parayla mı? Bankadaki hesabıyla mı? Sahip olduğu mal, mülk ve makamla mı? Yoksa bütün bunlarınasıl kazandığıylamı? Dürüstlük, yalnızca yalan söylememek değildir. Dürüstlük; emanete sahip çıkmaktır. Adalet; herkese aynı şeyi vermek değildir. Adalet,hak edene hakkını vermektir. Çalışanın emeğini gözetmektir. İşçinin alın terini kurumadan hakkını vermektir. Bir insanın emeğini ucuza kapatıp kendi kazancını büyütmemektir. Kul hakkını kazancın içine karıştırmamaktır. Çünkü para kazanmak başka,helalinden kazanmakbaşkadır. Çok kazanmak başka,bereketli kazanmakbaşkadır. İnsan dünyada servet biriktirebilir. Fakat ömrün sonunda asıl mesele, ne kadar biriktirdiği değil;hangi hesabı vereceğidir. Bir işveren çalışanına hakkını verdiğinde belki kasasından para çıkar ama vicdanına huzur girer. Bir insan başkasının hakkına el uzatmadığında belki daha az kazanır ama kazancına bereket gelir. İşte gerçek zenginlik biraz da budur. Kuşburnunun dikenleri ellerimizi çizdi. Ama o dikenlerin arasında güzel bir ders saklıymış meğer. O gün makinada sıra beklerken tanıştığım emekli muhasebeci, belki kendisi de farkında olmadan bana bir hayat muhasebesi yaptırdı. Sonra vedalaştık. Herkes kendi köyünün yoluna gitti. Ben kuşburnularımı alıp döndüm. Fakat onun o kısa sözü benimle kaldı. Hâlâ kulaklarımda çınlıyor: “Kazanmanın ön şartı dürüstlüktür. Dürüstlük ve adalet.” Evet... İnsan dünyada birçok şey kazanabilir. Para kazanabilir. Mal kazanabilir. Makam kazanabilir. Şöhret kazanabilir. Ama bütün bunlardan daha değerlisi: Güven kazanmak, gönül kazanmak, helal kazanmak ve Hakk'ın rızasını kazanmaktır. Çünkü günün sonunda insanın cebinde ne kaldığından çok,ardında ne bıraktığı önemlidir. Ve belki de hayatın en büyük kazancı şudur: Dürüst yaşamak, adaletle davranmak ve kimsenin hakkını üzerinde bırakmamak. 10.09.2026 Ahmet Aydın
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.