Türk Siyasetinde “Mutlak Butlan” Depremi ve Erken Yerel Seçim
Türk Siyasetinde “Mutlak Butlan” Depremi ve Erken Yerel Seçim
Türkiye siyaseti son yılların en kritik kırılma noktalarından birine doğru sürükleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ve ardından yapılan 21. Olağanüstü Kurultay hakkında verilen “tedbirli mutlak butlan” kararı, yalnızca bir siyasi partinin iç meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve seçim sistemi tartışmalarının merkezine oturmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği karar, siyasi tarihe geçebilecek ağırlıkta sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Kararda; mevcut CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırıldığı, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki parti organlarının yeniden görevi devralacağı belirtilmektedir. Bununla birlikte yalnızca kurultay değil, kurultay sonrasında alınan olağan ve olağanüstü kararların da iptal edildiği ifade edilmektedir.
Eğer bu süreç hukuken kesinleşirse, Türkiye siyasetinde çok daha büyük bir tartışmanın önü açılacaktır.
Çünkü mesele yalnızca bir genel başkanlık yarışı değildir.
Asıl tartışma, mevcut yönetim döneminde alınan siyasi kararların hukuki meşruiyetidir.
Özellikle yerel seçim süreci burada kritik hale geliyor. Bilindiği üzere belediye başkan aday listeleri, parti organları ve resmi imzalar doğrudan dönemin genel merkez yönetimi tarafından Yüksek Seçim Kurulu’na sunulmuştu. Bu nedenle siyasi kulislerde şu soru yüksek sesle sorulmaya başlandı:
“Eğer yönetim yok hükmündeyse, o dönemde alınan adaylık kararlarının hukuki durumu ne olacak?”
İşte tam bu noktada Ankara’da “erken yerel seçim” senaryoları konuşulmaya başlanmış durumda.
Siyasi araştırmalarıyla tanınan Mehmet Ali Kulat tarafından yapılan açıklamalar da siyaset kulislerini hareketlendirdi. Kulis bilgilerine göre önümüzdeki süreçte Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim takvimine ilişkin yeni değerlendirmeler yapabileceği konuşuluyor.
Elbette hukuk teknik bir alandır ve yerel seçimlerin otomatik şekilde iptal edilmesi ya da bir anda yeniden seçime gidilmesi kolay değildir. Ancak Türkiye’de siyaset bazen hukukun önünde hareket eder. Özellikle kamuoyunda oluşan güven tartışmaları, siyasi sistemi yeniden seçime zorlayabilir.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer açıklama ise Dr.Fatih Erbakan cephesinden gelmektedir. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr.Fatih Erbakan, iktidarın seçimleri kazanabilmek adına “siyasi mühendislik” faaliyetleri yürüttüğünü ve Türkiye’nin “kontrollü bir erken genel seçim” sürecine doğru sürüklendiğini ifade etmektedir. Erbakan’a göre özellikle Cumhur İttifakı dışında kalan sağ muhalefet üzerinde yeni siyasi dizayn çalışmaları yapılmakta, muhalefetin parçalanması ve seçmen tabanlarının yeniden şekillendirilmesi hedeflenmektedir. Bu açıklamalar, Ankara kulislerinde seçim senaryolarına ilişkin tartışmaları daha da artırırken, önümüzdeki dönemde siyasi ittifakların ve parti dengelerinin ciddi şekilde değişebileceğine yönelik yorumları güçlendirmektedir.
Ben bir siyaset bilimci olarak genel seçim ile yerel seçimin aynı tarihte yapılacağı kanaatinde değilim.
Muhtemel senaryo şudur: Önce yerel seçim atmosferi oluşur, ardından kısa süre içerisinde erken genel seçim süreci başlar. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gerçekliği bunu işaret ediyor. Benim öngörüm; siyasal tansiyonun özellikle 2026 sonbaharında zirve yapacağı yönündedir. Bu nedenle 15 Ekim 2026 ile 22 Ekim 2026 tarih aralığı siyaset açısından kritik bir kırılma dönemi olabilir.
Ancak burada çok daha önemli başka bir sorun vardır.
Siyasete olan güven meselesi…
Türkiye’de seçilmiş kişilerin, halkın oy aldığı partiden ayrılarak başka siyasi yapılara geçmesi uzun süredir ciddi tartışma yaratmaktadır. Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri veya milletvekilleri seçildikleri partinin teşkilat gücüyle, o partinin logosuyla ve seçmenin verdiği destekle makam sahibi olmaktadır. Daha sonra farklı siyasi hesaplarla parti değiştirmeleri toplum vicdanında ciddi rahatsızlık oluşturmaktadır.
Bu nedenle acilen kapsamlı bir Siyasi Etik ve Siyasi Partiler Yasası çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Seçilen kişinin parti değiştirmesi halinde yeniden milletin hakemliğine gitmesi demokrasiyi güçlendirecektir. Aksi durumda halkın verdiği oyun manevi karşılığı zedelenmektedir.
Öte yandan Türkiye’nin ekonomik tablosu da ortadadır.
Emekli geçim sıkıntısı yaşamaktadır.
Asgari ücretli ay sonunu getirememektedir.
Çiftçi mazot, gübre ve tohum maliyetleri altında ezilmektedir.
Köylü ürettiği mahsulü değerinin altında satmaktadır.
Bütün bunlara rağmen olası erken seçimlerin devlete ve millete getireceği ekonomik yük de ciddi bir tartışma konusudur. Seçim maliyetleri, kamu harcamaları, artan dış borç faizleri ve yüksek enflasyon baskısı zaten kırılgan olan ekonomik dengeyi daha da zorlayabilir.
Bir diğer önemli nokta ise uluslararası algıdır.
Dünya basını Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeleri artık anbean takip ediyor. Hukuki krizler, parti içi savaşlar ve seçim tartışmaları yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışını doğrudan etkileyebilir. Çünkü yatırımcı güven ister. Hukuki öngörülebilirlik ister. Siyasi istikrar ister.
Bugün Türkiye’de gündem artık 24 saatte değil, bazen birkaç saatte değişiyor.
Siyaset sertleşiyor.
Ekonomi kırılganlaşıyor.
Toplum kutuplaşıyor.
Böyle bir dönemde siyaset kurumunun kendisini yeniden sorgulaması gerekiyor.
Belki de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; daha fazla kavga değil, daha fazla şeffaflık…
Daha fazla kriz değil, daha güçlü hukuk…
Daha fazla polemik değil, millete güven veren yeni bir siyaset anlayışıdır.
Önümüzdeki günler yalnızca CHP açısından değil, Türk siyaseti açısından da tarihi günler olabilir. Çünkü bazen bir mahkeme kararı yalnızca bir dosyayı değil, bir ülkenin siyasi geleceğini de değiştirir.
Allah’a ısmarladık…
Aydın Benli
Siyaset Bilimci-Yazar
Ekleme
Tarihi: 24 Mayıs 2026 -Pazar
Türk Siyasetinde “Mutlak Butlan” Depremi ve Erken Yerel Seçim
Türk Siyasetinde “Mutlak Butlan” Depremi ve Erken Yerel Seçim
Türkiye siyaseti son yılların en kritik kırılma noktalarından birine doğru sürükleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ve ardından yapılan 21. Olağanüstü Kurultay hakkında verilen “tedbirli mutlak butlan” kararı, yalnızca bir siyasi partinin iç meselesi olmaktan çıkmış, doğrudan Türkiye’nin demokrasi, hukuk ve seçim sistemi tartışmalarının merkezine oturmuştur.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin verdiği karar, siyasi tarihe geçebilecek ağırlıkta sonuçlar doğurabilecek niteliktedir. Kararda; mevcut CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırıldığı, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki parti organlarının yeniden görevi devralacağı belirtilmektedir. Bununla birlikte yalnızca kurultay değil, kurultay sonrasında alınan olağan ve olağanüstü kararların da iptal edildiği ifade edilmektedir.
Eğer bu süreç hukuken kesinleşirse, Türkiye siyasetinde çok daha büyük bir tartışmanın önü açılacaktır.
Çünkü mesele yalnızca bir genel başkanlık yarışı değildir.
Asıl tartışma, mevcut yönetim döneminde alınan siyasi kararların hukuki meşruiyetidir.
Özellikle yerel seçim süreci burada kritik hale geliyor. Bilindiği üzere belediye başkan aday listeleri, parti organları ve resmi imzalar doğrudan dönemin genel merkez yönetimi tarafından Yüksek Seçim Kurulu’na sunulmuştu. Bu nedenle siyasi kulislerde şu soru yüksek sesle sorulmaya başlandı:
“Eğer yönetim yok hükmündeyse, o dönemde alınan adaylık kararlarının hukuki durumu ne olacak?”
İşte tam bu noktada Ankara’da “erken yerel seçim” senaryoları konuşulmaya başlanmış durumda.
Siyasi araştırmalarıyla tanınan Mehmet Ali Kulat tarafından yapılan açıklamalar da siyaset kulislerini hareketlendirdi. Kulis bilgilerine göre önümüzdeki süreçte Yüksek Seçim Kurulu’nun seçim takvimine ilişkin yeni değerlendirmeler yapabileceği konuşuluyor.
Elbette hukuk teknik bir alandır ve yerel seçimlerin otomatik şekilde iptal edilmesi ya da bir anda yeniden seçime gidilmesi kolay değildir. Ancak Türkiye’de siyaset bazen hukukun önünde hareket eder. Özellikle kamuoyunda oluşan güven tartışmaları, siyasi sistemi yeniden seçime zorlayabilir.
Bu süreçte dikkat çeken bir diğer açıklama ise Dr.Fatih Erbakan cephesinden gelmektedir. Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Dr.Fatih Erbakan, iktidarın seçimleri kazanabilmek adına “siyasi mühendislik” faaliyetleri yürüttüğünü ve Türkiye’nin “kontrollü bir erken genel seçim” sürecine doğru sürüklendiğini ifade etmektedir. Erbakan’a göre özellikle Cumhur İttifakı dışında kalan sağ muhalefet üzerinde yeni siyasi dizayn çalışmaları yapılmakta, muhalefetin parçalanması ve seçmen tabanlarının yeniden şekillendirilmesi hedeflenmektedir. Bu açıklamalar, Ankara kulislerinde seçim senaryolarına ilişkin tartışmaları daha da artırırken, önümüzdeki dönemde siyasi ittifakların ve parti dengelerinin ciddi şekilde değişebileceğine yönelik yorumları güçlendirmektedir.
Ben bir siyaset bilimci olarak genel seçim ile yerel seçimin aynı tarihte yapılacağı kanaatinde değilim.
Muhtemel senaryo şudur: Önce yerel seçim atmosferi oluşur, ardından kısa süre içerisinde erken genel seçim süreci başlar. Türkiye’nin ekonomik ve siyasi gerçekliği bunu işaret ediyor. Benim öngörüm; siyasal tansiyonun özellikle 2026 sonbaharında zirve yapacağı yönündedir. Bu nedenle 15 Ekim 2026 ile 22 Ekim 2026 tarih aralığı siyaset açısından kritik bir kırılma dönemi olabilir.
Ancak burada çok daha önemli başka bir sorun vardır.
Siyasete olan güven meselesi…
Türkiye’de seçilmiş kişilerin, halkın oy aldığı partiden ayrılarak başka siyasi yapılara geçmesi uzun süredir ciddi tartışma yaratmaktadır. Belediye başkanları, belediye meclis üyeleri veya milletvekilleri seçildikleri partinin teşkilat gücüyle, o partinin logosuyla ve seçmenin verdiği destekle makam sahibi olmaktadır. Daha sonra farklı siyasi hesaplarla parti değiştirmeleri toplum vicdanında ciddi rahatsızlık oluşturmaktadır.
Bu nedenle acilen kapsamlı bir Siyasi Etik ve Siyasi Partiler Yasası çıkarılması gerektiğini düşünüyorum.
Seçilen kişinin parti değiştirmesi halinde yeniden milletin hakemliğine gitmesi demokrasiyi güçlendirecektir. Aksi durumda halkın verdiği oyun manevi karşılığı zedelenmektedir.
Öte yandan Türkiye’nin ekonomik tablosu da ortadadır.
Emekli geçim sıkıntısı yaşamaktadır.
Asgari ücretli ay sonunu getirememektedir.
Çiftçi mazot, gübre ve tohum maliyetleri altında ezilmektedir.
Köylü ürettiği mahsulü değerinin altında satmaktadır.
Bütün bunlara rağmen olası erken seçimlerin devlete ve millete getireceği ekonomik yük de ciddi bir tartışma konusudur. Seçim maliyetleri, kamu harcamaları, artan dış borç faizleri ve yüksek enflasyon baskısı zaten kırılgan olan ekonomik dengeyi daha da zorlayabilir.
Bir diğer önemli nokta ise uluslararası algıdır.
Dünya basını Türkiye’de yaşanan siyasi gelişmeleri artık anbean takip ediyor. Hukuki krizler, parti içi savaşlar ve seçim tartışmaları yabancı yatırımcının Türkiye’ye bakışını doğrudan etkileyebilir. Çünkü yatırımcı güven ister. Hukuki öngörülebilirlik ister. Siyasi istikrar ister.
Bugün Türkiye’de gündem artık 24 saatte değil, bazen birkaç saatte değişiyor.
Siyaset sertleşiyor.
Ekonomi kırılganlaşıyor.
Toplum kutuplaşıyor.
Böyle bir dönemde siyaset kurumunun kendisini yeniden sorgulaması gerekiyor.
Belki de Türkiye’nin ihtiyacı olan şey; daha fazla kavga değil, daha fazla şeffaflık…
Daha fazla kriz değil, daha güçlü hukuk…
Daha fazla polemik değil, millete güven veren yeni bir siyaset anlayışıdır.
Önümüzdeki günler yalnızca CHP açısından değil, Türk siyaseti açısından da tarihi günler olabilir. Çünkü bazen bir mahkeme kararı yalnızca bir dosyayı değil, bir ülkenin siyasi geleceğini de değiştirir.
Allah’a ısmarladık…
Aydın Benli
Siyaset Bilimci-Yazar
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
