Bülent ERTEKİN
Köşe Yazarı
Bülent ERTEKİN
 

BİR İNSANIN SERVETİ 100 LİRA OLABİLİR… AMA GÖNLÜ MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE OLABİLİR!

BİR İNSANIN SERVETİ 100 LİRA OLABİLİR… AMA GÖNLÜ MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE OLABİLİR! Bazı insanlar çok verir ama verdikleriyle anılmazlar… Bazı insanlar ise belki sadece küçücük bir şey verirler; fakat o küçücük şey, koca bir dünyayı değiştirmeye yeter. Çünkü mesele ne kadar verdiğiniz değildir. Mesele, elinizdekinden ne kadarını verebildiğinizdir. Yakın zamanda Afrika'nın en yoksul ülkelerinden birinde, Mevlid Kandili'nde kardeşlerimizin sofrasında sıcak bir tabak yemek olsun diye küçük bir yardım kampanyası başlatmıştık. Bir tabak, dört çeşit yemeğin bedeli sadece 100 liraydı. Belki birçok insan için çok küçük bir miktardı. Bir kahve parası… Bir öğün dışarıda yenilen yemeğin bedeli… Belki de günlük hayatımızda hiç düşünmeden harcadığımız bir para… Ama Afrika'da bir kardeşimizin önüne konulacak sıcak bir tabak yemek demekti. Biz bu düşünceyle yola çıktık. “Azdan az, çoktan çok olur.” dedik. Rabbimizin izniyle, samimiyetle ve ihlasla başlatılan bu küçük kampanya, tahmin ettiğimizden çok daha güzel bir netice verdi. Kimi kardeşimiz 100 lira gönderdi. Kimi 5.000 lira… Kimi 10.000 lira… Kimi ise onlarca, hatta yüzlerce kişinin yemek ihtiyacını karşıladı. Fakat beni en çok etkileyen, 100 lira gönderirken mahcup bir şekilde: “Abi, 100 lira gönderilir mi?” diyen kardeşimiz oldu. İşte o söz beni çok düşündürdü… Çünkü belki onun verdiği 100 lira, imkânı nispetinde verebildiği en kıymetli şeydi. Belki cebinde daha fazlası yoktu. Belki gönderdikten sonra kendi ihtiyaçlarını düşünmek zorundaydı. Ama yine de o hayra ortak olmak istedi. İşte mesele buydu. Bu sadece para meselesi değildi. Bu, biraz da nasip meselesiydi. İmkânı olduğu hâlde hayır yapamayan nice insan vardır. Ama imkânı çok sınırlı olduğu hâlde, elindekini paylaşabilen nice gönül insanı da vardır. Demek ki vermek, sadece zenginlik meselesi değildir. Vermek, biraz yürek meselesidir. Biraz vicdan… Biraz merhamet… Biraz da Allah'ın kuluna verdiği nasip… Bunları düşünürken duyduğum, okuduğum yaşanmış bir olay geldi aklıma. Bir Arap televizyon kanalında canlı yayında yardım kampanyası düzenleniyordu. Ağır hasta bir insanın ameliyat olması gerekiyordu. Fakat ameliyat için tam 150 bin dolara ihtiyaç vardı. Canlı yayın başladı. Telefonlar ardı ardına geliyordu. Biri 1.000 dolar bağışladı. Bir başkası 2.000 dolar… Derken telefonun diğer ucundaki bir adam: “Ben 2 dolar bağışlıyorum.” dedi. Sunucu bir an durakladı. Belki şaşırdı. Belki yanlış duyduğunu düşündü. Sonra sordu: — Neden 2 dolar? Telefondaki adamın cevabı ise stüdyodakileri ve ekran başındaki milyonları derinden etkiledi: — Çünkü benim bütün param 4 dolar… Yarısını veriyorum. Ben işsizim. İşte o anda rakamların hiçbir anlamı kalmamıştı. Çünkü 2 dolar artık sadece 2 dolar değildi. O 2 dolar, bir insanın sahip olduğu her şeyin yarısıydı. O 2 doların içerisinde merhamet vardı. Fedakârlık vardı. Samimiyet vardı. Kardeşlik vardı. Ve belki de en önemlisi; Allah rızası için paylaşmak vardı. Bu sözlerin ardından canlı yayına bir başka kişi bağlandı. 8.000 dolar bağışladı. Ama şöyle dedi: “4.000 dolar hasta kardeşimiz için, 4.000 dolar da bütün parasının yarısını veren o kardeşimiz için…” Ardından başka bir telefon geldi. 10.000 dolar… “5.000 dolar hasta için, 5.000 dolar da o güzel insan için…” Ve telefonlar susmadı. İnsanlar sadece hasta için değil, cebindeki son parasının yarısını tanımadığı bir insan için veren o işsiz adam için de bağış yapmaya başladılar. Bir saat içerisinde hastanın ameliyatı için gereken 150 bin dolar toplandı. Üstelik 2 dolar veren o işsiz adam için de hatırı sayılır bir yardım miktarı oluştu. Ama hikâye burada bitmedi. Ertesi gün televizyon kanalı bu kez o işsiz adam için özel bir program hazırladı. Toplanan yardımlar kendisine teslim edildi. Canlı yayın sırasında büyük şirketler aramaya başladı. Birbirinden güzel iş teklifleri yapıldı. “İstediğin işi seçebilirsin.” dediler. Ve o adam… Belki hayatında sadece 4 doları vardı. O 4 doların yarısını verdi. Kendisi için hiçbir şey istemedi. Karşılık beklemedi. Teşekkür bile beklemedi. Sadece bir hastanın hayata tutunmasına vesile olmak istedi. Ama Allah onun o küçücük görünen iyiliğini öyle büyüttü ki… Hem bir insanın hayatına dokundu… Hem binlerce insanın kalbine dokundu… Hem de kendi hayatının değişmesine vesile oldu. İşte hayatın en güzel tarafı da belki budur. Siz bazen küçücük bir iyilik yaptığınızı zannedersiniz. Bir tabak yemek… Bir ekmek… Bir bardak su… Bir öğrencinin defteri… Bir yetimin yüzündeki tebessüm… Belki sadece 100 lira… Ama Allah katında o küçük gördüğünüz şey, sizin hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük olabilir. Onun için kimsenin verdiğini küçümsemeyelim. “Bu kadarla ne olur?” demeyelim. Çünkü bazen bir insanın verdiği 2 dolar, milyonların veremediği kadar büyük bir fedakârlıktır. Bazen bir öğrencinin harçlığından verdiği 10 lira, servetinden binlerce lira veren bir insanın yardımından daha kıymetli olabilir. Çünkü Allah rakamlara değil… Kalplere bakar. Miktara değil… Niyete bakar. Gösterişe değil… İhlasa bakar. Belki de bu yüzden dünyadaki en güzel şey, büyük iyilikler yapmak değildir. Belki en güzel şey, elinizde az da olsa paylaşabilmektir. Ve unutmayalım: BAZEN İNSANIN CEBİNDE SADECE 100 LİRA VARDIR… AMA GÖNLÜNDE KOCAMAN BİR DÜNYA VARDIR. Ne kadar verdiğiniz değil… Ne kadar zengin olduğunuz da değil… Önemli olan, elinizdekinden ne kadarını paylaşabildiğinizdir. Çünkü bazı iyilikler küçük görünür… Ama gökyüzüne çıktığında, kocaman bir dua olur. Selâm ve dua ile… Bülent Ertekin
Ekleme Tarihi: 05 Eylül 2026 -Cumartesi

BİR İNSANIN SERVETİ 100 LİRA OLABİLİR… AMA GÖNLÜ MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE OLABİLİR!

BİR İNSANIN SERVETİ 100 LİRA OLABİLİR… AMA GÖNLÜ MİLYONLARCA DOLAR DEĞERİNDE OLABİLİR! Bazı insanlar çok verir ama verdikleriyle anılmazlar… Bazı insanlar ise belki sadece küçücük bir şey verirler; fakat o küçücük şey, koca bir dünyayı değiştirmeye yeter. Çünkü mesele ne kadar verdiğiniz değildir. Mesele, elinizdekinden ne kadarını verebildiğinizdir. Yakın zamanda Afrika'nın en yoksul ülkelerinden birinde, Mevlid Kandili'nde kardeşlerimizin sofrasında sıcak bir tabak yemek olsun diye küçük bir yardım kampanyası başlatmıştık. Bir tabak, dört çeşit yemeğin bedeli sadece 100 liraydı. Belki birçok insan için çok küçük bir miktardı. Bir kahve parası… Bir öğün dışarıda yenilen yemeğin bedeli… Belki de günlük hayatımızda hiç düşünmeden harcadığımız bir para… Ama Afrika'da bir kardeşimizin önüne konulacak sıcak bir tabak yemek demekti. Biz bu düşünceyle yola çıktık. “Azdan az, çoktan çok olur.” dedik. Rabbimizin izniyle, samimiyetle ve ihlasla başlatılan bu küçük kampanya, tahmin ettiğimizden çok daha güzel bir netice verdi. Kimi kardeşimiz 100 lira gönderdi. Kimi 5.000 lira… Kimi 10.000 lira… Kimi ise onlarca, hatta yüzlerce kişinin yemek ihtiyacını karşıladı. Fakat beni en çok etkileyen, 100 lira gönderirken mahcup bir şekilde: “Abi, 100 lira gönderilir mi?” diyen kardeşimiz oldu. İşte o söz beni çok düşündürdü… Çünkü belki onun verdiği 100 lira, imkânı nispetinde verebildiği en kıymetli şeydi. Belki cebinde daha fazlası yoktu. Belki gönderdikten sonra kendi ihtiyaçlarını düşünmek zorundaydı. Ama yine de o hayra ortak olmak istedi. İşte mesele buydu. Bu sadece para meselesi değildi. Bu, biraz da nasip meselesiydi. İmkânı olduğu hâlde hayır yapamayan nice insan vardır. Ama imkânı çok sınırlı olduğu hâlde, elindekini paylaşabilen nice gönül insanı da vardır. Demek ki vermek, sadece zenginlik meselesi değildir. Vermek, biraz yürek meselesidir. Biraz vicdan… Biraz merhamet… Biraz da Allah'ın kuluna verdiği nasip… Bunları düşünürken duyduğum, okuduğum yaşanmış bir olay geldi aklıma. Bir Arap televizyon kanalında canlı yayında yardım kampanyası düzenleniyordu. Ağır hasta bir insanın ameliyat olması gerekiyordu. Fakat ameliyat için tam 150 bin dolara ihtiyaç vardı. Canlı yayın başladı. Telefonlar ardı ardına geliyordu. Biri 1.000 dolar bağışladı. Bir başkası 2.000 dolar… Derken telefonun diğer ucundaki bir adam: “Ben 2 dolar bağışlıyorum.” dedi. Sunucu bir an durakladı. Belki şaşırdı. Belki yanlış duyduğunu düşündü. Sonra sordu: — Neden 2 dolar? Telefondaki adamın cevabı ise stüdyodakileri ve ekran başındaki milyonları derinden etkiledi: — Çünkü benim bütün param 4 dolar… Yarısını veriyorum. Ben işsizim. İşte o anda rakamların hiçbir anlamı kalmamıştı. Çünkü 2 dolar artık sadece 2 dolar değildi. O 2 dolar, bir insanın sahip olduğu her şeyin yarısıydı. O 2 doların içerisinde merhamet vardı. Fedakârlık vardı. Samimiyet vardı. Kardeşlik vardı. Ve belki de en önemlisi; Allah rızası için paylaşmak vardı. Bu sözlerin ardından canlı yayına bir başka kişi bağlandı. 8.000 dolar bağışladı. Ama şöyle dedi: “4.000 dolar hasta kardeşimiz için, 4.000 dolar da bütün parasının yarısını veren o kardeşimiz için…” Ardından başka bir telefon geldi. 10.000 dolar… “5.000 dolar hasta için, 5.000 dolar da o güzel insan için…” Ve telefonlar susmadı. İnsanlar sadece hasta için değil, cebindeki son parasının yarısını tanımadığı bir insan için veren o işsiz adam için de bağış yapmaya başladılar. Bir saat içerisinde hastanın ameliyatı için gereken 150 bin dolar toplandı. Üstelik 2 dolar veren o işsiz adam için de hatırı sayılır bir yardım miktarı oluştu. Ama hikâye burada bitmedi. Ertesi gün televizyon kanalı bu kez o işsiz adam için özel bir program hazırladı. Toplanan yardımlar kendisine teslim edildi. Canlı yayın sırasında büyük şirketler aramaya başladı. Birbirinden güzel iş teklifleri yapıldı. “İstediğin işi seçebilirsin.” dediler. Ve o adam… Belki hayatında sadece 4 doları vardı. O 4 doların yarısını verdi. Kendisi için hiçbir şey istemedi. Karşılık beklemedi. Teşekkür bile beklemedi. Sadece bir hastanın hayata tutunmasına vesile olmak istedi. Ama Allah onun o küçücük görünen iyiliğini öyle büyüttü ki… Hem bir insanın hayatına dokundu… Hem binlerce insanın kalbine dokundu… Hem de kendi hayatının değişmesine vesile oldu. İşte hayatın en güzel tarafı da belki budur. Siz bazen küçücük bir iyilik yaptığınızı zannedersiniz. Bir tabak yemek… Bir ekmek… Bir bardak su… Bir öğrencinin defteri… Bir yetimin yüzündeki tebessüm… Belki sadece 100 lira… Ama Allah katında o küçük gördüğünüz şey, sizin hiç tahmin edemeyeceğiniz kadar büyük olabilir. Onun için kimsenin verdiğini küçümsemeyelim. “Bu kadarla ne olur?” demeyelim. Çünkü bazen bir insanın verdiği 2 dolar, milyonların veremediği kadar büyük bir fedakârlıktır. Bazen bir öğrencinin harçlığından verdiği 10 lira, servetinden binlerce lira veren bir insanın yardımından daha kıymetli olabilir. Çünkü Allah rakamlara değil… Kalplere bakar. Miktara değil… Niyete bakar. Gösterişe değil… İhlasa bakar. Belki de bu yüzden dünyadaki en güzel şey, büyük iyilikler yapmak değildir. Belki en güzel şey, elinizde az da olsa paylaşabilmektir. Ve unutmayalım: BAZEN İNSANIN CEBİNDE SADECE 100 LİRA VARDIR… AMA GÖNLÜNDE KOCAMAN BİR DÜNYA VARDIR. Ne kadar verdiğiniz değil… Ne kadar zengin olduğunuz da değil… Önemli olan, elinizdekinden ne kadarını paylaşabildiğinizdir. Çünkü bazı iyilikler küçük görünür… Ama gökyüzüne çıktığında, kocaman bir dua olur. Selâm ve dua ile… Bülent Ertekin
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.