Müslümanlar olarak; Batı’ya ve Amerika’ya öfke duyuyoruz, fakat asıl sorgulamamız gereken, adaleti başkalarının vicdanında arayan Müslümanların halidir.
Abdesti bozan şeylere fetva veren; fakat Müslümanların siyasi, iktisadi ve sosyal meselelerinde söz söylemeyen bir anlayışımız var. Bu nedenle bugün zillet yaşıyoruz!
Hayata hükmetmeyen bir İslam tasavvuru ve İslam’ı hayatına taşımayan bir Müslümanlık var!
Oysa İslam ümmeti elbet bir gün yeniden doğacaktır. Ve hiçbir doğum da sancısız olmaz.
Üzerine "La ilahe illallah" bayrağı dikilmeyen hiçbir toprak, Allah adına gerçek anlamda kurtarılmış değildir.
Müslümanlar en ağır işkencelere maruz kalırken, zillete reva görülürken; diğer Müslümanlar nasıl bu kadar rahat yaşayabilir, nasıl huzur içinde yiyip içip uyuyabilir?
Kalem sahipleri çok şey yapabilir; ancak fikirlerin yaşaması için gerektiğinde bedel ödemeyi göze almak şartıyla...
İzzet, şeref ve gerçek özgürlük ancak Allah’a kullukladır.
Özgürlüğün yumruğu zulüm karşısında kanayabilir; fakat son sözü söyleyecek olan yine odur.
Nasıl ki esaret "esaret" olabilmek için kurbanlar isterse, özgürlük de "özgürlük" olabilmek için bedel ister.
Namaz'da Allah’ın birliğine şehadet eden parmak, hiçbir Tağut'un hükmünü onaylamaz.
... Ve
Şuurlu Müslüman; hayatının merkezine Allah’ı koyan insandır. Yaptığı her işi Allah rızası için yapan, her adımını bir gün Rabbine hesap vereceği bilinciyle atan kişidir. O, bilir ki hayat başıboş değildir; söz de, tavır da, niyet de emanettir.
Ne var ki rehavet, Müslümanları her yönden gevşetti; tembelleştirdi, korkaklaştırdı ve duyarsızlaştırdı. Bir zamanlar asil, vakarlı, fedakar, cömert ve mert olan o duruş zayıfladı. Dünyevi menfaatler benliğimizi kuşattı, hakikat geri planda kaldı.
Oysa Müslüman; kimden gelirse gelsin haksızlık karşısında susmayan insandır. Kime yapılırsa yapılsın mazlumun yanında duran, adaleti titizlikle ayakta tutandır. Adaletsizliği yapan babası dahi olsa ona karşı durabilendir. Yalana, emanete ihanete, sözünde durmamaya karşı dik ve onurlu bir tavır sergileyendir.
Bugün ise çoğu şey sözde kaldı.
Kur’an, doğruları (sıddıkları) peygamberlerden sonra en yüce mertebede anmaktadır. Demek ki doğruluk sıradan bir haslet değil, imandan beslenen bir şahsiyet meselesidir. Güçlünün, zenginin, nüfuz sahibinin yanında saf tutmak; yağcılık ve yalakalık Müslüman’ın vasfı olamaz. Müslüman, Hakk’ın ve hakikatin yanındadır. Mazlumdan, mağdurdan yanadır. Zalimlere meyletmez; en azından kalbiyle buğzeder.
Müslüman; ahlaksızlığın kökleşmesine razı olamaz. Haramların işlenmesine, günahların alenileşmesine seyirci kalamaz. Zulme göz yumamaz. Korkak olamaz, “Bana ne!” diyemez. Haksızlık karşısında susmak Müslüman’a yakışmaz.
Müslüman; kendi aleyhine, hatta baba ve kardeşi aleyhine de olsa doğru şahitlik yapan ve Allah için adaleti ayakta tutan insandır.
Sözün özü: Müslüman; dünyevi kaygılar, menfaat hesapları, korkular ve çıkarlar uğruna dosdoğru duruşunu bozmaz. Mü’mince tavrını hayatının sonuna kadar muhafaza eder ve bu iman üzere ruhunu Allah’a teslim eder.
Şimdi kendimize soralım:
Haksızlık kimden gelirse gelsin gereken tepkiyi verebiliyor muyuz?
Yoksa “bizden” olana susup, “bizden olmayana" mı ses yükseltiyoruz?
Yanlışta ısrar edenler kendi çevremizden, cemaatimizden ya da grubumuzdan ise eleştirebiliyor muyuz?
Yağcılığı meslek edinmiş karakter zafiyeti içindeki tavırlara karşı durabiliyor muyuz?
Ne yazık ki çoğu zaman hayır!
Öyleyse geçmişle övünmenin bize ne faydası var? Nerede kaldı Müslümanca duruşumuz?
Yoksa bir alamete binmiş, kıyamete mi gidiyoruz?
... Ve
Müslümanlar, yeniden Müslüman olmak zorundadır.
Müslümanlar olarak hayatımızın parolası şu olmalıdır:
Hayat, hakkı haykırmaktır!
Hayat; haklı çıkma için değil, hakkı ortaya koyma sorumluluğudur.
Hayat; bir mücadele değil, bir yardımlaşmadır.
Hayat; kuru bir kavga değil, hak ve adalet uğruna omuz omuza vermektir.
Hayat; Tevhid şuuru ve Cihad gayretidir.
Çünkü şerefle tamamlanması gereken en ağır görev hayattır.
Şereften yoksun bir hayat, insanın sırtında taşınan bir kamburdur.
Yorulmadan, yaralanmadan, direnmeden geçen bir hayat ne işe yarar?
Bugün milli, manevi, insani ve ahlaki değerlerimiz her gün biraz daha aşınıyor...
Ve biz çoğu zaman sadece seyrediyoruz.
Alim var ama arif yok...
El etek öpen çok!
İnsan çok, kaliteli insan yok!
İnanıyor ama neye inandığını bilmiyor!
Tesadüfen yaşıyoruz!
Çok büyük tehlike!
Şahid ol Ya Rabb!
Saygılarımla...
Mehmet Bozkurt, Eğitimci İlahiyatçı Araştırmacı Yazar
