Prof.Dr Cahit KURBANOĞLU
Köşe Yazarı
Prof.Dr Cahit KURBANOĞLU
 

KUTLU DOĞUM 71

KUTLU DOĞUM 71 On dördüncü şehadet: Kâinatın kuvvetli şehadetine işaret eden bu Arabî fıkra: وَبِشَهَادَةِ الْكَۤائِنَاتِ بِغَايَاتِهَا وَبِالْمَقَاصِدِ اْلاِلٰهِيَّةِ فِيهَا عَلَى الرِّسَالَةِ الْمُحَمَّدِيَّةِ الْجَامِعَةِ؛ بِسَبَبِ تَوَقُّفِ حُصُولِ غَايَاتِ الْكَۤائِنَاتِ وَالْمَقَاصِدِ اْلاِلٰهِيَّةِ مِنْهَا وَتَقَرُّرُ قِيمَتِهَا وَوَظَۤائِفِهَا وَتَبَارُزِ حُسْنِهَا وَكَمَالِهَا وَتَحَقُّقِ حِكَمِ حَقَۤائِقِهَا عَلَى الرِّسَالَةِ اْلاِنْسَانِيَّةِ لاَسِيَّمَا عَلَى الرِّسَالَةِ الْمُحَمَّدِيَّةِ؛ اِذْ هِىَ الْمُظْهِرَةُ وَالْمَدَارُ اْلاَتَمُّ لَهَا، وَلَوْلاَهَا لَصَارَتْ هٰذِهِ الْكَۤائِنَاتُ الْمُكَمَّلَةُ وَالْكِتَابُ الْكَبِيرُ ذُو الْمَعَانِى السَّرْمَدِيَّةِ هَبَۤاءً مَنْثُورًا مُتَطَايِرَةَ الْمَعَانِى مُتَسَاقِطَةَ الْكَمَالاَتِ وَهُوَ مُحَالٌ مِنْ وُجُوهٍ وَجِهَاتٍ 1 “Ve bi şehadetil kainatı bigayetihi ve bil mekasidil ilahiyeti fiha alarrisaletil Muhammediyyetil camiati bi sebebi tevakkufi husuli ğayetil kainatı vel makasidil ilahiyyeti minha ve tekarruri kimetiha ve vezaifiha ve tebarüzı hüsniha ve kemaliha ve tehakkukası hikemi hakaikıha alarriselatil insaniyyeti lasiyyema alarrisaletil Muhammediyyeti. İzhiyel müzhiratü velmedaruletemmi leha velev laha lesart hazihil kainatül mükemmelatü vel kitabul kebirü zül meanissermediyeti hebaen mansüren mütedeyiratel maaniyi mütesagitatel kemalati ve hüve mühalün minvücühin ve cihatin.” (1- Kâinatın, gayeleri ve onda tezahür eden makâsıd-ı İlâhiye ile onun hakkaniyetine şehadetiyle. Çünkü kâinatın yaratılışındaki gayeler ve makâsıd-ı İlâhiye, kıymetini bulup vazifelerini yerine getirmesi, hüsün ve kemâlinin ortaya çıkması ve hakikatlerindeki hikmetlerin tahakkuk etmesi, insanlar içinde peygamberlerin gönderilmesine, bilhassa risalet-i Muhammediyeye mütevakkıftır. Zira bütün bunları en zahir şekilde gösteren ve bu gayelerin en etemm medarı olan, odur. Eğer risalet-i Muhammediye olmasaydı, bu mükemmel kâinat ve bu sermedî mânâlar sahibi kitab-ı kebir, hebâen mensur gidecek, mânâsız kalacak ve kemâlâtı sukut edecekti ki, bu da pek çok cihetlerden muhaldir.) Âyetü'l-Kübrâ, bu Arabî fıkranın (bölümünün) meâline (anlamına) dair demiş: Bu kâinat (evren) nasıl ki kendini icad ve idare ve tertip eden (yapan ve idare eden ve düzenleyen) ve tasvir ve takdir ve tedbir ile (şekil veren ve program çizen ve çekip çevirip idare eden) bir saray, bir kitap gibi, bir sergi, bir temaşagâh (seyir yeri) gibi tasarruf eden (dilediği gibi kullanan) Sâniine ve Kâtibine ve Nakkaşına (mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan, bir kitap gibi mükemmel bir şekilde yazan ve san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah’a) delâlet (işaret) eder; öyle de, kâinatın hilkatindeki makâsıd-ı İlâhiyeyi bilecek, bildirecek ve (bütün yaratılmışların yaratılışındaki yüce maksatları, gayeleri bilecek, bildirecek) tahavvülâtındaki Rabbânî hikmetlerini tâlim edecek ve (başkalaşmalardaki Allah’ın gayelerini öğretecek) vazifedârâne (görevli olarak) harekâtındaki neticeleri ders verecek ve mahiyetindeki (aslının) kıymetini ve içindeki mevcudatın (varlıkların) kemâlâtını (kusursuz olduklarını) ilân edecek ve "Nereden geliyorlar? Ve nereye gidecekler? Ve niçin buraya geliyorlar ve çok durmuyorlar, gidiyorlar?" diye dehşetli suallere (sorulara) cevap verecek ve o kitab-ı kebîrin (büyük kitabın, kainatın) mânâlarını ve âyât-ı tekvîniyesinin (kâinatta Allah’ın varlığına ve birliğine delil olan varlıkların) hikmetlerini tefsir edecek (faydalarını açıklayacak, yorumlayacak) bir yüksek dellâl (davet ve ilan edici), bir doğru keşşaf (açığa çıkarıcı), bir muhakkik üstad (gerçekleri delilleriyle araştıran), bir sadık muallim (doğru öğretmen) istediği ve iktiza ettiği (gerektirdiği) ve herhalde bulunmasına delâlet ettiği (işaret ettiği) cihetle, elbette bu vazifeleri herkesten ziyade (çok) yapan Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın hakkaniyetine (gerçekliğine) ve bu Kâinat Hâlıkının (herşeyi yaratan Allah’ın) en yüksek ve sadık (doğru) bir memuru olduğuna kuvvetli ve küllî şehadet edip (genel şahitlik yapan) اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ 1 der. “Eşhedü enne Muhammederresulullah” (1-Muhammed'in (a.s.m.) Allah'ın resulü olduğuna şehadet ederim.) Evet, Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği nur ile kâinatın mâhiyeti (aslı), kıymeti, kemâlâtı (kusursuzluğu) ve içindeki mevcudatın (varlıkların) vazifeleri ve neticeleri ve memuriyetleri ve kıymetleri bilinir, tahakkuk eder (gerçekleşir). Ve kâinat (bütün yaratılmışlar), baştan başa gayet mânidar (anlamlı) mektubat-ı İlâhiye (ilahi mesajlar) ve mücessem (maddi yapısı olan) bir Kur'ân-ı Rabbânî (Rabbimizin Kur’an’ı) ve muhteşem (görkemli) bir meşher-i âsâr-ı Sübhâniye (Cenab-ı Hakkın eserlerinin teşhir yeri) olur. Yoksa, adem (yokluk) ve hiçlik ve zevâl (yok olma) ve fena karanlıklarında yuvarlanan karma karışık vahşetli bir virâne (yıkık), dehşetli bir matemhane (üzüntü yeri) mahiyetine (esasına) düşer. Bu hakikate binaen, kâinatın kemâlâtı (evrenin kusursuzluğu) ve hikmetli tahavvülâtı (değişiminin gayesi) ve sermedî (devamlı) mânâları, kuvvetli bir tarzda der اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ   der. 30.11.2025 Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Ekleme Tarihi: 30 Kasım 2025 -Pazar

KUTLU DOĞUM 71

KUTLU DOĞUM 71 On dördüncü şehadet: Kâinatın kuvvetli şehadetine işaret eden bu Arabî fıkra: وَبِشَهَادَةِ الْكَۤائِنَاتِ بِغَايَاتِهَا وَبِالْمَقَاصِدِ اْلاِلٰهِيَّةِ فِيهَا عَلَى الرِّسَالَةِ الْمُحَمَّدِيَّةِ الْجَامِعَةِ؛ بِسَبَبِ تَوَقُّفِ حُصُولِ غَايَاتِ الْكَۤائِنَاتِ وَالْمَقَاصِدِ اْلاِلٰهِيَّةِ مِنْهَا وَتَقَرُّرُ قِيمَتِهَا وَوَظَۤائِفِهَا وَتَبَارُزِ حُسْنِهَا وَكَمَالِهَا وَتَحَقُّقِ حِكَمِ حَقَۤائِقِهَا عَلَى الرِّسَالَةِ اْلاِنْسَانِيَّةِ لاَسِيَّمَا عَلَى الرِّسَالَةِ الْمُحَمَّدِيَّةِ؛ اِذْ هِىَ الْمُظْهِرَةُ وَالْمَدَارُ اْلاَتَمُّ لَهَا، وَلَوْلاَهَا لَصَارَتْ هٰذِهِ الْكَۤائِنَاتُ الْمُكَمَّلَةُ وَالْكِتَابُ الْكَبِيرُ ذُو الْمَعَانِى السَّرْمَدِيَّةِ هَبَۤاءً مَنْثُورًا مُتَطَايِرَةَ الْمَعَانِى مُتَسَاقِطَةَ الْكَمَالاَتِ وَهُوَ مُحَالٌ مِنْ وُجُوهٍ وَجِهَاتٍ 1 “Ve bi şehadetil kainatı bigayetihi ve bil mekasidil ilahiyeti fiha alarrisaletil Muhammediyyetil camiati bi sebebi tevakkufi husuli ğayetil kainatı vel makasidil ilahiyyeti minha ve tekarruri kimetiha ve vezaifiha ve tebarüzı hüsniha ve kemaliha ve tehakkukası hikemi hakaikıha alarriselatil insaniyyeti lasiyyema alarrisaletil Muhammediyyeti. İzhiyel müzhiratü velmedaruletemmi leha velev laha lesart hazihil kainatül mükemmelatü vel kitabul kebirü zül meanissermediyeti hebaen mansüren mütedeyiratel maaniyi mütesagitatel kemalati ve hüve mühalün minvücühin ve cihatin.” (1- Kâinatın, gayeleri ve onda tezahür eden makâsıd-ı İlâhiye ile onun hakkaniyetine şehadetiyle. Çünkü kâinatın yaratılışındaki gayeler ve makâsıd-ı İlâhiye, kıymetini bulup vazifelerini yerine getirmesi, hüsün ve kemâlinin ortaya çıkması ve hakikatlerindeki hikmetlerin tahakkuk etmesi, insanlar içinde peygamberlerin gönderilmesine, bilhassa risalet-i Muhammediyeye mütevakkıftır. Zira bütün bunları en zahir şekilde gösteren ve bu gayelerin en etemm medarı olan, odur. Eğer risalet-i Muhammediye olmasaydı, bu mükemmel kâinat ve bu sermedî mânâlar sahibi kitab-ı kebir, hebâen mensur gidecek, mânâsız kalacak ve kemâlâtı sukut edecekti ki, bu da pek çok cihetlerden muhaldir.) Âyetü'l-Kübrâ, bu Arabî fıkranın (bölümünün) meâline (anlamına) dair demiş: Bu kâinat (evren) nasıl ki kendini icad ve idare ve tertip eden (yapan ve idare eden ve düzenleyen) ve tasvir ve takdir ve tedbir ile (şekil veren ve program çizen ve çekip çevirip idare eden) bir saray, bir kitap gibi, bir sergi, bir temaşagâh (seyir yeri) gibi tasarruf eden (dilediği gibi kullanan) Sâniine ve Kâtibine ve Nakkaşına (mükemmel ve san’atlı bir şekilde yaratan, bir kitap gibi mükemmel bir şekilde yazan ve san’atlı bir şekilde nakış nakış işleyen Allah’a) delâlet (işaret) eder; öyle de, kâinatın hilkatindeki makâsıd-ı İlâhiyeyi bilecek, bildirecek ve (bütün yaratılmışların yaratılışındaki yüce maksatları, gayeleri bilecek, bildirecek) tahavvülâtındaki Rabbânî hikmetlerini tâlim edecek ve (başkalaşmalardaki Allah’ın gayelerini öğretecek) vazifedârâne (görevli olarak) harekâtındaki neticeleri ders verecek ve mahiyetindeki (aslının) kıymetini ve içindeki mevcudatın (varlıkların) kemâlâtını (kusursuz olduklarını) ilân edecek ve "Nereden geliyorlar? Ve nereye gidecekler? Ve niçin buraya geliyorlar ve çok durmuyorlar, gidiyorlar?" diye dehşetli suallere (sorulara) cevap verecek ve o kitab-ı kebîrin (büyük kitabın, kainatın) mânâlarını ve âyât-ı tekvîniyesinin (kâinatta Allah’ın varlığına ve birliğine delil olan varlıkların) hikmetlerini tefsir edecek (faydalarını açıklayacak, yorumlayacak) bir yüksek dellâl (davet ve ilan edici), bir doğru keşşaf (açığa çıkarıcı), bir muhakkik üstad (gerçekleri delilleriyle araştıran), bir sadık muallim (doğru öğretmen) istediği ve iktiza ettiği (gerektirdiği) ve herhalde bulunmasına delâlet ettiği (işaret ettiği) cihetle, elbette bu vazifeleri herkesten ziyade (çok) yapan Muhammed aleyhissalâtü vesselâmın hakkaniyetine (gerçekliğine) ve bu Kâinat Hâlıkının (herşeyi yaratan Allah’ın) en yüksek ve sadık (doğru) bir memuru olduğuna kuvvetli ve küllî şehadet edip (genel şahitlik yapan) اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ 1 der. “Eşhedü enne Muhammederresulullah” (1-Muhammed'in (a.s.m.) Allah'ın resulü olduğuna şehadet ederim.) Evet, Muhammed'in (a.s.m.) getirdiği nur ile kâinatın mâhiyeti (aslı), kıymeti, kemâlâtı (kusursuzluğu) ve içindeki mevcudatın (varlıkların) vazifeleri ve neticeleri ve memuriyetleri ve kıymetleri bilinir, tahakkuk eder (gerçekleşir). Ve kâinat (bütün yaratılmışlar), baştan başa gayet mânidar (anlamlı) mektubat-ı İlâhiye (ilahi mesajlar) ve mücessem (maddi yapısı olan) bir Kur'ân-ı Rabbânî (Rabbimizin Kur’an’ı) ve muhteşem (görkemli) bir meşher-i âsâr-ı Sübhâniye (Cenab-ı Hakkın eserlerinin teşhir yeri) olur. Yoksa, adem (yokluk) ve hiçlik ve zevâl (yok olma) ve fena karanlıklarında yuvarlanan karma karışık vahşetli bir virâne (yıkık), dehşetli bir matemhane (üzüntü yeri) mahiyetine (esasına) düşer. Bu hakikate binaen, kâinatın kemâlâtı (evrenin kusursuzluğu) ve hikmetli tahavvülâtı (değişiminin gayesi) ve sermedî (devamlı) mânâları, kuvvetli bir tarzda der اَشْهَدُ اَنَّ مُحَمَّدًا رَسُولُ اللهِ   der. 30.11.2025 Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.