KUTLU DOĞUM 77 İNSAN VE SORUMLULUĞU
KUTLU DOĞUM 77
İNSAN VE SORUMLULUĞU
İ'lem eyyühe'l-aziz! Hilkat şeceresinin semeresi (yaratılış ağacının meyvesi) insandır.
Malûmdur ki, semere (meyve) bütün eczânın (parçaların) en ekmeli (en mükemmeli) ve kökten en uzağı olduğu için,
bütün eczânın (kısımların) hâsiyetlerini (özelliklerini), meziyetlerini hâvidir (üstün özelliklerini içine alır).
Ve keza, hilkat-i âlemin ille-i gaiye (alemin yaratılışının gerçek sebebi) hükmünde olan çekirdeği yine insandır.
Sonra, o şecerenin semeresi (ağacın meyvesi) olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete (İslâmiyet ağacına) çekirdek ittihaz etmiştir (kabul etmiş).
Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir (kurucusudur),
hem esasıdır
hem güneşidir.
Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir.
Kalbin ihtiyacat saikasıyla (ihtiyaçları sebebiyle) âlemin envaıyla (alemin nevileriyle, türleriyle), eczâsıyla (parçalarıyla) pek çok alâkaları vardır.
Esmâ-i Hüsnânın (Allah’ın güzel isimlerinin) bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri (istekleri),
hem de düşmanları vardır.
Ancak, Ganiyy-i Mutlak (hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah) ve
Hâfız-ı Hakiki (bütün varlıkların hallerinden hareketlerine kadar her şeyini kaydeden ve onları her türlü kötülüğe ve tehlikeye karşı gerçek koruyucu olan Allah) ile itminan (tatmin) edebilir.
Ve keza, o kalbin öyle bir kabiliyeti (yeteneği) vardır ki,
bir harita veya bir fihriste (özet) gibi
bütün âlemi (dünyayı) temsil eder.
Ve Vahid-i Ehadden (birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellîleri görülen Allah’dan) başka merkezinde birşeyi kabul etmiyor.
Ebedî (sonsuz), sermedî (sürekli) bir bekadan maada (devamlılıktan başka) birşeye razı olmuyor.
İnsanın çekirdeği olan kalb,
ubudiyet (kulluk) ve ihlâs (ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme) altında
İslâmiyet ile iska edilmekle (sulanmakla) imanla intibaha gelirse (uyanırsa),
nurânî (parlak),
misâlî (görüntü halinde olan, yansıyan)
âlem-i emirden (Allah’ın kudret ve emrinin tecellî etiği âlem; Cenâb-ı Hakk’ın değişmeyen sabit hakikatler şeklinde devam eden kanunlar âleminden) gelen emirle
öyle bir şecere-i nurânî (nurani ağaç) olarak yeşillenir ki,
onun cismânî âlemine (beden dünyasına) ruh (can) olur.
Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye (eğitim) görmezse,
kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye (dönüşene) kadar
ateş ile yanması lâzımdır.
Ve keza, o habbe-i kalb (kalbin çekirdeği) için, pek çok hizmetçi vardır ki,
o hâdimler (hizmetçiler) kalbin hayatiyle hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur.
Hattâ kalbin hâdimlerinden (hizmetçilerinden) bulunan hayal,
meselâ en zayıf, en kıymetsiz iken,
hapiste ve zindanda kayıtlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta (doğuda) namaz kılanın başını Hacerü'l-Esvedin altına koydurur. Ve şehadetlerini (şahitliklerini)
Hacerü'l-Esvede muhafaza için tevdi ettirir (emanet eder).
28.02.2006
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Ekleme
Tarihi: 28 Şubat 2026 -Cumartesi
KUTLU DOĞUM 77 İNSAN VE SORUMLULUĞU
KUTLU DOĞUM 77
İNSAN VE SORUMLULUĞU
İ'lem eyyühe'l-aziz! Hilkat şeceresinin semeresi (yaratılış ağacının meyvesi) insandır.
Malûmdur ki, semere (meyve) bütün eczânın (parçaların) en ekmeli (en mükemmeli) ve kökten en uzağı olduğu için,
bütün eczânın (kısımların) hâsiyetlerini (özelliklerini), meziyetlerini hâvidir (üstün özelliklerini içine alır).
Ve keza, hilkat-i âlemin ille-i gaiye (alemin yaratılışının gerçek sebebi) hükmünde olan çekirdeği yine insandır.
Sonra, o şecerenin semeresi (ağacın meyvesi) olan insandan bir tanesini şecere-i İslâmiyete (İslâmiyet ağacına) çekirdek ittihaz etmiştir (kabul etmiş).
Demek o çekirdek, âlem-i İslâmiyetin hem bânisidir (kurucusudur),
hem esasıdır
hem güneşidir.
Fakat o çekirdeğin çekirdeği kalbdir.
Kalbin ihtiyacat saikasıyla (ihtiyaçları sebebiyle) âlemin envaıyla (alemin nevileriyle, türleriyle), eczâsıyla (parçalarıyla) pek çok alâkaları vardır.
Esmâ-i Hüsnânın (Allah’ın güzel isimlerinin) bütün nurlarına ihtiyaçları vardır. Dünyayı dolduracak kadar o kalbin hem emelleri (istekleri),
hem de düşmanları vardır.
Ancak, Ganiyy-i Mutlak (hiçbir şeye hiçbir şekilde muhtaç olmayan ve bütün varlıkların her türlü ihtiyaçları gayb hazinelerinde bulunan sınırsız zenginliğe sahip olan Allah) ve
Hâfız-ı Hakiki (bütün varlıkların hallerinden hareketlerine kadar her şeyini kaydeden ve onları her türlü kötülüğe ve tehlikeye karşı gerçek koruyucu olan Allah) ile itminan (tatmin) edebilir.
Ve keza, o kalbin öyle bir kabiliyeti (yeteneği) vardır ki,
bir harita veya bir fihriste (özet) gibi
bütün âlemi (dünyayı) temsil eder.
Ve Vahid-i Ehadden (birliği herşeyi kapladığı gibi herbir şeyde de ayrı ayrı tecellîleri görülen Allah’dan) başka merkezinde birşeyi kabul etmiyor.
Ebedî (sonsuz), sermedî (sürekli) bir bekadan maada (devamlılıktan başka) birşeye razı olmuyor.
İnsanın çekirdeği olan kalb,
ubudiyet (kulluk) ve ihlâs (ibadet ve davranışlarda sadece Allah’ın rızasını gözetme) altında
İslâmiyet ile iska edilmekle (sulanmakla) imanla intibaha gelirse (uyanırsa),
nurânî (parlak),
misâlî (görüntü halinde olan, yansıyan)
âlem-i emirden (Allah’ın kudret ve emrinin tecellî etiği âlem; Cenâb-ı Hakk’ın değişmeyen sabit hakikatler şeklinde devam eden kanunlar âleminden) gelen emirle
öyle bir şecere-i nurânî (nurani ağaç) olarak yeşillenir ki,
onun cismânî âlemine (beden dünyasına) ruh (can) olur.
Eğer o kalb çekirdeği böyle bir terbiye (eğitim) görmezse,
kuru bir çekirdek kalarak nura inkılâp edinceye (dönüşene) kadar
ateş ile yanması lâzımdır.
Ve keza, o habbe-i kalb (kalbin çekirdeği) için, pek çok hizmetçi vardır ki,
o hâdimler (hizmetçiler) kalbin hayatiyle hayat bulup inbisat ederlerse, kocaman kâinat onlara tenezzüh ve seyrangâh olur.
Hattâ kalbin hâdimlerinden (hizmetçilerinden) bulunan hayal,
meselâ en zayıf, en kıymetsiz iken,
hapiste ve zindanda kayıtlı olan sahibini bütün dünyada gezdirir, ferahlandırır. Ve şarkta (doğuda) namaz kılanın başını Hacerü'l-Esvedin altına koydurur. Ve şehadetlerini (şahitliklerini)
Hacerü'l-Esvede muhafaza için tevdi ettirir (emanet eder).
28.02.2006
Prof. Dr. Cahit Kurbanoğlu
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
