Ekranın Karanlık Yüzü: Milli Güvenlik Meselesi
Ekranın Karanlık Yüzü:
Milli Güvenlik Meselesi
Bir cemiyetin geleceği, yalnızca sınırlarını koruyan ordularla değil; zihinlerini, ahlakını ve değerlerini muhafaza eden kültürüyle de ayakta kalır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike tankla, tüfekle gelmiyor. Daha sinsi, daha derin ve daha yaygın bir şekilde; televizyon ekranlarından, sosyal medya akışlarından evlerimizin içine kadar sızıyor.
Gündüz kuşağı programları… Aile mahremiyetini teşhir eden, en kutsal bağları tartışma malzemesi hâline getiren, hatta zaman zaman aile içi çarpıklıkları normalleştiren içerikler… Bunlar yalnızca “reyting uğruna yapılan yayınlar” olarak görülemez. Çünkü bu yayınlar, toplumun en hassas dokusunu, yani aileyi zedelemektedir.
Dizilerde ise başka bir tablo karşımıza çıkıyor: Mafya, şiddet, bar hayatı, kolay para ve lüks yaşam… Çalışmadan kazanılan servetler, hukukun hiçe sayıldığı düzenler ve “güçlü olanın haklı olduğu” algısı…
Bu içerikler, özellikle genç zihinlerde tehlikeli bir rol model oluşturuyor. Emek, alın teri ve sabır yerine; kısa yoldan zengin olma hayalleri körükleniyor. O zaman da fahiş fiyat pilitikası izlenip çeşitli şekillerdeki dolandırıcılıklar meydan alıp cemiyetin devlete güvenini sarsıyor.
Sosyal medya bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Gerçeklikten kopuk bir hayat vitrini… Herkesin mutlu, zengin ve sorunsuz göründüğü sahte bir dünya… Bu da insanları hem psikolojik olarak yıpratıyor hem de meşru yollarla elde edilemeyecek hayatlara özenmeye itiyor.
Bu noktada mesele artık sadece “ahlaki yozlaşma” değil, doğrudan doğruya bir milli güvenlik sorunudur. Çünkü bir milletin değerleri aşındığında, milli mukavemeti de ortadan kalkar. Ahlaki çözülme, toplumsal çözülmeyi; o da devletin zayıflamasını beraberinde getirir.
Unutulmamalıdır ki; tarih boyunca nice güçlü devletler dış saldırılarla değil, içten çürümeyle yıkılmıştır. Aile yapısının bozulduğu, gençliğin "milli" ideallerden uzaklaştığı, emeğin değersizleştiği bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.
Peki çözüm? Öncelikle medya ve yayıncılık alanında ciddi bir denetim ve sorumluluk anlayışı geliştirilmelidir. Reyting uğruna cemiyeti zehirleyen içeriklere müsamaha gösterilmemelidir. Bunun yanında, değer odaklı, eğitici ve kültürel derinliği olan yapımlar teşvik edilmelidir.
Ancak asıl mesele yalnızca yasaklamak değil; alternatif sunabilmektir. Ahlakı, emeği, aileyi ve insan onurunu yücelten içerikler çoğaltılmadıkça, boşluk zararlı yayınlarla doldurulacaktır.
Son söz olarak şunu söylemek gerekir: Bir milletin ekranı onun aynasıdır. Eğer bu aynada yozlaşma görünüyorsa, mesele yalnızca ekranın değil, istiklal ve istikbalin de meselesi hâline gelmiş demektir.
Bu yüzden devlet ricalinin -lütfen-uyanma vakti gelmiştir artık. Bu meselenin, milli beka açısından genç nüfus azalmasından daha büyük olduğunu bizahmet de idrak etmeliler.
MEHMET NURİ BİNGÖL
Ekleme
Tarihi: 25 Nisan 2026 -Cumartesi
Ekranın Karanlık Yüzü: Milli Güvenlik Meselesi
Ekranın Karanlık Yüzü:
Milli Güvenlik Meselesi
Bir cemiyetin geleceği, yalnızca sınırlarını koruyan ordularla değil; zihinlerini, ahlakını ve değerlerini muhafaza eden kültürüyle de ayakta kalır.
Bugün karşı karşıya olduğumuz tehlike tankla, tüfekle gelmiyor. Daha sinsi, daha derin ve daha yaygın bir şekilde; televizyon ekranlarından, sosyal medya akışlarından evlerimizin içine kadar sızıyor.
Gündüz kuşağı programları… Aile mahremiyetini teşhir eden, en kutsal bağları tartışma malzemesi hâline getiren, hatta zaman zaman aile içi çarpıklıkları normalleştiren içerikler… Bunlar yalnızca “reyting uğruna yapılan yayınlar” olarak görülemez. Çünkü bu yayınlar, toplumun en hassas dokusunu, yani aileyi zedelemektedir.
Dizilerde ise başka bir tablo karşımıza çıkıyor: Mafya, şiddet, bar hayatı, kolay para ve lüks yaşam… Çalışmadan kazanılan servetler, hukukun hiçe sayıldığı düzenler ve “güçlü olanın haklı olduğu” algısı…
Bu içerikler, özellikle genç zihinlerde tehlikeli bir rol model oluşturuyor. Emek, alın teri ve sabır yerine; kısa yoldan zengin olma hayalleri körükleniyor. O zaman da fahiş fiyat pilitikası izlenip çeşitli şekillerdeki dolandırıcılıklar meydan alıp cemiyetin devlete güvenini sarsıyor.
Sosyal medya bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Gerçeklikten kopuk bir hayat vitrini… Herkesin mutlu, zengin ve sorunsuz göründüğü sahte bir dünya… Bu da insanları hem psikolojik olarak yıpratıyor hem de meşru yollarla elde edilemeyecek hayatlara özenmeye itiyor.
Bu noktada mesele artık sadece “ahlaki yozlaşma” değil, doğrudan doğruya bir milli güvenlik sorunudur. Çünkü bir milletin değerleri aşındığında, milli mukavemeti de ortadan kalkar. Ahlaki çözülme, toplumsal çözülmeyi; o da devletin zayıflamasını beraberinde getirir.
Unutulmamalıdır ki; tarih boyunca nice güçlü devletler dış saldırılarla değil, içten çürümeyle yıkılmıştır. Aile yapısının bozulduğu, gençliğin "milli" ideallerden uzaklaştığı, emeğin değersizleştiği bir toplumun ayakta kalması mümkün değildir.
Peki çözüm? Öncelikle medya ve yayıncılık alanında ciddi bir denetim ve sorumluluk anlayışı geliştirilmelidir. Reyting uğruna cemiyeti zehirleyen içeriklere müsamaha gösterilmemelidir. Bunun yanında, değer odaklı, eğitici ve kültürel derinliği olan yapımlar teşvik edilmelidir.
Ancak asıl mesele yalnızca yasaklamak değil; alternatif sunabilmektir. Ahlakı, emeği, aileyi ve insan onurunu yücelten içerikler çoğaltılmadıkça, boşluk zararlı yayınlarla doldurulacaktır.
Son söz olarak şunu söylemek gerekir: Bir milletin ekranı onun aynasıdır. Eğer bu aynada yozlaşma görünüyorsa, mesele yalnızca ekranın değil, istiklal ve istikbalin de meselesi hâline gelmiş demektir.
Bu yüzden devlet ricalinin -lütfen-uyanma vakti gelmiştir artık. Bu meselenin, milli beka açısından genç nüfus azalmasından daha büyük olduğunu bizahmet de idrak etmeliler.
MEHMET NURİ BİNGÖL
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
