Mehmet Nuri BİNGÖL
Köşe Yazarı
Mehmet Nuri BİNGÖL
 

Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti

Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti 2000’li yılların ortası… Fırat’ın kıyısında, tarih ile güncelin iç içe geçtiği Birecik’te bir hareketlilik vardı. İlçenin kaymakamı Tuncay Sonel, yapılan her küçük hizmeti dahi görünür kılma gayreti içindeydi. Bir kaldırım taşı, bir park düzenlemesi, bir bina tadilatı… Hepsi basına servis ediliyor; yerel gazeteler ve muhabirlerle sıcak ilişkiler kuruluyordu. Bu, bir yönüyle kamuoyunu bilgilendirme çabasıydı; fakat diğer yönüyle “görünür olmanın”, “görülmenin” cazibesini de içinde barındırıyordu. O günlerde bir lisede edebiyat öğretmeni olarak görev yapıyordum. Aynı zamanda, Fakülteden ilk mezuniyetimde "ulusal" basın geçmişim vardı; yerel bir gazetenin editörlüğünü de yapmıştım. Bu vesileyle kaymakamlık makamına davet edildim. Konu, kaymakamlık bünyesinde çıkarılması planlanan bir dergiydi. Sayın kaymakam, hangi alanlarda katkı sunabileceğimi sordu. Soru basitti, fakat cevabım alışılmışın dışındaydı: “Milli birlik, Birecik’in tarih ve kültürü, maneviyat ve iman…” Bir an duraksadı. Alnında hafif bir çizgi belirdi. Sanki beklediği cevap bu değildi. Belki daha “güncel”, daha “göze hitap eden”, daha “kolay tüketilen” başlıklar duymaya alışmıştı. Oysa ben, kalıcı olanı işaret etmiştim. İşte bu küçük hatıra, bugün üzerinde düşünmemiz gereken büyük bir meseleyi ortaya koyuyor: Medyanın amacı görünür kılmak mı, yoksa anlam kazandırmak mı? Halbuki görünürlük ile kalıcı değer arasındaki ince çizgi yabana atılamayacak bir vaziyettir. Günümüzde medya, çoğu zaman “gösterme” vazifesine indirgenmiş durumdadır. Yapılan hizmetin büyüklüğünden çok, ne kadar duyurulduğu önemseniyor. Oysa tarih bize şunu öğretiyor: Kalıcı olan, gürültüyle değil; derinlikle inşa edilir. Bir ilçede yapılan bir park elbette değerlidir. Ancak o parkın içinde büyüyen neslin hangi değerlerle yetiştiği daha önemlidir. Bir bina yapılabilir, ama o binanın içinde hangi ruhun yeşerdiğidir asıl mesele. ** Dergi Meselesi: Bir Yayın mı, Bir İnşa mı? Kaymakamlığın çıkarmak istediği dergi, aslında bir fırsattı. Eğer doğru değerlendirilseydi, sadece bir tanıtım aracı değil; bir kültür ve bilinç inşası olabilirdi. Milli birlik yazılarıyla ortak hafıza güçlendirilebilirdi. Birecik’in tarihi anlatılarak köklerle bağ kurulabilirdi. Maneviyat ve iman konularıyla gençlerin iç dünyası derinleşebilirdi. Fakat bu tür konular sabır ister, emek ister, en önemlisi de samimiyet ister. Oysa hızlı tüketilen haberler, kısa vadede daha “etkili” görünür. Dönüp baktığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor: Basın, hakikatin hizmetkârı mı, yoksa ilginin esiri mi olmalıdır? Eğer basın sadece alkışlanacak işleri büyütüyor, fakat toplumun manevi ve kültürel ihtiyaçlarını görmezden geliyorsa; burada bir eksiklik var demektir. Verilen cevap, aslında bu eksikliğe bir itirazdı. Görünene değil, görünmeyen ama asli olan değerlere işaret ediyordu. ** O gün makam odasında yaşanan kısa bir duraksama, belki de iki farklı dünyanın karşılaşmasıydı: Biri “görünmek isteyen”, diğeri “anlam üretmek isteyen” bir dünya… Bugün ihtiyacımız olan, bu iki dünyayı dengeleyebilmek... Hizmet elbette anlatılmalı; fakat hakikat ihmal edilmemelidir. Çünkü bir toplumun gerçek gücü, yaptığı işlerin sayısında değil; taşıdığı mananın derinliğinde saklıdır. Son günlerde Doku dosyasının 6 yıl sonra tekrar açılması, bana bunları düşündürdü. Malum dosyayı açan yürekli savcı ile onu cesaretlendiren Adalet Bakanımızı hürmetle selamlıyorum. Bu nevi ve gasp, hırsızlık, telefon dolandırıcılığına verilen cezaların da caydırıcı hâle getirilmesini diliyor, temenni ediyorum... Mehmet Nuri Bingöl
Ekleme Tarihi: 24 Nisan 2026 -Cuma

Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti

Makam ve Mananın Çatışması ve Gülistan Doku Cinayeti 2000’li yılların ortası… Fırat’ın kıyısında, tarih ile güncelin iç içe geçtiği Birecik’te bir hareketlilik vardı. İlçenin kaymakamı Tuncay Sonel, yapılan her küçük hizmeti dahi görünür kılma gayreti içindeydi. Bir kaldırım taşı, bir park düzenlemesi, bir bina tadilatı… Hepsi basına servis ediliyor; yerel gazeteler ve muhabirlerle sıcak ilişkiler kuruluyordu. Bu, bir yönüyle kamuoyunu bilgilendirme çabasıydı; fakat diğer yönüyle “görünür olmanın”, “görülmenin” cazibesini de içinde barındırıyordu. O günlerde bir lisede edebiyat öğretmeni olarak görev yapıyordum. Aynı zamanda, Fakülteden ilk mezuniyetimde "ulusal" basın geçmişim vardı; yerel bir gazetenin editörlüğünü de yapmıştım. Bu vesileyle kaymakamlık makamına davet edildim. Konu, kaymakamlık bünyesinde çıkarılması planlanan bir dergiydi. Sayın kaymakam, hangi alanlarda katkı sunabileceğimi sordu. Soru basitti, fakat cevabım alışılmışın dışındaydı: “Milli birlik, Birecik’in tarih ve kültürü, maneviyat ve iman…” Bir an duraksadı. Alnında hafif bir çizgi belirdi. Sanki beklediği cevap bu değildi. Belki daha “güncel”, daha “göze hitap eden”, daha “kolay tüketilen” başlıklar duymaya alışmıştı. Oysa ben, kalıcı olanı işaret etmiştim. İşte bu küçük hatıra, bugün üzerinde düşünmemiz gereken büyük bir meseleyi ortaya koyuyor: Medyanın amacı görünür kılmak mı, yoksa anlam kazandırmak mı? Halbuki görünürlük ile kalıcı değer arasındaki ince çizgi yabana atılamayacak bir vaziyettir. Günümüzde medya, çoğu zaman “gösterme” vazifesine indirgenmiş durumdadır. Yapılan hizmetin büyüklüğünden çok, ne kadar duyurulduğu önemseniyor. Oysa tarih bize şunu öğretiyor: Kalıcı olan, gürültüyle değil; derinlikle inşa edilir. Bir ilçede yapılan bir park elbette değerlidir. Ancak o parkın içinde büyüyen neslin hangi değerlerle yetiştiği daha önemlidir. Bir bina yapılabilir, ama o binanın içinde hangi ruhun yeşerdiğidir asıl mesele. ** Dergi Meselesi: Bir Yayın mı, Bir İnşa mı? Kaymakamlığın çıkarmak istediği dergi, aslında bir fırsattı. Eğer doğru değerlendirilseydi, sadece bir tanıtım aracı değil; bir kültür ve bilinç inşası olabilirdi. Milli birlik yazılarıyla ortak hafıza güçlendirilebilirdi. Birecik’in tarihi anlatılarak köklerle bağ kurulabilirdi. Maneviyat ve iman konularıyla gençlerin iç dünyası derinleşebilirdi. Fakat bu tür konular sabır ister, emek ister, en önemlisi de samimiyet ister. Oysa hızlı tüketilen haberler, kısa vadede daha “etkili” görünür. Dönüp baktığımızda şu soruyu sormamız gerekiyor: Basın, hakikatin hizmetkârı mı, yoksa ilginin esiri mi olmalıdır? Eğer basın sadece alkışlanacak işleri büyütüyor, fakat toplumun manevi ve kültürel ihtiyaçlarını görmezden geliyorsa; burada bir eksiklik var demektir. Verilen cevap, aslında bu eksikliğe bir itirazdı. Görünene değil, görünmeyen ama asli olan değerlere işaret ediyordu. ** O gün makam odasında yaşanan kısa bir duraksama, belki de iki farklı dünyanın karşılaşmasıydı: Biri “görünmek isteyen”, diğeri “anlam üretmek isteyen” bir dünya… Bugün ihtiyacımız olan, bu iki dünyayı dengeleyebilmek... Hizmet elbette anlatılmalı; fakat hakikat ihmal edilmemelidir. Çünkü bir toplumun gerçek gücü, yaptığı işlerin sayısında değil; taşıdığı mananın derinliğinde saklıdır. Son günlerde Doku dosyasının 6 yıl sonra tekrar açılması, bana bunları düşündürdü. Malum dosyayı açan yürekli savcı ile onu cesaretlendiren Adalet Bakanımızı hürmetle selamlıyorum. Bu nevi ve gasp, hırsızlık, telefon dolandırıcılığına verilen cezaların da caydırıcı hâle getirilmesini diliyor, temenni ediyorum... Mehmet Nuri Bingöl
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.