Son Emir-
Son Emir- Öykü
Temmuz sıcağı, gecenin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. İnsanlar evlerinde dinlenirken, Türkiye hiç bilmediği kadar uzun bir geceye hazırlanıyordu.
Saatler ilerledikçe televizyon ekranları endişe verici görüntülerle doldu. Tanklar sokaklara çıkmış, uçaklar alçaktan uçuyor, millet şaşkınlık içinde olan biteni anlamaya çalışıyordu.
Anadolu'nun bir köyünde, dedesiyle televizyon izleyen on iki yaşındaki Mustafa'nın gözleri ekrana kilitlenmişti.
"Dede, bunlar neden oluyor?" diye sordu.
Yaşlı adam, uzun yılların yükünü taşıyan bakışlarını ekrana çevirdi.
"Evladım," dedi, "bazen bir milletin imtihanı bir gecede gelir."
Ekranda bir isim tekrar tekrar söyleniyordu: Niğdeli Ömer Halisdemir... Mustafa bu ismi ilk kez duyuyordu.
Spiker, özel kuvvetlerde görev yapan bir astsubayın, devletine ve milletine bağlılıkla kendisine verilen emri yerine getirdiğini; bunun ardından şehit edildiğini anlatıyordu. Mustafa'nın aklı karışmıştı.
"İnsan bile bile ölüme gider mi?" Dedesi önce suskunlukla karşıladı onu. Sonra da duvardaki Türk bayrağına baktı.
"Evladım," dedi, " Aslında hiç kimse ölmek için gitmez. Yaşatmak için gider hep. Kendi ömrünü değil, milletinin istikbalini düşünür."
Bu sözler küçük çocuğun kalbine kazındı. Yıllar geçti. Mustafa asker oldu. Yemin töreninde sağ elini kaldırırken, çocukluğunda duyduğu o cümle yeniden kulaklarında yankılandı:
"Vatan bazen tek bir insanın omuzlarına emanettir."
**
Görev yaptığı karakolda, duvarda asılı bir fotoğraf vardı. Her sabah nöbete başlamadan önce o fotoğrafa bakıyor, sessizce dua ediyordu.
Bir gün yanındaki genç asker sordu: "Komutanım, her gün neden o fotoğrafa bakıyorsunuz?"
Mustafa tebessüm etti. "Çünkü bana görevin maaştan, makamdan ve alkıştan büyük olduğunu hatırlatıyor." Genç asker fotoğrafa baktı. Sessizlik çöktü mekâna.
Mustafa devam etti: "Bir insan, doğru bildiği yolda tek başına yürümeyi göze alabiliyorsa, ardında milyonlara cesaret bırakır."
O gece koğuşta herkes uyurken, Mustafa günlüğüne şu satırları yazdı:
"Kahramanlık, ölümü aramak değildir. Gerekirse hayatını feda etmeyi göze alacak kadar büyük bir emanet şuuruna sahip olmaktır. Bir millet, böyle insanların omuzlarında yükselir. Şehitler toprağa düşmez; milletin vicdanına emanet edilir."
Yıllar sonra öğrenciler, öğretmenler, askerler ve çocuklar her 15 Temmuz'da aynı ismi saygıyla anmaya devam ettiler. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, gelecek nesillerin hafızasına da yön verir.
Ve o geceden geriye sadece bir zafer değil; sadakatin, cesaretin ve vatan sevgisinin nesilden nesile anlatılacak bir destanı kaldı.
Mehmet Nuri Bingöl
Ekleme
Tarihi: 15 Temmuz 2026 -Çarşamba
Son Emir-
Son Emir- Öykü
Temmuz sıcağı, gecenin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. İnsanlar evlerinde dinlenirken, Türkiye hiç bilmediği kadar uzun bir geceye hazırlanıyordu.
Saatler ilerledikçe televizyon ekranları endişe verici görüntülerle doldu. Tanklar sokaklara çıkmış, uçaklar alçaktan uçuyor, millet şaşkınlık içinde olan biteni anlamaya çalışıyordu.
Anadolu'nun bir köyünde, dedesiyle televizyon izleyen on iki yaşındaki Mustafa'nın gözleri ekrana kilitlenmişti.
"Dede, bunlar neden oluyor?" diye sordu.
Yaşlı adam, uzun yılların yükünü taşıyan bakışlarını ekrana çevirdi.
"Evladım," dedi, "bazen bir milletin imtihanı bir gecede gelir."
Ekranda bir isim tekrar tekrar söyleniyordu: Niğdeli Ömer Halisdemir... Mustafa bu ismi ilk kez duyuyordu.
Spiker, özel kuvvetlerde görev yapan bir astsubayın, devletine ve milletine bağlılıkla kendisine verilen emri yerine getirdiğini; bunun ardından şehit edildiğini anlatıyordu. Mustafa'nın aklı karışmıştı.
"İnsan bile bile ölüme gider mi?" Dedesi önce suskunlukla karşıladı onu. Sonra da duvardaki Türk bayrağına baktı.
"Evladım," dedi, " Aslında hiç kimse ölmek için gitmez. Yaşatmak için gider hep. Kendi ömrünü değil, milletinin istikbalini düşünür."
Bu sözler küçük çocuğun kalbine kazındı. Yıllar geçti. Mustafa asker oldu. Yemin töreninde sağ elini kaldırırken, çocukluğunda duyduğu o cümle yeniden kulaklarında yankılandı:
"Vatan bazen tek bir insanın omuzlarına emanettir."
**
Görev yaptığı karakolda, duvarda asılı bir fotoğraf vardı. Her sabah nöbete başlamadan önce o fotoğrafa bakıyor, sessizce dua ediyordu.
Bir gün yanındaki genç asker sordu: "Komutanım, her gün neden o fotoğrafa bakıyorsunuz?"
Mustafa tebessüm etti. "Çünkü bana görevin maaştan, makamdan ve alkıştan büyük olduğunu hatırlatıyor." Genç asker fotoğrafa baktı. Sessizlik çöktü mekâna.
Mustafa devam etti: "Bir insan, doğru bildiği yolda tek başına yürümeyi göze alabiliyorsa, ardında milyonlara cesaret bırakır."
O gece koğuşta herkes uyurken, Mustafa günlüğüne şu satırları yazdı:
"Kahramanlık, ölümü aramak değildir. Gerekirse hayatını feda etmeyi göze alacak kadar büyük bir emanet şuuruna sahip olmaktır. Bir millet, böyle insanların omuzlarında yükselir. Şehitler toprağa düşmez; milletin vicdanına emanet edilir."
Yıllar sonra öğrenciler, öğretmenler, askerler ve çocuklar her 15 Temmuz'da aynı ismi saygıyla anmaya devam ettiler. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları döneme değil, gelecek nesillerin hafızasına da yön verir.
Ve o geceden geriye sadece bir zafer değil; sadakatin, cesaretin ve vatan sevgisinin nesilden nesile anlatılacak bir destanı kaldı.
Mehmet Nuri Bingöl
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
