SUSUYORUZ… PEKİ NEREYE KADAR?
SUSUYORUZ… PEKİ NEREYE KADAR?
Bazen insan konuşmaktan yorulduğu için değil, konuşmanın artık hiçbir şeyi değiştirmediğini düşündüğü için susar. Haksızlığı görür, adaletsizliğe tanık olur, insanların birbirine yaptıklarını izler… Ve bir süre sonra sessizliğe sığınır. Peki, bu sessizlik nereye kadar sürecek?
Bugün toplum olarak en büyük sorunlarımızdan biri, gördüğümüz yanlışlar karşısında susmayı tercih etmemizdir. Haksızlığa uğrayanın sesi kısılırken, haksızlık yapanın sesi neden bu kadar gür çıkıyor? Doğruyu söyleyen neden yalnız kalıyor da çıkarını koruyan neden kalabalıkların alkışını alıyor?
Birileri makamını kaybetmemek için susuyor, birileri menfaatini korumak için görmezden geliyor, birileri de “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyerek kendi dünyasına çekiliyor. Oysa unutulan bir gerçek var: Bugün başkasının yaşadığı haksızlık, yarın bizim kapımızı çalabilir.
Susmak her zaman olgunluk değildir. Bazen susmak, yanlışa verilmiş en büyük destektir.
Elbette her sözün bir zamanı, her mücadelenin bir yöntemi vardır. Ancak suskunluk korkuya, korku alışkanlığa, alışkanlık da kabullenişe dönüştüğünde toplumun vicdanı yavaş yavaş körelir. İnsanlar konuşmaktan korkarsa yanlışlar cesaret kazanır; doğrular yalnızlığa mahkûm edilirse adaletin terazisi şaşar.
Peki, biz neyi bekliyoruz? Bir başkasının ses çıkarmasını mı? Bir başkasının bedel ödemesini mi? Yoksa haksızlık kapımıza dayandığında mı konuşmaya başlayacağız?
Unutmayalım ki hiçbir toplum yalnızca konuşanların değil, gerektiğinde doğru bildiğinin arkasında duranların omuzlarında yükselir. Bunun için bağırmaya, kırıp dökmeye gerek yoktur. Bazen tek bir dürüst cümle, koca bir sessizlik duvarını yıkmaya yeter.
Bizim ihtiyacımız olan şey kavga değil, cesaret; öfke değil, vicdan; körü körüne taraf tutmak değil, hakikatin yanında durmaktır.
Çünkü mesele kimin kazandığı değil, hakikatin ayakta kalıp kalmadığıdır.
Ve şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bugün susarak koruduğumuzu sandığımız şey, yarın bizden neleri götürecek?
Susuyoruz… Peki, nereye kadar?
Unutmayalım: Bir toplumun çöküşü, yanlışların çoğalmasıyla değil; doğru insanların konuşmaktan vazgeçmesiyle hızlanır.
Fatma Daştan
Ekleme
Tarihi: 13 Ekim 2026 -Salı
SUSUYORUZ… PEKİ NEREYE KADAR?
SUSUYORUZ… PEKİ NEREYE KADAR?
Bazen insan konuşmaktan yorulduğu için değil, konuşmanın artık hiçbir şeyi değiştirmediğini düşündüğü için susar. Haksızlığı görür, adaletsizliğe tanık olur, insanların birbirine yaptıklarını izler… Ve bir süre sonra sessizliğe sığınır. Peki, bu sessizlik nereye kadar sürecek?
Bugün toplum olarak en büyük sorunlarımızdan biri, gördüğümüz yanlışlar karşısında susmayı tercih etmemizdir. Haksızlığa uğrayanın sesi kısılırken, haksızlık yapanın sesi neden bu kadar gür çıkıyor? Doğruyu söyleyen neden yalnız kalıyor da çıkarını koruyan neden kalabalıkların alkışını alıyor?
Birileri makamını kaybetmemek için susuyor, birileri menfaatini korumak için görmezden geliyor, birileri de “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” diyerek kendi dünyasına çekiliyor. Oysa unutulan bir gerçek var: Bugün başkasının yaşadığı haksızlık, yarın bizim kapımızı çalabilir.
Susmak her zaman olgunluk değildir. Bazen susmak, yanlışa verilmiş en büyük destektir.
Elbette her sözün bir zamanı, her mücadelenin bir yöntemi vardır. Ancak suskunluk korkuya, korku alışkanlığa, alışkanlık da kabullenişe dönüştüğünde toplumun vicdanı yavaş yavaş körelir. İnsanlar konuşmaktan korkarsa yanlışlar cesaret kazanır; doğrular yalnızlığa mahkûm edilirse adaletin terazisi şaşar.
Peki, biz neyi bekliyoruz? Bir başkasının ses çıkarmasını mı? Bir başkasının bedel ödemesini mi? Yoksa haksızlık kapımıza dayandığında mı konuşmaya başlayacağız?
Unutmayalım ki hiçbir toplum yalnızca konuşanların değil, gerektiğinde doğru bildiğinin arkasında duranların omuzlarında yükselir. Bunun için bağırmaya, kırıp dökmeye gerek yoktur. Bazen tek bir dürüst cümle, koca bir sessizlik duvarını yıkmaya yeter.
Bizim ihtiyacımız olan şey kavga değil, cesaret; öfke değil, vicdan; körü körüne taraf tutmak değil, hakikatin yanında durmaktır.
Çünkü mesele kimin kazandığı değil, hakikatin ayakta kalıp kalmadığıdır.
Ve şimdi kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bugün susarak koruduğumuzu sandığımız şey, yarın bizden neleri götürecek?
Susuyoruz… Peki, nereye kadar?
Unutmayalım: Bir toplumun çöküşü, yanlışların çoğalmasıyla değil; doğru insanların konuşmaktan vazgeçmesiyle hızlanır.
Fatma Daştan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
