Temiz Siyasetin Eşiğindeki Türkiye: Krizden Arınmaya Giden Yol
Temiz Siyasetin Eşiğindeki Türkiye: Krizden Arınmaya Giden Yol
Son günlerde Türkiye, kamu vicdanını derinden yaralayan ve devlet garantisindeki fonların dahi hedef alındığı ağır bir krizle yüzleşiyor. Karşımızdaki tablo basit bir usulsüzlük vakası değil; ülkenin birikimlerine musallat olmuş, gözü doymak bilmeyen bir yapının varlığıdır. İşin boyutunu asıl kritik noktaya taşıyan ise bu skandalın merkezinde, iktidarın zirvesinde yer almış eski bir bakanın isminin geçmesidir.
Devlet kaynaklarının ve halkın mevduatının tehdit altında olduğu bu süreçte, adaletin tereddütsüz tecelli etmesi tarihi bir zorunluluktur. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Suçu işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını verirdim" ilkesi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte sıkça dile getirdiği "Ömerleri arama" söylemi tam da bugünler için geçerlidir. İktidarın ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu olayın üzerine tavizsiz bir şekilde gitmesi, AK Parti’nin siyasi geleceği ve meşruiyeti açısından hayati bir eşiktir.
Nitekim yakın geçmişteki tablolara bakıldığında; İBB süreçleriyle başlayan hukuki adımlar, ardından Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili çıkışlar ve son dönemde mahkemeler ile yargı kanadının önce faili meçhullerin, ardından rüşvet çarklarının üzerine kararlılıkla gitmesi önemli göstergelerdir. Benzer şekilde, CHP cephesinde yaşanan butlan kararı ve Kılıçdaroğlu dönemiyle başlayan arınma ile iç temizlik tartışmaları; keza yeni kurulan parti hatlarında yaşanan gelişmeler de göstermektedir ki, Türk siyaseti artık bu yükü taşıyamamaktadır.
Gelinen noktada AK Parti, CHP ve Yeni Parti cephelerindeki gelişmeler tek bir gerçeğe işaret ediyor: Siyasi kurumların "Temiz Siyaset" ortak paydasında buluşması artık bir tercih değil, zarurettir.
Bu temizliğin kalıcı hale gelmesi ise ancak mevcut Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılacak köklü değişikliklerle mümkündür. Zemin, siyasette yeni ve temiz sayfalar açmak için oldukça müsaittir. Çünkü ilan edilen "Türkiye Yüzyılı" vizyonu, ancak dürüst ve namuslu siyasi kadrolarla inşa edilebilir. Sadece ülkemizin değil, dünyadaki mazlum coğrafyaların da umutla baktığı bir Türkiye, ancak lekesiz kadrolarla bu beklentilere cevap verebilir.
Bugün AK Parti’nin önünde iki net yol bulunmaktadır:
Birinci Yol: Göstermelik adımlarla, siyasetteki eski yol arkadaşlarını koruma içgüdüsüyle hareket etmek ve kamuoyunda oluşan büyük infiali geçiştirecek "milletin gazını alma" yaklaşımını benimsemek.
İkinci Yol: Olayın ucu kendi "evladına" dahi dokunsa yargı mekanizmalarını hızla çalıştırmak; devlet garantisindeki fonları boşaltanların mal varlıklarına derhal el koyarak faturayı millete kesmemek ve sorumluluğu veya ihmali bulunan başta eski bakan olmak üzere tüm isimlerin siyasetle ilişiğini kesip yargı önüne çıkarmak.
Devlet kasasından geçmiş dönemlerde olduğu gibi zararların tazmin edilmesi yöntemi artık kabul göremez. Kriz yönetimi güçlü tutulmalı, faturayı halk değil, bu krize sebebiyet verenler ödemelidir. AK Parti bu süreçten ya geçmişin hatalarıyla yüzleşip arınarak daha güçlü çıkacak ya da ciddi bir siyasi erozyona uğrayacaktır.
Önümüzdeki seçimler bu dönüşümün ilk sınavı olacaktır. Siyasi partilerin aday belirleme süreçlerinde artık "parası olanın" değil; dürüst, namuslu ve liyakat sahibi isimlerin ön plana çıkacağı bir dönem bizi beklemektedir. Türkiye’nin bu ağır krizden de devlet aklı, adalet ve temiz siyaset iradesiyle güçlenerek çıkacağına olan inancımız tamdır.
A. Levent Ertekin
Sosyolog
Ekleme
Tarihi: 28 Eylül 2026 -Pazartesi
Temiz Siyasetin Eşiğindeki Türkiye: Krizden Arınmaya Giden Yol
Temiz Siyasetin Eşiğindeki Türkiye: Krizden Arınmaya Giden Yol
Son günlerde Türkiye, kamu vicdanını derinden yaralayan ve devlet garantisindeki fonların dahi hedef alındığı ağır bir krizle yüzleşiyor. Karşımızdaki tablo basit bir usulsüzlük vakası değil; ülkenin birikimlerine musallat olmuş, gözü doymak bilmeyen bir yapının varlığıdır. İşin boyutunu asıl kritik noktaya taşıyan ise bu skandalın merkezinde, iktidarın zirvesinde yer almış eski bir bakanın isminin geçmesidir.
Devlet kaynaklarının ve halkın mevduatının tehdit altında olduğu bu süreçte, adaletin tereddütsüz tecelli etmesi tarihi bir zorunluluktur. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "Suçu işleyen kızım Fatıma da olsa cezasını verirdim" ilkesi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın geçmişte sıkça dile getirdiği "Ömerleri arama" söylemi tam da bugünler için geçerlidir. İktidarın ve Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu olayın üzerine tavizsiz bir şekilde gitmesi, AK Parti’nin siyasi geleceği ve meşruiyeti açısından hayati bir eşiktir.
Nitekim yakın geçmişteki tablolara bakıldığında; İBB süreçleriyle başlayan hukuki adımlar, ardından Ankara eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile ilgili çıkışlar ve son dönemde mahkemeler ile yargı kanadının önce faili meçhullerin, ardından rüşvet çarklarının üzerine kararlılıkla gitmesi önemli göstergelerdir. Benzer şekilde, CHP cephesinde yaşanan butlan kararı ve Kılıçdaroğlu dönemiyle başlayan arınma ile iç temizlik tartışmaları; keza yeni kurulan parti hatlarında yaşanan gelişmeler de göstermektedir ki, Türk siyaseti artık bu yükü taşıyamamaktadır.
Gelinen noktada AK Parti, CHP ve Yeni Parti cephelerindeki gelişmeler tek bir gerçeğe işaret ediyor: Siyasi kurumların "Temiz Siyaset" ortak paydasında buluşması artık bir tercih değil, zarurettir.
Bu temizliğin kalıcı hale gelmesi ise ancak mevcut Siyasi Partiler Kanunu’nda yapılacak köklü değişikliklerle mümkündür. Zemin, siyasette yeni ve temiz sayfalar açmak için oldukça müsaittir. Çünkü ilan edilen "Türkiye Yüzyılı" vizyonu, ancak dürüst ve namuslu siyasi kadrolarla inşa edilebilir. Sadece ülkemizin değil, dünyadaki mazlum coğrafyaların da umutla baktığı bir Türkiye, ancak lekesiz kadrolarla bu beklentilere cevap verebilir.
Bugün AK Parti’nin önünde iki net yol bulunmaktadır:
Birinci Yol: Göstermelik adımlarla, siyasetteki eski yol arkadaşlarını koruma içgüdüsüyle hareket etmek ve kamuoyunda oluşan büyük infiali geçiştirecek "milletin gazını alma" yaklaşımını benimsemek.
İkinci Yol: Olayın ucu kendi "evladına" dahi dokunsa yargı mekanizmalarını hızla çalıştırmak; devlet garantisindeki fonları boşaltanların mal varlıklarına derhal el koyarak faturayı millete kesmemek ve sorumluluğu veya ihmali bulunan başta eski bakan olmak üzere tüm isimlerin siyasetle ilişiğini kesip yargı önüne çıkarmak.
Devlet kasasından geçmiş dönemlerde olduğu gibi zararların tazmin edilmesi yöntemi artık kabul göremez. Kriz yönetimi güçlü tutulmalı, faturayı halk değil, bu krize sebebiyet verenler ödemelidir. AK Parti bu süreçten ya geçmişin hatalarıyla yüzleşip arınarak daha güçlü çıkacak ya da ciddi bir siyasi erozyona uğrayacaktır.
Önümüzdeki seçimler bu dönüşümün ilk sınavı olacaktır. Siyasi partilerin aday belirleme süreçlerinde artık "parası olanın" değil; dürüst, namuslu ve liyakat sahibi isimlerin ön plana çıkacağı bir dönem bizi beklemektedir. Türkiye’nin bu ağır krizden de devlet aklı, adalet ve temiz siyaset iradesiyle güçlenerek çıkacağına olan inancımız tamdır.
A. Levent Ertekin
Sosyolog
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
