Vefa Yılı” mı, Yoksa Sadece Sözde Bir Hatırlama mı?
“Vefa Yılı” mı, Yoksa Sadece Sözde Bir Hatırlama mı?
2026 yılı Türkiye’de “Vefa Yılı” ilan edildi.
Kulağa hoş geliyor…
Anlamlı, derinlikli ve toplumsal karşılığı olması gereken bir ifade.
Peki sahada ne görüyoruz?
Devletin bazı kurumları, özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, engelli ve yaşlı vatandaşlara yönelik birtakım çalışmalar yürütüyor. Elbette bunlar yapılmalı; zaten sosyal devlet olmanın gereği de budur. Ancak açık konuşmak gerekirse, bu yapılanlar “vefa” değil, görevdir.
Vefa dediğimiz şey, zorunlulukla değil, gönüllülükle ortaya çıkar.
Asıl mesele şu:
Sivil toplum kuruluşları nerede?
Bugün “STK’yım” diyen, “toplum için çalışıyorum” iddiasında bulunan birçok yapı, bu sözün altını doldurabiliyor mu?
Açıkçası ortada güçlü, kapsayıcı ve toplumun hafızasına dokunan bir vefa hareketi göremiyoruz.
Bir-iki istisna dışında derin bir sessizlik hâkim.
Oysa vefa; sadece yardım kolileri dağıtmak değildir.
Vefa; bu milletin yetiştirdiği, bedel ödemiş, iz bırakmış insanları unutmamaktır.
Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2026 yılı boyunca merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve benzeri şahsiyetler adına vefa programları düzenleme çabası, bu anlamda önemli bir adımdır. En azından birileri “vefa”nın ne anlama geldiğini hatırlamaya çalışıyor.
Ama yetmez.
Çünkü mesele birkaç kurumun sırtına bırakılacak kadar küçük değil.
Asıl soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Biz ne yapıyoruz?
Özellikle bir davaya mensup olduğunu söyleyenler…
Bir geleneğin, bir fikrin, bir inancın taşıyıcısı olduğunu iddia edenler…
Vefa Yılı ilan edilmişken, ortaya ne koyuyoruz?
Mesela Nur talebeleri olarak; bu millete hizmet etmiş, ömrünü iman ve hakikat yoluna adamış büyüklerimiz için bir program veya her aya bir anma, bir çalışma düşünüyor muyuz?
Yoksa biz de sadece konuşanlar, eleştirenler ve izleyenler arasında mı kalacağız?
Acı ama gerçek şu ki;
Bugün toplum olarak vefayı konuşuyoruz ama yaşamıyoruz.
Anma programları, birkaç protokol konuşması, birkaç sosyal medya paylaşımı…
Hepsi bu kadar.
Oysa vefa; hatırlamak değil, hatırlatmaktır.
Sahip çıkmak, devam ettirmek ve yaşatmaktır.
Eğer bir toplum, kendi değerlerine vefa göstermezse, başkalarının dayattığı değerlerle yaşamaya mahkûm olur.
Bu yüzden mesele basit değil.
2026’yı “Vefa Yılı” ilan etmek kolay…
Ama o vefayı yaşamak, hissettirmek ve gelecek nesillere aktarmak zor.
İşte asıl imtihan da burada başlıyor.
Sözde değil, özde vefa istiyoruz.
Ve açıkça soruyoruz:
Bu yıl gerçekten bir “vefa yılı” mı olacak, yoksa sadece takvim yapraklarında kalacak bir temenni mi?
Selâm ve dua ile
Bülent Ertekin
Ekleme
Tarihi: 04 Nisan 2026 -Cumartesi
Vefa Yılı” mı, Yoksa Sadece Sözde Bir Hatırlama mı?
“Vefa Yılı” mı, Yoksa Sadece Sözde Bir Hatırlama mı?
2026 yılı Türkiye’de “Vefa Yılı” ilan edildi.
Kulağa hoş geliyor…
Anlamlı, derinlikli ve toplumsal karşılığı olması gereken bir ifade.
Peki sahada ne görüyoruz?
Devletin bazı kurumları, özellikle Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, engelli ve yaşlı vatandaşlara yönelik birtakım çalışmalar yürütüyor. Elbette bunlar yapılmalı; zaten sosyal devlet olmanın gereği de budur. Ancak açık konuşmak gerekirse, bu yapılanlar “vefa” değil, görevdir.
Vefa dediğimiz şey, zorunlulukla değil, gönüllülükle ortaya çıkar.
Asıl mesele şu:
Sivil toplum kuruluşları nerede?
Bugün “STK’yım” diyen, “toplum için çalışıyorum” iddiasında bulunan birçok yapı, bu sözün altını doldurabiliyor mu?
Açıkçası ortada güçlü, kapsayıcı ve toplumun hafızasına dokunan bir vefa hareketi göremiyoruz.
Bir-iki istisna dışında derin bir sessizlik hâkim.
Oysa vefa; sadece yardım kolileri dağıtmak değildir.
Vefa; bu milletin yetiştirdiği, bedel ödemiş, iz bırakmış insanları unutmamaktır.
Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2026 yılı boyunca merhum Muhsin Yazıcıoğlu ve benzeri şahsiyetler adına vefa programları düzenleme çabası, bu anlamda önemli bir adımdır. En azından birileri “vefa”nın ne anlama geldiğini hatırlamaya çalışıyor.
Ama yetmez.
Çünkü mesele birkaç kurumun sırtına bırakılacak kadar küçük değil.
Asıl soruyu kendimize sormamız gerekiyor:
Biz ne yapıyoruz?
Özellikle bir davaya mensup olduğunu söyleyenler…
Bir geleneğin, bir fikrin, bir inancın taşıyıcısı olduğunu iddia edenler…
Vefa Yılı ilan edilmişken, ortaya ne koyuyoruz?
Mesela Nur talebeleri olarak; bu millete hizmet etmiş, ömrünü iman ve hakikat yoluna adamış büyüklerimiz için bir program veya her aya bir anma, bir çalışma düşünüyor muyuz?
Yoksa biz de sadece konuşanlar, eleştirenler ve izleyenler arasında mı kalacağız?
Acı ama gerçek şu ki;
Bugün toplum olarak vefayı konuşuyoruz ama yaşamıyoruz.
Anma programları, birkaç protokol konuşması, birkaç sosyal medya paylaşımı…
Hepsi bu kadar.
Oysa vefa; hatırlamak değil, hatırlatmaktır.
Sahip çıkmak, devam ettirmek ve yaşatmaktır.
Eğer bir toplum, kendi değerlerine vefa göstermezse, başkalarının dayattığı değerlerle yaşamaya mahkûm olur.
Bu yüzden mesele basit değil.
2026’yı “Vefa Yılı” ilan etmek kolay…
Ama o vefayı yaşamak, hissettirmek ve gelecek nesillere aktarmak zor.
İşte asıl imtihan da burada başlıyor.
Sözde değil, özde vefa istiyoruz.
Ve açıkça soruyoruz:
Bu yıl gerçekten bir “vefa yılı” mı olacak, yoksa sadece takvim yapraklarında kalacak bir temenni mi?
Selâm ve dua ile
Bülent Ertekin
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
