Tarih, sadece yaşanmış olayların değil, aynı zamanda alınan ve alınmayan derslerin de aynasıdır.
Milletler bazen düşmanlarının gücüyle değil, kendi iyi niyetlerinin istismar edilmesiyle büyük acılar yaşarlar.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığımız ihanet de bana göre böyle bir acı tecrübedir.
Bu ihaneti doğru anlayabilmek için sadece 15 Temmuz gecesine bakmak yeterli değildir.
Asıl mesele, o geceye giden uzun süreci doğru okuyabilmektir.
Yakın tarihimize baktığımızda, özellikle tek parti döneminde uygulanan din politikalarının milletimizin hafızasında derin izler bıraktığını görüyoruz. O dönemde iktidarda bulunan CHP yönetimi sırasında dinî hayatı olumsuz etkileyen birçok uygulama hayata geçirilmiş, Arapça ezan yerine Türkçe ezan uygulaması getirilmiş, din eğitimi yasaklanmış ve dinî hayat üzerinde çeşitli kısıtlamalar yaşanmış Allah demek suç, Kuran okumak ve okutmak kanunsuzluk, ecdadımızın giydiği kıyafetleri giymek gericilik ve yobazlık olmuştu.
Bu uygulamalar, toplumun önemli bir kesimi tarafından dinî ve manevî değerlere yönelik ağır bir baskı olarak değerlendirilmiş, milyonlarca insanın gönlünde derin yaralar açmıştır.
Milletimizin en büyük özlemi ise çok farklıydı. İnsanlarımız sadece dinini rahatça yaşayabileceği, çocuklarına Kur'an'ı öğretebileceği, millî ve manevî değerlerine sahip çıkan ahlaklı bir nesil yetiştirebileceği bir ortam istiyordu.
1950 yılında yapılan ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti'nin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesiyle birlikte bu özlemin önemli bir kısmı karşılık buldu. Demokrat Parti'nin ilk icraatlarından biri, ezanın yeniden aslî şekliyle okunmasını serbest bırakmak oldu.
Bu karar, sadece bir yasa değişikliği değil; yıllardır dinî hürriyet özlemi çeken milletimiz için büyük bir moral ve umut kaynağıydı.
Bu gelişmelerden sonra milletimiz, dinî eğitim veren kurumlara, vakıflara, derneklere ve çeşitli gönüllü hizmetlere büyük destek vermeye başladı.
Çünkü insanların gayesi siyaset yapmak değildi.
Tek arzuları; Allah'ını bilen, Kur'an'ını öğrenen, ahlaklı, vatanını ve milletini seven bir gençliğin yetişmesine katkı sağlamaktı.
Ne yazık ki milletimizin bu temiz duyguları, zamanla kötü niyetli yapıların hedefi hâline geldi.
Din, ahlak, hizmet, himmet, eğitim ve fedakârlık gibi en kutsal kavramları kullanarak insanların güvenini kazanan bazı yapılanmalar, yıllarca milletimizin samimiyetini kendi gizli emelleri için kullandı.
FETÖ yapılanması bunun en acı örneklerinden biri oldu.
Milyonlarca insan, İslam dinine hizmet edildiğini düşünerek bunlara destek verdi. Çocuklarını emanet etti, malıyla katkıda bulundu, dualarıyla yanında oldu.
Ancak yıllar sonra görüldü ki bu güven, milletin hayrına değil; milletin aleyhine çalışan organize bir yapının güçlenmesine hizmet etmişti.
15 Temmuz gecesi ise bu ihanet bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Devletin imkânları, milletin silahları ve milletin yetiştirdiği insanlar, yine bu aziz millete doğrultuldu.
Fakat hesap edemedikleri bir gerçek vardı:
Asıl Allahın planı gerçekleşecek yalancı ve istismarcı hainlerin planı bozulacak milletimiz galip gelecekti.
Aziz milletimizin imanından, vatan sevgisinden ve bağımsızlık iradesinden daha büyük bir güç yoktu.
Cumhurbaşkanımızın çağrısı çağırsı ile insanlar seller gibi sokaklara aktı.
O gece sokaklara çıkan milyonlarca insan sadece bir darbeyi durdurmadı; aynı zamanda yıllarca din kisvesi altında yürütülen büyük bir ihaneti de boşa çıkardı.
Bugün hepimize düşen görev; geçmişten ders almak, millî, dinî ve manevî değerlerimize sahip çıkarken bu değerleri samimi şekilde temsil edenlere sahip çıkarken, istismar etmek isteyen kişi ve yapılara karşı daima basiretli ve ferasetli olmaktır.
Çünkü bu milletin inancı en kıymetli hazinesidir. O hazineyi kullanarak millete ihanet edenler, tarih önünde de millet vicdanında da hak ettikleri yeri daima alacaklardır.
15 Temmuz hain darbe girişimine teşebbüs eden ve onlara destek verenleri lânet ve nefretle kınıyorum, vatanı ve milleti için şehit olan kahramanlarımızı rahmetle, gazilerimizi minnetle yadediyor, hala tedavi görenlerine sabır ve şifalar diliyorum.
Allah onlardan ve o gece hainlere karşı maddi manevi mücadelede gereğini yapan herkesten razı olsun onların tamamına şükranlarımı iletiyorum.
Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım düştüğümüz bu aldanma durumundan bu hain yapıyı milleti ve bizleri aldatarak haince planlayan ve yönetlerin haricinde kimseyi suçlamak değil; yaşadığımız acı tecrübelerden ders çıkarmaya katkı sunmaktır.
Çünkü inanıyorum ki geçmişini doğru okuyan milletler, geleceğini daha sağlam inşa eder.
Not: Bu yazı, uzun zamandır üzerinde çalıştığım
"Nasıl Kandırıldık?
Neden Geç Fark Ettik?"
15 TEMMUZ da nasıl uyandık?
başlıklı yazı dizisinin ilk makalesidir. İnşallah önümüzdeki günlerde bu konuyu tarihî gelişimi, yaşanan olaylar ve çıkarılması gereken derslerle birlikte bölüm bölüm köşe yazıları hâlinde okuyucularımla paylaşacağım.
Selam ve dua ile..
Allah’a emanet olun.
Nasıl Kandırıldık? Neden Geç Fark Ettik? 15 TEMMUZ da nasıl uyandık?
Tarih, sadece yaşanmış olayların değil, aynı zamanda alınan ve alınmayan derslerin de aynasıdır.
Milletler bazen düşmanlarının gücüyle değil, kendi iyi niyetlerinin istismar edilmesiyle büyük acılar yaşarlar.
15 Temmuz 2016 gecesi yaşadığımız ihanet de bana göre böyle bir acı tecrübedir.
Bu ihaneti doğru anlayabilmek için sadece 15 Temmuz gecesine bakmak yeterli değildir.
Asıl mesele, o geceye giden uzun süreci doğru okuyabilmektir.
Yakın tarihimize baktığımızda, özellikle tek parti döneminde uygulanan din politikalarının milletimizin hafızasında derin izler bıraktığını görüyoruz. O dönemde iktidarda bulunan CHP yönetimi sırasında dinî hayatı olumsuz etkileyen birçok uygulama hayata geçirilmiş, Arapça ezan yerine Türkçe ezan uygulaması getirilmiş, din eğitimi yasaklanmış ve dinî hayat üzerinde çeşitli kısıtlamalar yaşanmış Allah demek suç, Kuran okumak ve okutmak kanunsuzluk, ecdadımızın giydiği kıyafetleri giymek gericilik ve yobazlık olmuştu.
Bu uygulamalar, toplumun önemli bir kesimi tarafından dinî ve manevî değerlere yönelik ağır bir baskı olarak değerlendirilmiş, milyonlarca insanın gönlünde derin yaralar açmıştır.
Milletimizin en büyük özlemi ise çok farklıydı. İnsanlarımız sadece dinini rahatça yaşayabileceği, çocuklarına Kur'an'ı öğretebileceği, millî ve manevî değerlerine sahip çıkan ahlaklı bir nesil yetiştirebileceği bir ortam istiyordu.
1950 yılında yapılan ilk serbest seçimlerde Demokrat Parti'nin ezici bir çoğunlukla iktidara gelmesiyle birlikte bu özlemin önemli bir kısmı karşılık buldu. Demokrat Parti'nin ilk icraatlarından biri, ezanın yeniden aslî şekliyle okunmasını serbest bırakmak oldu.
Bu karar, sadece bir yasa değişikliği değil; yıllardır dinî hürriyet özlemi çeken milletimiz için büyük bir moral ve umut kaynağıydı.
Bu gelişmelerden sonra milletimiz, dinî eğitim veren kurumlara, vakıflara, derneklere ve çeşitli gönüllü hizmetlere büyük destek vermeye başladı.
Çünkü insanların gayesi siyaset yapmak değildi.
Tek arzuları; Allah'ını bilen, Kur'an'ını öğrenen, ahlaklı, vatanını ve milletini seven bir gençliğin yetişmesine katkı sağlamaktı.
Ne yazık ki milletimizin bu temiz duyguları, zamanla kötü niyetli yapıların hedefi hâline geldi.
Din, ahlak, hizmet, himmet, eğitim ve fedakârlık gibi en kutsal kavramları kullanarak insanların güvenini kazanan bazı yapılanmalar, yıllarca milletimizin samimiyetini kendi gizli emelleri için kullandı.
FETÖ yapılanması bunun en acı örneklerinden biri oldu.
Milyonlarca insan, İslam dinine hizmet edildiğini düşünerek bunlara destek verdi. Çocuklarını emanet etti, malıyla katkıda bulundu, dualarıyla yanında oldu.
Ancak yıllar sonra görüldü ki bu güven, milletin hayrına değil; milletin aleyhine çalışan organize bir yapının güçlenmesine hizmet etmişti.
15 Temmuz gecesi ise bu ihanet bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı.
Devletin imkânları, milletin silahları ve milletin yetiştirdiği insanlar, yine bu aziz millete doğrultuldu.
Fakat hesap edemedikleri bir gerçek vardı:
Asıl Allahın planı gerçekleşecek yalancı ve istismarcı hainlerin planı bozulacak milletimiz galip gelecekti.
Aziz milletimizin imanından, vatan sevgisinden ve bağımsızlık iradesinden daha büyük bir güç yoktu.
Cumhurbaşkanımızın çağrısı çağırsı ile insanlar seller gibi sokaklara aktı.
O gece sokaklara çıkan milyonlarca insan sadece bir darbeyi durdurmadı; aynı zamanda yıllarca din kisvesi altında yürütülen büyük bir ihaneti de boşa çıkardı.
Bugün hepimize düşen görev; geçmişten ders almak, millî, dinî ve manevî değerlerimize sahip çıkarken bu değerleri samimi şekilde temsil edenlere sahip çıkarken, istismar etmek isteyen kişi ve yapılara karşı daima basiretli ve ferasetli olmaktır.
Çünkü bu milletin inancı en kıymetli hazinesidir. O hazineyi kullanarak millete ihanet edenler, tarih önünde de millet vicdanında da hak ettikleri yeri daima alacaklardır.
15 Temmuz hain darbe girişimine teşebbüs eden ve onlara destek verenleri lânet ve nefretle kınıyorum, vatanı ve milleti için şehit olan kahramanlarımızı rahmetle, gazilerimizi minnetle yadediyor, hala tedavi görenlerine sabır ve şifalar diliyorum.
Allah onlardan ve o gece hainlere karşı maddi manevi mücadelede gereğini yapan herkesten razı olsun onların tamamına şükranlarımı iletiyorum.
Bu yazıyı kaleme almaktaki amacım düştüğümüz bu aldanma durumundan bu hain yapıyı milleti ve bizleri aldatarak haince planlayan ve yönetlerin haricinde kimseyi suçlamak değil; yaşadığımız acı tecrübelerden ders çıkarmaya katkı sunmaktır.
Çünkü inanıyorum ki geçmişini doğru okuyan milletler, geleceğini daha sağlam inşa eder.
Not: Bu yazı, uzun zamandır üzerinde çalıştığım
"Nasıl Kandırıldık?
Neden Geç Fark Ettik?"
15 TEMMUZ da nasıl uyandık?
başlıklı yazı dizisinin ilk makalesidir. İnşallah önümüzdeki günlerde bu konuyu tarihî gelişimi, yaşanan olaylar ve çıkarılması gereken derslerle birlikte bölüm bölüm köşe yazıları hâlinde okuyucularımla paylaşacağım.
Selam ve dua ile..
Allah’a emanet olun.
Ekleme
Tarihi: 15 Temmuz 2026 -Çarşamba
Nasıl Kandırıldık? Neden Geç Fark Ettik? 15 TEMMUZ da nasıl uyandık?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
