MİSAFİR KALEM
Köşe Yazarı
MİSAFİR KALEM
 

Cimriliğin Gizli Faturası: Birikim mi, Eksilme mi?

Cimriliğin Gizli Faturası: Birikim mi, Eksilme mi? Halk arasında sıkça söylenen bir söz vardır: “Cimriler iki kere öder.” İlkinde cüzdanından çıkanı, ikincisinde ise ruhundan eksileni… Genellikle bu cümleyi sadece maddi alışverişlerle, ucuza alınan ama çabuk bozulan eşyalarla sınırlarız. Oysa bu, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl mesele, hayata baktığımız pencerenin darlığıyla ilgilidir. Çünkü cimrilik sadece parayla ölçülmez; emekten, sevgiden, nezaketten ve hatta dürüstlükten kısmak, insanı çok daha ağır bir borç yükünün altına sokar. Bir sorumluluktan veya bir yatırımdan "kıstığını" sanan insan, aslında bedeli sadece ileri bir tarihe erteler. Bugün yarım yamalak yapılan bir iş, yarın karşımıza devasa bir kriz olarak dikilir. Bugün kaçılan bir fedakârlık, yarın katlanmış bir pişmanlık olarak kapımızı çalar. İnsan, en çok da kendinden ve başkasına verebileceği değerden kısıntıya gittiğinde kaybetmeye başlar. Sosyolog Zygmunt Bauman, modern insanın trajedisini anlatırken kısa vadeli hazların peşinde koşan, uzun vadeli yıkımları ise görmezden gelen o "akışkan" yapıdan bahseder. Bauman’a göre hız çağının çocuklarıyız; her şey hemen olsun, zahmetsizce hallolsun istiyoruz. Ancak hayatın matematiği hızla değil, sağlamlıkla ilgilidir. Temeli aceleyle, malzemeden çalınarak atılan bir ömür, ilk sosyal veya duygusal sarsıntıda çatırdar. İşte o çatlakları onarmanın maliyeti, başta "tasarruf ettiğimizi" sandığımız her türlü kaynaktan çok daha pahalıya patlar. Psikoloji biliminin dâhilerinden Daniel Kahneman ise bu durumu zihnimizin bir hilesiyle açıklar. İnsan zihni, anlık kazançları devleştirirken, gelecekteki büyük kayıpları küçümseme eğilimindedir. Yani aslında biz çoğu zaman rasyonel değil, sadece "kolaycıyızdır". Ucuz olanı seçeriz çünkü o anki maliyeti düşürmek ilkel bir rahatlama sağlar. Fakat o rahatlık sahtedir. Sonrasında ödenen bedel; kaybedilen güven, sarsılan itibar ve duyulan o derin pişmanlık, ilk başta ödemekten kaçındığımız paradan çok daha ağırdır. Cimrilik bazen para harcamamak değil, duyguyu doğru yere akıtamamaktır. Bir ilişkide anlayıştan kısmak, bir dostlukta ilgiyi esirgemek, bir işin hakkını teslim etmemek… Bunların hepsi, "az verip çok alma" hırsının farklı maskeleridir. Oysa hayatın adalet terazisi bu hesabı asla kabul etmez. Eksik bıraktığın her ilgi, bir gün senden katlanmış bir yalnızlık olarak geri alınır. Zamanla şunu fark ederiz: Kalite sadece bir nesnenin dokusunda değil, insanın niyetindedir. İyi niyet ve yoğun emekle inşa edilen bir iş, zamana meydan okur. İçine samimiyet katılmış bir ilişki, en sert fırtınalarda bile sarsılmaz. Ancak cimrilikle, hesapçılıkla ve "miş gibi yaparak" kurulan her bağ, daha doğarken çürümeye mahkûmdur. Etrafımızdaki bazı insanların neden hep yorgun olduğunu hiç düşündünüz mü? Onlar sürekli bir şeyleri tamir etmekle meşguldürler: Bozulan eşyaları, parçalanan güvenleri, kaçırılan trenleri ve darmadağın olan dostlukları… Oysa en başta biraz daha "verebilme" cesaretini gösterselerdi, bugün bu kadar ağır bir "tahsilatla" yüzleşmek zorunda kalmayacaklardı. Günün sonunda tablo net ve biraz da serttir: Hayat, eksik bırakılmış hesapları asla affetmez. Boşluğa neyi seslenirseniz, onun yankısını duyarsınız. Az veren, sonunda çok kaybeder. Ve evet; cimriler gerçekten de iki kere öder. Ama bu kez ödeme makbuzu parayla değil, geri getirilmesi imkânsız olan huzurla kesilir. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Ekleme Tarihi: 14 Nisan 2026 -Salı

Cimriliğin Gizli Faturası: Birikim mi, Eksilme mi?

Cimriliğin Gizli Faturası: Birikim mi, Eksilme mi? Halk arasında sıkça söylenen bir söz vardır: “Cimriler iki kere öder.” İlkinde cüzdanından çıkanı, ikincisinde ise ruhundan eksileni… Genellikle bu cümleyi sadece maddi alışverişlerle, ucuza alınan ama çabuk bozulan eşyalarla sınırlarız. Oysa bu, buzdağının sadece görünen kısmıdır. Asıl mesele, hayata baktığımız pencerenin darlığıyla ilgilidir. Çünkü cimrilik sadece parayla ölçülmez; emekten, sevgiden, nezaketten ve hatta dürüstlükten kısmak, insanı çok daha ağır bir borç yükünün altına sokar. Bir sorumluluktan veya bir yatırımdan "kıstığını" sanan insan, aslında bedeli sadece ileri bir tarihe erteler. Bugün yarım yamalak yapılan bir iş, yarın karşımıza devasa bir kriz olarak dikilir. Bugün kaçılan bir fedakârlık, yarın katlanmış bir pişmanlık olarak kapımızı çalar. İnsan, en çok da kendinden ve başkasına verebileceği değerden kısıntıya gittiğinde kaybetmeye başlar. Sosyolog Zygmunt Bauman, modern insanın trajedisini anlatırken kısa vadeli hazların peşinde koşan, uzun vadeli yıkımları ise görmezden gelen o "akışkan" yapıdan bahseder. Bauman’a göre hız çağının çocuklarıyız; her şey hemen olsun, zahmetsizce hallolsun istiyoruz. Ancak hayatın matematiği hızla değil, sağlamlıkla ilgilidir. Temeli aceleyle, malzemeden çalınarak atılan bir ömür, ilk sosyal veya duygusal sarsıntıda çatırdar. İşte o çatlakları onarmanın maliyeti, başta "tasarruf ettiğimizi" sandığımız her türlü kaynaktan çok daha pahalıya patlar. Psikoloji biliminin dâhilerinden Daniel Kahneman ise bu durumu zihnimizin bir hilesiyle açıklar. İnsan zihni, anlık kazançları devleştirirken, gelecekteki büyük kayıpları küçümseme eğilimindedir. Yani aslında biz çoğu zaman rasyonel değil, sadece "kolaycıyızdır". Ucuz olanı seçeriz çünkü o anki maliyeti düşürmek ilkel bir rahatlama sağlar. Fakat o rahatlık sahtedir. Sonrasında ödenen bedel; kaybedilen güven, sarsılan itibar ve duyulan o derin pişmanlık, ilk başta ödemekten kaçındığımız paradan çok daha ağırdır. Cimrilik bazen para harcamamak değil, duyguyu doğru yere akıtamamaktır. Bir ilişkide anlayıştan kısmak, bir dostlukta ilgiyi esirgemek, bir işin hakkını teslim etmemek… Bunların hepsi, "az verip çok alma" hırsının farklı maskeleridir. Oysa hayatın adalet terazisi bu hesabı asla kabul etmez. Eksik bıraktığın her ilgi, bir gün senden katlanmış bir yalnızlık olarak geri alınır. Zamanla şunu fark ederiz: Kalite sadece bir nesnenin dokusunda değil, insanın niyetindedir. İyi niyet ve yoğun emekle inşa edilen bir iş, zamana meydan okur. İçine samimiyet katılmış bir ilişki, en sert fırtınalarda bile sarsılmaz. Ancak cimrilikle, hesapçılıkla ve "miş gibi yaparak" kurulan her bağ, daha doğarken çürümeye mahkûmdur. Etrafımızdaki bazı insanların neden hep yorgun olduğunu hiç düşündünüz mü? Onlar sürekli bir şeyleri tamir etmekle meşguldürler: Bozulan eşyaları, parçalanan güvenleri, kaçırılan trenleri ve darmadağın olan dostlukları… Oysa en başta biraz daha "verebilme" cesaretini gösterselerdi, bugün bu kadar ağır bir "tahsilatla" yüzleşmek zorunda kalmayacaklardı. Günün sonunda tablo net ve biraz da serttir: Hayat, eksik bırakılmış hesapları asla affetmez. Boşluğa neyi seslenirseniz, onun yankısını duyarsınız. Az veren, sonunda çok kaybeder. Ve evet; cimriler gerçekten de iki kere öder. Ama bu kez ödeme makbuzu parayla değil, geri getirilmesi imkânsız olan huzurla kesilir. Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama Ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM)
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.