Hayatın İzi Bir Damla Su
Hayatın İzi Bir Damla Su
İnsanlık, var olduğu günden bu yana yüzünü gökyüzüne çevirmiş; o devasa karanlık boşluğun büyüleyici derinliğine kapılmıştır. Kimi zaman hayatın anlamını aradık o boşlukta, kimi zaman da bu uçsuz bucaksız evrendeki yerimizi. Yüzyıllar önce basit merceklerle başlayan o serüven, bugün atmosferin dışına yerleştirdiğimiz "gözlerimizle" milyonlarca ışık yılı ötesini tarayacak bir noktaya ulaştı. Aranılan şey aslında hiç değişmedi: Hayatın izi ve bu azametin asıl sahibinin kudretini idrak etme arzusu.
Bugün modern bilim, evrende yaşamı ararken aslında en temel hakikatin peşinden gidiyor. Kur’an-ı Kerim binlerce yıl öncesinden bize o anahtarı vermişti:
"...Her canlı şeyi sudan yarattık..." (Enbiyâ Suresi, 30. Ayet Meali)
Arayış hep burada başlıyor: Bir parça su ve uygun koşullar.
Ancak biz bildikçe, kâinat okyanusu genişledikçe, o muazzam nizam karşısındaki hayranlığımız ve acziyetimiz daha yüksek sesle yankılanıyor. Kitabımızda buyurulduğu gibi:
"...De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?'..." (Zümer Suresi, 9. Ayet Meali)
Bilgi arttıkça insanın küçüklüğü, yaratılışın ise büyüklüğü daha net tezahür ediyor. Belki bir gün kendimize başka bir yer buluruz, belki gidemeyeceğimiz kadar uzaktır oralar... Fakat şurası bir gerçek ki yakın gelecek için bu arayışın ucu henüz belirsiz.
Bakışlarımızı göğün derinliklerinden kendi yurdumuza çevirdiğimizde; nisan ayının bereketi ve göğün rahmetiyle sarmalandığımızı görüyoruz. Rabbimiz bu dünyayı öyle hassas, öyle kusursuz bir dengeyle yaratmış ki burayı sadece suyuyla değil, her koşuluyla adeta bir cennet provası gibi önümüze sermiş. Bu güzelliğin kıymetini ancak kalbimizdeki şükür makamı uyandığında gerçekten anlayabiliriz. Zira hatırlatılan hakikat sarsıcıdır:
"De ki: 'Söyleyin bakalım; eğer suyunuz çekiliverirse, size kim temiz bir akarsu getirebilir?'" (Mülk Suresi, 30. Ayet Meali)
Ne hazindir ki insanoğlu, kendine emanet edilen bu dengeyi bozmakta ısrarcı. Karada ve denizde ortaya çıkan düzen bozuklukları, bizim kendi ellerimizle işlediklerimizin bir sonucu. Nesilleri koruma emri varken hırsımızla doğayı ve ruhu ifsat ediyoruz.
Oysa biraz dursak ve dinlesek... Bunca güzelliğin hepimiz için yaratıldığını ve hepimize yeteceğini fark etsek... Ruhumuz o selamete ne kadar da aç halbuki... Yağmurun o tatlı sesini, toprağın onu susuzlukla yutuşunu ve nihayetinde varlığımızın özü olan toprak ile suyun o muazzam buluşmasını görsek...
İşte o zaman anlayacağız ki asıl keşif gökyüzünün milyonlarca ışık yılı ötesinde değil; toprağın içindeki o dirilişte ve ruhumuzdaki o derin teslimiyettedir. Her nimet, şükrünü idrak ile kaim olur. Her nimet; onu hakkıyla idrak etmek ve O'nun rızasına uygun yaşamakla gerçek manasına ulaşır.
Selam ve duayla.
Aydın Babacan
Ekleme
Tarihi: 13 Nisan 2026 -Pazartesi
Hayatın İzi Bir Damla Su
Hayatın İzi Bir Damla Su
İnsanlık, var olduğu günden bu yana yüzünü gökyüzüne çevirmiş; o devasa karanlık boşluğun büyüleyici derinliğine kapılmıştır. Kimi zaman hayatın anlamını aradık o boşlukta, kimi zaman da bu uçsuz bucaksız evrendeki yerimizi. Yüzyıllar önce basit merceklerle başlayan o serüven, bugün atmosferin dışına yerleştirdiğimiz "gözlerimizle" milyonlarca ışık yılı ötesini tarayacak bir noktaya ulaştı. Aranılan şey aslında hiç değişmedi: Hayatın izi ve bu azametin asıl sahibinin kudretini idrak etme arzusu.
Bugün modern bilim, evrende yaşamı ararken aslında en temel hakikatin peşinden gidiyor. Kur’an-ı Kerim binlerce yıl öncesinden bize o anahtarı vermişti:
"...Her canlı şeyi sudan yarattık..." (Enbiyâ Suresi, 30. Ayet Meali)
Arayış hep burada başlıyor: Bir parça su ve uygun koşullar.
Ancak biz bildikçe, kâinat okyanusu genişledikçe, o muazzam nizam karşısındaki hayranlığımız ve acziyetimiz daha yüksek sesle yankılanıyor. Kitabımızda buyurulduğu gibi:
"...De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?'..." (Zümer Suresi, 9. Ayet Meali)
Bilgi arttıkça insanın küçüklüğü, yaratılışın ise büyüklüğü daha net tezahür ediyor. Belki bir gün kendimize başka bir yer buluruz, belki gidemeyeceğimiz kadar uzaktır oralar... Fakat şurası bir gerçek ki yakın gelecek için bu arayışın ucu henüz belirsiz.
Bakışlarımızı göğün derinliklerinden kendi yurdumuza çevirdiğimizde; nisan ayının bereketi ve göğün rahmetiyle sarmalandığımızı görüyoruz. Rabbimiz bu dünyayı öyle hassas, öyle kusursuz bir dengeyle yaratmış ki burayı sadece suyuyla değil, her koşuluyla adeta bir cennet provası gibi önümüze sermiş. Bu güzelliğin kıymetini ancak kalbimizdeki şükür makamı uyandığında gerçekten anlayabiliriz. Zira hatırlatılan hakikat sarsıcıdır:
"De ki: 'Söyleyin bakalım; eğer suyunuz çekiliverirse, size kim temiz bir akarsu getirebilir?'" (Mülk Suresi, 30. Ayet Meali)
Ne hazindir ki insanoğlu, kendine emanet edilen bu dengeyi bozmakta ısrarcı. Karada ve denizde ortaya çıkan düzen bozuklukları, bizim kendi ellerimizle işlediklerimizin bir sonucu. Nesilleri koruma emri varken hırsımızla doğayı ve ruhu ifsat ediyoruz.
Oysa biraz dursak ve dinlesek... Bunca güzelliğin hepimiz için yaratıldığını ve hepimize yeteceğini fark etsek... Ruhumuz o selamete ne kadar da aç halbuki... Yağmurun o tatlı sesini, toprağın onu susuzlukla yutuşunu ve nihayetinde varlığımızın özü olan toprak ile suyun o muazzam buluşmasını görsek...
İşte o zaman anlayacağız ki asıl keşif gökyüzünün milyonlarca ışık yılı ötesinde değil; toprağın içindeki o dirilişte ve ruhumuzdaki o derin teslimiyettedir. Her nimet, şükrünü idrak ile kaim olur. Her nimet; onu hakkıyla idrak etmek ve O'nun rızasına uygun yaşamakla gerçek manasına ulaşır.
Selam ve duayla.
Aydın Babacan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
