Mehmet Nuri BİNGÖL
Köşe Yazarı
Mehmet Nuri BİNGÖL
 

Mevlid Kandili: Peygamberimizi Hatırlatmaya Vesile Bir Gece

Mevlid Kandili: Peygamberimizi Hatırlatmaya Vesile Bir Gece Mevlid Kandili, Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) dünyaya teşriflerini hatırladığımız, O’nun rahmet ve hidayet yüklü hayatını yeniden düşündüğümüz müstesna bir gecedir. Bu geceyi değerlendirmenin en güzel yollarından biri, Peygamberimizi daha çok hatırlamak, O’na salât ve selâm getirmek, sünnetini okumak ve hayatımızı O’nun ahlâkıyla güzelleştirmeye tevcih etmektir. Elbette İslâm’da ibadetlerin ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir. Dinin aslında bulunmayan bir ibadeti dinin zorunlu bir parçası gibi görmek doğru değildir. Ancak bir vesileyi, hayırlı bir maksada ulaştıran bir hatırlatma ve fırsat olarak değerlendirmekle onu dinin aslî bir hükmü hâline getirmek aynı şey değildir. Bu açıdan Mevlid Kandili’ni, “Bu geceye mahsus, dinen zorunlu bir ibadet vardır.” anlayışıyla değil; Peygamberimizi tanımaya, sevmeye, O’na salât ü selâm getirmeye ve sünnetini yaşamaya vesile olan mübarek bir fırsat olarak görmek gerekir. ** “Bid’a” meselesine ölçülü bakmak Bid’a kelimesi, dinin aslında bulunmayan ve ibadet maksadıyla dine sonradan sokulan uygulamalar hakkında kullanıldığında ciddi bir ikazı iktiza eder. Fakat her sonradan ortaya çıkan şey aynı hükümde değildir. İslâm âlimleri, dinin esaslarına aykırı olan yeniliklerle hayırlı maksatlara hizmet eden uygulamalar arasında farklı kanaatlar serdetmişlerdir. Nitekim Kur’an okumak, salavat getirmek, Peygamberimizin hayatını anlatmak, O’nun güzel ahlâkını hatırlamak ve insanları hayra teşvik etmek başlı başına meşru ve faziletli işlerdir. Öyleyse Mevlid gecesinde yapılan faaliyetlerin mahiyetine bakmak gerekir. Bir kimse bu geceyi vesile ederek Kur’an okuyorsa, Peygamberimizin hayatını anlatıyor veya dinliyorsa, salavat getiriyor, dua ediyor, sadaka veriyor ve O’nun sünnetine bağlılığını yeniliyorsa; burada yapılan güzel amellerin kendisi bid’a değildir. Bid’a olan şey, meşru bir ameli yapmak değil; onu dinin aslî bir emriymiş gibi takdim etmektir. Peygamber Efendimiz (asm) Kur’an’ın ifadesiyle “âlemlere rahmet” olarak gönderilmiştir. O’nun doğumunu hatırlamak, sadece tarihî bir hadiseden söz etmek değildir. O’nun getirdiği Kur’an’ı, temsil ettiği güzel ahlâkı ve insanlığa bıraktığı rahmet mesajını yeniden gündemimize almaktır. Mevlid Kandili'nin en önemli kazanımı da burada ortaya çıkar. Peygamberimizi hatırlayan kalp, O’na salavat getirir; O’nu seven insan, O’nun sünnetine yönelir; sünnetine yönelen insan ise ahlâkını güzelleştirmeye çalışır. Bu zaviyeden Mevlid, kuru bir merasim değil, bir muhabbet ve ittiba vesilesi olmalıdır. ** Salavatın bereketi Kur’an-ı Kerim’de Allah ve meleklerin Peygamberimize salât ettiği bildirilmiş ve müminlere de O’na salât ve selâm getirmeleri emredilmiştir: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb, 33/56) Bu âyet, Peygamberimize salât ve selâm getirmenin doğrudan Kur’anî bir esas olduğunu göstermektedir. Bilvesile Mevlid gecesi insanların gönüllerinde salavat alışkanlığını canlandırıyorsa, Peygamber sevgisini güçlendiriyorsa ve O’nun sünnetini yeniden gündeme getiriyorsa, bu geceyi bu maksatlarla değerlendirmekten neden rahatsız olalım? Burada dikkat edilmesi gereken husus, geceye Kur’an ve Sünnet’te bulunmayan özel bir ibadet şekli veya zorunluluk yüklememektir. Fakat meşru ibadetleri ve hayırlı amelleri bu gece vesilesiyle daha fazla yapmak güzel bir değerlendirmedir. Bediüzzaman Said Nursî, Peygamber Efendimiz’e (asm) olan muhabbetin iman hayatındaki önemini bilhassa vurgular. O’nun nazarında Resûl-i Ekrem (asm), insanlığın en büyük rehberi ve Kur’an’ın en mükemmel temsilcisidir. Bu sebeple Peygamberimizi hatırlamak, O’na salavat getirmek ve O’nun sünnetini anlamaya çalışmak sıradan bir gelenek meselesi olarak görülmemelidir. Asıl hedef, Peygamber sevgisini iman ve sünnet şuuruna dönüştürmektir. Mevlid gecesi de bu açıdan değerlendirildiğinde, bir “şekil”den ziyade bir “mana” gecesidir. Bu gece vesilesiyle Kur’an-ı Kerim okunabilir. Bol bol salavat-ı şerife getirilebilir. Siyer ve hadis kitaplarından Peygamberimizin hayatı okunabilir. O’nun güzel ahlâkı aile içinde konuşulabilir. Dua ve istiğfar edilebilir. Fakir ve muhtaçlara yardım edilebilir. Peygamberimizin sünnetlerinden biri öğrenilip hayata geçirilebilir. Bunların her biri kendi başına meşru ve güzel amellerdir. ** Bid’a tartışmasından daha önemli olan Husus Bazen Mevlid Kandili konusunda tartışma, gecenin asıl maksadını gölgede bırakmaktadır. Bir taraf “bid’adır” derken diğer taraf “her yönüyle sünnettir” diyebilmektedir. Oysa daha isabetli olan, meseleye ölçülü yaklaşmaktır. Mevlid gecesini dinin farzlarından veya sünnet-i müekkedelerinden biri gibi görmek başka bir mevzu; onu Peygamberimizi hatırlamak ve meşru hayırlara yönelmek için bir fırsat bilmek başka bir husustur. Birincisi doğru değildir. İkincisi ise güzel bir niyet ve meşru ameller çerçevesinde değerlendirilebilir. Hatta bu gece sayesinde yıllardır salavat getirmeyen bir insan Peygamberimize salât ve selâm getiriyor, O’nun hayatını okuyor, Kur’an’a yöneliyor ve sünnetini yaşamaya karar veriyorsa, burada önemli olan şekil tartışmasından önce ortaya çıkan imanî ve ahlâkî neticeyi görmektir. Netice olarak diyebiliriz ki Mevlid Kandili'ni bir dinî bayram veya farz bir ibadet günü olarak görmek doğru değildir. Fakat Peygamber Efendimizi (asm) hatırlatan, O’na salavat getirmeye vesile olan, siyerini okumaya ve sünnetini yaşamaya teşvik eden bir gece olarak değerlendirilmesi de “bid’a-yı seyyie” ithamıyla hemen reddedilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü burada asıl yapılan şey, Peygamberimizi anmak ve meşru ibadetlere yönelmektir. Öyleyse Mevlid gecesinde kalplerimizi Peygamber sevgisiyle tazeleyelim. Dilimizi salavatla süsleyelim. Kur’an okuyalım, dua edelim, O’nun güzel ahlâkını konuşalım ve en önemlisi, O’nu sevmenin gereğini hayatımızda göstermeye çalışalım. Çünkü gerçek Mevlid, sadece Peygamberimizin doğumunu anmak değil; O’nun getirdiği rahmetin bizim hayatımızda yeniden doğmasına vesile olmaktır. Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i (asm) Peygamberimizin şefaatine, sevgisine ve sünnetine mazhar eyle. Kalplerimizi O’nun muhabbetiyle dirilt, dillerimizi salavatla nurlandır, hayatımızı Kur’an ve Sünnet’in güzellikleriyle güzelleştir. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Mehmet Nuri Bingöl
Ekleme Tarihi: 23 Ağustos 2026 -Pazar

Mevlid Kandili: Peygamberimizi Hatırlatmaya Vesile Bir Gece

Mevlid Kandili: Peygamberimizi Hatırlatmaya Vesile Bir Gece Mevlid Kandili, Resûl-i Ekrem Efendimiz Hz. Muhammed’in (asm) dünyaya teşriflerini hatırladığımız, O’nun rahmet ve hidayet yüklü hayatını yeniden düşündüğümüz müstesna bir gecedir. Bu geceyi değerlendirmenin en güzel yollarından biri, Peygamberimizi daha çok hatırlamak, O’na salât ve selâm getirmek, sünnetini okumak ve hayatımızı O’nun ahlâkıyla güzelleştirmeye tevcih etmektir. Elbette İslâm’da ibadetlerin ölçüsü Kur’an ve Sünnet’tir. Dinin aslında bulunmayan bir ibadeti dinin zorunlu bir parçası gibi görmek doğru değildir. Ancak bir vesileyi, hayırlı bir maksada ulaştıran bir hatırlatma ve fırsat olarak değerlendirmekle onu dinin aslî bir hükmü hâline getirmek aynı şey değildir. Bu açıdan Mevlid Kandili’ni, “Bu geceye mahsus, dinen zorunlu bir ibadet vardır.” anlayışıyla değil; Peygamberimizi tanımaya, sevmeye, O’na salât ü selâm getirmeye ve sünnetini yaşamaya vesile olan mübarek bir fırsat olarak görmek gerekir. ** “Bid’a” meselesine ölçülü bakmak Bid’a kelimesi, dinin aslında bulunmayan ve ibadet maksadıyla dine sonradan sokulan uygulamalar hakkında kullanıldığında ciddi bir ikazı iktiza eder. Fakat her sonradan ortaya çıkan şey aynı hükümde değildir. İslâm âlimleri, dinin esaslarına aykırı olan yeniliklerle hayırlı maksatlara hizmet eden uygulamalar arasında farklı kanaatlar serdetmişlerdir. Nitekim Kur’an okumak, salavat getirmek, Peygamberimizin hayatını anlatmak, O’nun güzel ahlâkını hatırlamak ve insanları hayra teşvik etmek başlı başına meşru ve faziletli işlerdir. Öyleyse Mevlid gecesinde yapılan faaliyetlerin mahiyetine bakmak gerekir. Bir kimse bu geceyi vesile ederek Kur’an okuyorsa, Peygamberimizin hayatını anlatıyor veya dinliyorsa, salavat getiriyor, dua ediyor, sadaka veriyor ve O’nun sünnetine bağlılığını yeniliyorsa; burada yapılan güzel amellerin kendisi bid’a değildir. Bid’a olan şey, meşru bir ameli yapmak değil; onu dinin aslî bir emriymiş gibi takdim etmektir. Peygamber Efendimiz (asm) Kur’an’ın ifadesiyle “âlemlere rahmet” olarak gönderilmiştir. O’nun doğumunu hatırlamak, sadece tarihî bir hadiseden söz etmek değildir. O’nun getirdiği Kur’an’ı, temsil ettiği güzel ahlâkı ve insanlığa bıraktığı rahmet mesajını yeniden gündemimize almaktır. Mevlid Kandili'nin en önemli kazanımı da burada ortaya çıkar. Peygamberimizi hatırlayan kalp, O’na salavat getirir; O’nu seven insan, O’nun sünnetine yönelir; sünnetine yönelen insan ise ahlâkını güzelleştirmeye çalışır. Bu zaviyeden Mevlid, kuru bir merasim değil, bir muhabbet ve ittiba vesilesi olmalıdır. ** Salavatın bereketi Kur’an-ı Kerim’de Allah ve meleklerin Peygamberimize salât ettiği bildirilmiş ve müminlere de O’na salât ve selâm getirmeleri emredilmiştir: “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât ediyorlar. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir teslimiyetle selâm verin.” (Ahzâb, 33/56) Bu âyet, Peygamberimize salât ve selâm getirmenin doğrudan Kur’anî bir esas olduğunu göstermektedir. Bilvesile Mevlid gecesi insanların gönüllerinde salavat alışkanlığını canlandırıyorsa, Peygamber sevgisini güçlendiriyorsa ve O’nun sünnetini yeniden gündeme getiriyorsa, bu geceyi bu maksatlarla değerlendirmekten neden rahatsız olalım? Burada dikkat edilmesi gereken husus, geceye Kur’an ve Sünnet’te bulunmayan özel bir ibadet şekli veya zorunluluk yüklememektir. Fakat meşru ibadetleri ve hayırlı amelleri bu gece vesilesiyle daha fazla yapmak güzel bir değerlendirmedir. Bediüzzaman Said Nursî, Peygamber Efendimiz’e (asm) olan muhabbetin iman hayatındaki önemini bilhassa vurgular. O’nun nazarında Resûl-i Ekrem (asm), insanlığın en büyük rehberi ve Kur’an’ın en mükemmel temsilcisidir. Bu sebeple Peygamberimizi hatırlamak, O’na salavat getirmek ve O’nun sünnetini anlamaya çalışmak sıradan bir gelenek meselesi olarak görülmemelidir. Asıl hedef, Peygamber sevgisini iman ve sünnet şuuruna dönüştürmektir. Mevlid gecesi de bu açıdan değerlendirildiğinde, bir “şekil”den ziyade bir “mana” gecesidir. Bu gece vesilesiyle Kur’an-ı Kerim okunabilir. Bol bol salavat-ı şerife getirilebilir. Siyer ve hadis kitaplarından Peygamberimizin hayatı okunabilir. O’nun güzel ahlâkı aile içinde konuşulabilir. Dua ve istiğfar edilebilir. Fakir ve muhtaçlara yardım edilebilir. Peygamberimizin sünnetlerinden biri öğrenilip hayata geçirilebilir. Bunların her biri kendi başına meşru ve güzel amellerdir. ** Bid’a tartışmasından daha önemli olan Husus Bazen Mevlid Kandili konusunda tartışma, gecenin asıl maksadını gölgede bırakmaktadır. Bir taraf “bid’adır” derken diğer taraf “her yönüyle sünnettir” diyebilmektedir. Oysa daha isabetli olan, meseleye ölçülü yaklaşmaktır. Mevlid gecesini dinin farzlarından veya sünnet-i müekkedelerinden biri gibi görmek başka bir mevzu; onu Peygamberimizi hatırlamak ve meşru hayırlara yönelmek için bir fırsat bilmek başka bir husustur. Birincisi doğru değildir. İkincisi ise güzel bir niyet ve meşru ameller çerçevesinde değerlendirilebilir. Hatta bu gece sayesinde yıllardır salavat getirmeyen bir insan Peygamberimize salât ve selâm getiriyor, O’nun hayatını okuyor, Kur’an’a yöneliyor ve sünnetini yaşamaya karar veriyorsa, burada önemli olan şekil tartışmasından önce ortaya çıkan imanî ve ahlâkî neticeyi görmektir. Netice olarak diyebiliriz ki Mevlid Kandili'ni bir dinî bayram veya farz bir ibadet günü olarak görmek doğru değildir. Fakat Peygamber Efendimizi (asm) hatırlatan, O’na salavat getirmeye vesile olan, siyerini okumaya ve sünnetini yaşamaya teşvik eden bir gece olarak değerlendirilmesi de “bid’a-yı seyyie” ithamıyla hemen reddedilecek bir yaklaşım değildir. Çünkü burada asıl yapılan şey, Peygamberimizi anmak ve meşru ibadetlere yönelmektir. Öyleyse Mevlid gecesinde kalplerimizi Peygamber sevgisiyle tazeleyelim. Dilimizi salavatla süsleyelim. Kur’an okuyalım, dua edelim, O’nun güzel ahlâkını konuşalım ve en önemlisi, O’nu sevmenin gereğini hayatımızda göstermeye çalışalım. Çünkü gerçek Mevlid, sadece Peygamberimizin doğumunu anmak değil; O’nun getirdiği rahmetin bizim hayatımızda yeniden doğmasına vesile olmaktır. Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i (asm) Peygamberimizin şefaatine, sevgisine ve sünnetine mazhar eyle. Kalplerimizi O’nun muhabbetiyle dirilt, dillerimizi salavatla nurlandır, hayatımızı Kur’an ve Sünnet’in güzellikleriyle güzelleştir. Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammed. Mehmet Nuri Bingöl
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.