Mehmet Nuri BİNGÖL
Köşe Yazarı
Mehmet Nuri BİNGÖL
 

SUAL, SORANIN İLİM SEVİYESİNİ GÖSTERİR

SUAL, SORANIN İLİM SEVİYESİNİ GÖSTERİR İlim yolculuğunun ilk adımı merak, ikinci adımı ise sualdır. İnsan bilmediğini merak eder; merak ettiği şeyi sorar; sorduğu şeyin peşine düşer ve nihayet bilgiye ulaşır. Bu sebeple bizim irfan geleneğimizde “Merak ilmin hocasıdır” ve “Sual ilmin hocasıdır” şeklindeki vecizeler, ilme giden yolun mahiyetini birkaç kelimeyle özetlemiştir. Batı düşüncesinde de buna yakın anlayışlar var. Nitekim Batılı filozoflardan birine nispet edilen “Soru, soranın ilim seviyesini gösterir” sözü, ilk bakışta yalnızca sorunun niteliğine dikkat çekiyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir hakikate işaret eder. Bir insanın ne bildiği kadar, neyi ve nasıl sorduğu da onun zihnî seviyesini gösterir. Çünkü herkes soru sorabilir der her soru aynı değerde değildir ama. Bir insanın sorusu, onun zihninin hangi noktaya kadar ulaştığını gösterir. Sathi bir insan yüzeysel sorular sorarken, meselelerin özünü kavrayan insan ise daha derin ve kuşatıcı sorular sorar. Dolayısıyla soru, yalnızca bilgi istemenin bir aracı değil, aynı zamanda düşüncenin aynasıdır. Merak, bilginin kapısını açar “Merak ilmin hocasıdır” sözü, insanın tabiatındaki araştırma arzusunun ilmin temel dinamiği olduğunu anlatır. Çocukların sürekli “Neden?”, “Niçin?”, “Nasıl?” diye sormaları bunun en tabiî örneğidir. Onlar dünyayı henüz tanımadıkları için merak ederler. Fakat ilim ilerledikçe merak ortadan kalkmaz; aksine daha vasıflı, girift hâle gelir. Cahil insan, bilmediğini bilmediği için soru sormaz. Âlim ise ne kadar öğrense de bilmediği şeylerin genişliğini daha iyi gördüğünden daha çok soru sorar. İlim arttıkça insanın karşısına yeni ufuklar çıkar. Böylece cevaplar yeni sorular doğurur. İlim yolculuğunun bereketi de buradadır. “Sual ilmin hocasıdır” sözü ise daha doğrudan bir gerçeği ortaya koyar. İnsan sormadığı şeyi öğrenemez. Soru, zihni harekete geçirir; dikkatleri belli bir noktaya toplar ve araştırmayı başlatır. İyi bir soru, bazen uzun bir cevaptan daha değerlidir. Çünkü doğru soru, doğru cevabın yolunu açar. Yanlış veya eksik bir soru ise insanı yanlış istikamete götürebilir. Bu sebeple soru sormak da başlı başına bir ilim ve düşünme terbiyesi ister. Kur’an-ı Kerim'in insanı sürekli düşünmeye, akletmeye, ibret almaya ve araştırmaya yönlendirmesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Kur’an’ın üslubunda peş peşe gelen sorular, insanı hazır kabullere değil, tefekküre sevk eder. İşte burada Batılı filozofa nispet edilen “Soru, soranının ilim seviyesini gösterir” sözü ile bizim “Merak ilmin hocasıdır” ve “Sual ilmin hocasıdır” anlayışımız arasında güçlü bir paralellik görülür. Bizim geleneğimiz daha çok sorunun ilme götüren yönüne, Batılı düşünce ise sorunun soranın zihnî seviyesini gösteren yönüne dikkat çekmektedir. Aslında ikisi birbirini tamamlar. Merak suali doğurur. Soru araştırmayı doğurur. Araştırma bilgiyi doğurur. Bilgi ise daha derin merakların kapısını açar. Bu döngü, insanın hayat boyu süren ilim yolculuğu... Ama her soru aynı seviyede değildir Meselâ bir öğrenci, “Bu nedir?” diye sorabilir. Bu, başlangıç seviyesindeki bir sorudur. Daha ileri bir öğrenci, “Bu neden böyledir?” diye sorar. Daha derin düşünen biri, “Bunun sebebi nedir ve başka şartlarda da aynı sonuç ortaya çıkar mı?” diye sorar. Daha kuşatıcı düşünen ise “Bu meselenin bütünü içindeki yeri nedir, hangi sonuçlara yol açar ve hangi alâkaları var?” diye sorar. Görüldüğü gibi sorunun derinliği, düşüncenin derinliğiyle birlikte artmaktadır. Bu sebeple öğretmenin vazifesi sadece öğrenciye cevap vermek değildir. Asıl önemli vazifelerinden biri, öğrencinin daha güzel, daha doğru ve daha derin sorular sormasını sağlamaktır. Bediüzzaman Said Nursî'nin eserlerinde de soru ve tefekkürün çok önemli yeri vardır. Risale-i Nur'un birçok bahsi, okuyucunun zihninde bir sual uyandırır ve ardından o suali aklî delillerle cevaplandırır. Bu metotta okuyucu pasif bir dinleyici değildir. Düşünmeye, muhakeme etmeye ve netice çıkarmaya davet ederi. Onun tebliğci yanı da buradadır. Özellikle iman meselelerinde yalnızca “inan” demekle yetinmeyip, insan aklını tefekküre sevk eden bir yöntem takip edilir. Böylece iman, kuru bir taklitten ziyade tahkik ve tefekkürle kuvvetlendirilmeye çalışılır. Bu bakımdan iyi soru, insanı yalnızca bir bilgiye değil, bazen bir iman hakikatinin daha derinden anlaşılmasına da götürebilir. Eğitim açısından da mesele son derece önemlidir. Bir öğretmen derste bütün cevapları kendisi verirse öğrencinin zihni bir süre sonra hazır cevaplara alışabilir. Fakat öğretmen doğru soruları sorarsa öğrencinin zihninde araştırma arzusu doğar. “Bu olay neden meydana geldi?” “Yazar burada ne anlatmak istiyor?” “Bu düşüncenin dayandığı temel nedir?” “Başka türlü olsaydı sonuç değişir miydi?” “Bu metinden hangi hükme ulaşabiliriz?” gibi sorular, öğrenciyi ezbercilikten çıkarıp düşünmeye sevk eder. Özellikle Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde soru sorma becerisi, metni anlamanın anahtarlarından biridir. Bir eserin sadece “ne anlattığını” değil, niçin öyle anlatıldığını, hangi düşünceyi taşıdığını ve okuyucuda neyi değiştirmek istediğini sorgulayan öğrenci, edebiyatı gerçekten anlamaya başlamış demektir. Netice olarak “Merak ilmin hocasıdır”, “Sual ilmin hocasıdır” ve “Soru, soranının ilim seviyesini gösterir” düşünceleri, farklı kültür ve düşünce havzalarından çıkmış olsalar da aynı hakikatin etrafında buluşmaktadır. İlim, merakla başlar; soruyla derinleşir; araştırmayla gelişir ve tefekkürle kemale erer. Bu sebeple çocukların ve gençlerin sorularını susturmak değil, sorularını nitelikli hâle getirmek gerekir. Çünkü iyi bir öğretmen sadece çok şey bilen insan değildir; öğrencisine doğru soruyu sordurabilen insandır. ...Ve belki de bir insanın ilim seviyesini anlamanın en güzel yollarından biri, ona “Ne biliyorsun?” diye sormaktan önce, “Neyi merak ediyor ve hangi soruyu soruyor?” diye bakmaktır. Zira insanın cevabı bilgisini, sorusu ise zihninin ufkunu gösterir. Mehmet Nuri Bingöl
Ekleme Tarihi: 10 Eylül 2026 -Perşembe

SUAL, SORANIN İLİM SEVİYESİNİ GÖSTERİR

SUAL, SORANIN İLİM SEVİYESİNİ GÖSTERİR İlim yolculuğunun ilk adımı merak, ikinci adımı ise sualdır. İnsan bilmediğini merak eder; merak ettiği şeyi sorar; sorduğu şeyin peşine düşer ve nihayet bilgiye ulaşır. Bu sebeple bizim irfan geleneğimizde “Merak ilmin hocasıdır” ve “Sual ilmin hocasıdır” şeklindeki vecizeler, ilme giden yolun mahiyetini birkaç kelimeyle özetlemiştir. Batı düşüncesinde de buna yakın anlayışlar var. Nitekim Batılı filozoflardan birine nispet edilen “Soru, soranın ilim seviyesini gösterir” sözü, ilk bakışta yalnızca sorunun niteliğine dikkat çekiyor gibi görünse de aslında çok daha derin bir hakikate işaret eder. Bir insanın ne bildiği kadar, neyi ve nasıl sorduğu da onun zihnî seviyesini gösterir. Çünkü herkes soru sorabilir der her soru aynı değerde değildir ama. Bir insanın sorusu, onun zihninin hangi noktaya kadar ulaştığını gösterir. Sathi bir insan yüzeysel sorular sorarken, meselelerin özünü kavrayan insan ise daha derin ve kuşatıcı sorular sorar. Dolayısıyla soru, yalnızca bilgi istemenin bir aracı değil, aynı zamanda düşüncenin aynasıdır. Merak, bilginin kapısını açar “Merak ilmin hocasıdır” sözü, insanın tabiatındaki araştırma arzusunun ilmin temel dinamiği olduğunu anlatır. Çocukların sürekli “Neden?”, “Niçin?”, “Nasıl?” diye sormaları bunun en tabiî örneğidir. Onlar dünyayı henüz tanımadıkları için merak ederler. Fakat ilim ilerledikçe merak ortadan kalkmaz; aksine daha vasıflı, girift hâle gelir. Cahil insan, bilmediğini bilmediği için soru sormaz. Âlim ise ne kadar öğrense de bilmediği şeylerin genişliğini daha iyi gördüğünden daha çok soru sorar. İlim arttıkça insanın karşısına yeni ufuklar çıkar. Böylece cevaplar yeni sorular doğurur. İlim yolculuğunun bereketi de buradadır. “Sual ilmin hocasıdır” sözü ise daha doğrudan bir gerçeği ortaya koyar. İnsan sormadığı şeyi öğrenemez. Soru, zihni harekete geçirir; dikkatleri belli bir noktaya toplar ve araştırmayı başlatır. İyi bir soru, bazen uzun bir cevaptan daha değerlidir. Çünkü doğru soru, doğru cevabın yolunu açar. Yanlış veya eksik bir soru ise insanı yanlış istikamete götürebilir. Bu sebeple soru sormak da başlı başına bir ilim ve düşünme terbiyesi ister. Kur’an-ı Kerim'in insanı sürekli düşünmeye, akletmeye, ibret almaya ve araştırmaya yönlendirmesi de bu açıdan dikkat çekicidir. Kur’an’ın üslubunda peş peşe gelen sorular, insanı hazır kabullere değil, tefekküre sevk eder. İşte burada Batılı filozofa nispet edilen “Soru, soranının ilim seviyesini gösterir” sözü ile bizim “Merak ilmin hocasıdır” ve “Sual ilmin hocasıdır” anlayışımız arasında güçlü bir paralellik görülür. Bizim geleneğimiz daha çok sorunun ilme götüren yönüne, Batılı düşünce ise sorunun soranın zihnî seviyesini gösteren yönüne dikkat çekmektedir. Aslında ikisi birbirini tamamlar. Merak suali doğurur. Soru araştırmayı doğurur. Araştırma bilgiyi doğurur. Bilgi ise daha derin merakların kapısını açar. Bu döngü, insanın hayat boyu süren ilim yolculuğu... Ama her soru aynı seviyede değildir Meselâ bir öğrenci, “Bu nedir?” diye sorabilir. Bu, başlangıç seviyesindeki bir sorudur. Daha ileri bir öğrenci, “Bu neden böyledir?” diye sorar. Daha derin düşünen biri, “Bunun sebebi nedir ve başka şartlarda da aynı sonuç ortaya çıkar mı?” diye sorar. Daha kuşatıcı düşünen ise “Bu meselenin bütünü içindeki yeri nedir, hangi sonuçlara yol açar ve hangi alâkaları var?” diye sorar. Görüldüğü gibi sorunun derinliği, düşüncenin derinliğiyle birlikte artmaktadır. Bu sebeple öğretmenin vazifesi sadece öğrenciye cevap vermek değildir. Asıl önemli vazifelerinden biri, öğrencinin daha güzel, daha doğru ve daha derin sorular sormasını sağlamaktır. Bediüzzaman Said Nursî'nin eserlerinde de soru ve tefekkürün çok önemli yeri vardır. Risale-i Nur'un birçok bahsi, okuyucunun zihninde bir sual uyandırır ve ardından o suali aklî delillerle cevaplandırır. Bu metotta okuyucu pasif bir dinleyici değildir. Düşünmeye, muhakeme etmeye ve netice çıkarmaya davet ederi. Onun tebliğci yanı da buradadır. Özellikle iman meselelerinde yalnızca “inan” demekle yetinmeyip, insan aklını tefekküre sevk eden bir yöntem takip edilir. Böylece iman, kuru bir taklitten ziyade tahkik ve tefekkürle kuvvetlendirilmeye çalışılır. Bu bakımdan iyi soru, insanı yalnızca bir bilgiye değil, bazen bir iman hakikatinin daha derinden anlaşılmasına da götürebilir. Eğitim açısından da mesele son derece önemlidir. Bir öğretmen derste bütün cevapları kendisi verirse öğrencinin zihni bir süre sonra hazır cevaplara alışabilir. Fakat öğretmen doğru soruları sorarsa öğrencinin zihninde araştırma arzusu doğar. “Bu olay neden meydana geldi?” “Yazar burada ne anlatmak istiyor?” “Bu düşüncenin dayandığı temel nedir?” “Başka türlü olsaydı sonuç değişir miydi?” “Bu metinden hangi hükme ulaşabiliriz?” gibi sorular, öğrenciyi ezbercilikten çıkarıp düşünmeye sevk eder. Özellikle Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde soru sorma becerisi, metni anlamanın anahtarlarından biridir. Bir eserin sadece “ne anlattığını” değil, niçin öyle anlatıldığını, hangi düşünceyi taşıdığını ve okuyucuda neyi değiştirmek istediğini sorgulayan öğrenci, edebiyatı gerçekten anlamaya başlamış demektir. Netice olarak “Merak ilmin hocasıdır”, “Sual ilmin hocasıdır” ve “Soru, soranının ilim seviyesini gösterir” düşünceleri, farklı kültür ve düşünce havzalarından çıkmış olsalar da aynı hakikatin etrafında buluşmaktadır. İlim, merakla başlar; soruyla derinleşir; araştırmayla gelişir ve tefekkürle kemale erer. Bu sebeple çocukların ve gençlerin sorularını susturmak değil, sorularını nitelikli hâle getirmek gerekir. Çünkü iyi bir öğretmen sadece çok şey bilen insan değildir; öğrencisine doğru soruyu sordurabilen insandır. ...Ve belki de bir insanın ilim seviyesini anlamanın en güzel yollarından biri, ona “Ne biliyorsun?” diye sormaktan önce, “Neyi merak ediyor ve hangi soruyu soruyor?” diye bakmaktır. Zira insanın cevabı bilgisini, sorusu ise zihninin ufkunu gösterir. Mehmet Nuri Bingöl
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve haber111.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.