ÇOCUĞUNUZUN BÜTÜN DÜNYASI OLURSANIZ, BİR GÜN KENDİ DÜNYANIZIN KALMADIĞINI FARK EDERSİNİZ
ÇOCUĞUNUZUN BÜTÜN DÜNYASI OLURSANIZ, BİR GÜN KENDİ DÜNYANIZIN KALMADIĞINI FARK EDERSİNİZ
Çocuğunuz için her şeyinizi feda edersiniz. Zamanınızı, hayallerinizi, arkadaşlıklarınızı, hatta bazen kendinizi. Sonra çocuk büyür, bir gün kapıyı usulca çekip kendi hayatına gider. Ve siz onun arkasından bakarken, hiç beklemediğiniz bir soruyla yüz yüze kalırsınız: “Benim hayatım nerede?” Asıl mesele çocuğun büyüyüp gitmesi değildir. Mesele, onu büyütürken kendi hayatınızı fark etmeden küçültmüş olmanızdır.
Bazı anne babalar yıllarca “çocuğum için” diyerek yaşar. Kendi ihtiyaçlarını erteler, hayallerini bekletir, sosyal çevresinden yavaşça uzaklaşır. Bir süre sonra çocuğun başarısı kendi başarıları, çocuğun mutluluğu kendi mutlulukları hâline gelir. Toplum da bunu alkışlar; “kendini çocuklarına adamış” der. Oysa iyi ebeveynlik kendini yok etmek değildir. Fedakârlık ile kendinden büsbütün vazgeçmek arasında ince ama belirleyici bir fark vardır.
Çocuğunuzu çok sevebilir, onun için mücadele edebilir, gerektiğinde kendi konforunuzdan vazgeçebilirsiniz. Fakat bütün yaşamınızı onun etrafında kurduğunuzda hem kendi kimliğinizi daraltır hem de çocuğunuza farkında olmadan taşıması güç bir sorumluluk yüklersiniz. Çünkü çocuk sizin yalnızlığınızı gidermek, mutluluğunuzu sağlamak ya da hayatınıza anlam katmak zorunda değildir. “Ben gidersem annem ne yapar”, “babam yalnız kalır mı” gibi düşünceler, bir çocuğun zihninde taşımaması gereken yüklerdir.
Çocuk büyümelidir. Ayrışmalı, kendi kararlarını vermeli, kendi hayatını kurmalıdır. Anne babanın görevi onun yerine yaşamak değil, kendi ayakları üzerinde durabileceği güvenli bir zemin hazırlamaktır. Bunun içinse anne babanın da çocuğundan bağımsız bir hayatı olmalıdır: bir mesleği, dostlukları, ilgi alanları, hayalleri, yalnızca kendisine ait bir zamanı. Çocuğa ayrılan zaman ne kadar kıymetliyse, insanın kendisine ve eşine ayırdığı zaman da o kadar kıymetlidir.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, nasıl yaşadığımızı da öğrenir. Kendi hayatından vazgeçen bir anne ya da baba, hiç istemeden, sevmenin kendinden vazgeçmek olduğunu öğretebilir. Hayatını sürdüren, üreten, ilişkilerini koruyan ve kendine de değer veren bir ebeveyn ise bambaşka bir mesaj verir: sevmek, kendini kaybetmek değildir. Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri tam olarak budur.
Çünkü çocuklar bizim için yaşamaya gelmez; biz de onların hayatını yaşamak için gelmedik. Ebeveynlik, çocuğa sağlam bir kök vermek ve zamanı geldiğinde kanatlarını açmasına izin verebilmektir. Bir gün çocuğunuz kendi yoluna çıktığında eviniz sessizleşebilir, ama hayatınız sessizleşmek zorunda değildir. Onu büyütürken kendinizi de hayattan koparmadıysanız, o gün bir kayıp değil yalnızca bir geçiş yaşarsınız. Bir dönem kapanır, başka bir dönem başlar.
Bu yüzden çocuğunuza bütün dünyanızı vermeyin. Ona sevginizi, güveninizi ve köklerini verin; ama kendinizi vermeyin. Çünkü çocuğunuz bir gün kendi hayatını kuracak ve o hayattaki yeriniz değişecek. Kendi hayatınızda hâlâ kendinize bir yer ayırmışsanız, hiçbir şeyinizi kaybetmiş sayılmazsınız. İyi anne baba olmak, çocuğunuzun hayatını kendinize bağlamak değil, onu özgür bırakabilecek kadar sevmek ve o özgürleştiğinde kendi hayatınıza gönül rahatlığıyla devam edebilmektir.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO)
Ekleme
Tarihi: 15 Eylül 2026 -Salı
ÇOCUĞUNUZUN BÜTÜN DÜNYASI OLURSANIZ, BİR GÜN KENDİ DÜNYANIZIN KALMADIĞINI FARK EDERSİNİZ
ÇOCUĞUNUZUN BÜTÜN DÜNYASI OLURSANIZ, BİR GÜN KENDİ DÜNYANIZIN KALMADIĞINI FARK EDERSİNİZ
Çocuğunuz için her şeyinizi feda edersiniz. Zamanınızı, hayallerinizi, arkadaşlıklarınızı, hatta bazen kendinizi. Sonra çocuk büyür, bir gün kapıyı usulca çekip kendi hayatına gider. Ve siz onun arkasından bakarken, hiç beklemediğiniz bir soruyla yüz yüze kalırsınız: “Benim hayatım nerede?” Asıl mesele çocuğun büyüyüp gitmesi değildir. Mesele, onu büyütürken kendi hayatınızı fark etmeden küçültmüş olmanızdır.
Bazı anne babalar yıllarca “çocuğum için” diyerek yaşar. Kendi ihtiyaçlarını erteler, hayallerini bekletir, sosyal çevresinden yavaşça uzaklaşır. Bir süre sonra çocuğun başarısı kendi başarıları, çocuğun mutluluğu kendi mutlulukları hâline gelir. Toplum da bunu alkışlar; “kendini çocuklarına adamış” der. Oysa iyi ebeveynlik kendini yok etmek değildir. Fedakârlık ile kendinden büsbütün vazgeçmek arasında ince ama belirleyici bir fark vardır.
Çocuğunuzu çok sevebilir, onun için mücadele edebilir, gerektiğinde kendi konforunuzdan vazgeçebilirsiniz. Fakat bütün yaşamınızı onun etrafında kurduğunuzda hem kendi kimliğinizi daraltır hem de çocuğunuza farkında olmadan taşıması güç bir sorumluluk yüklersiniz. Çünkü çocuk sizin yalnızlığınızı gidermek, mutluluğunuzu sağlamak ya da hayatınıza anlam katmak zorunda değildir. “Ben gidersem annem ne yapar”, “babam yalnız kalır mı” gibi düşünceler, bir çocuğun zihninde taşımaması gereken yüklerdir.
Çocuk büyümelidir. Ayrışmalı, kendi kararlarını vermeli, kendi hayatını kurmalıdır. Anne babanın görevi onun yerine yaşamak değil, kendi ayakları üzerinde durabileceği güvenli bir zemin hazırlamaktır. Bunun içinse anne babanın da çocuğundan bağımsız bir hayatı olmalıdır: bir mesleği, dostlukları, ilgi alanları, hayalleri, yalnızca kendisine ait bir zamanı. Çocuğa ayrılan zaman ne kadar kıymetliyse, insanın kendisine ve eşine ayırdığı zaman da o kadar kıymetlidir.
Çünkü çocuklar yalnızca söylediklerimizi değil, nasıl yaşadığımızı da öğrenir. Kendi hayatından vazgeçen bir anne ya da baba, hiç istemeden, sevmenin kendinden vazgeçmek olduğunu öğretebilir. Hayatını sürdüren, üreten, ilişkilerini koruyan ve kendine de değer veren bir ebeveyn ise bambaşka bir mesaj verir: sevmek, kendini kaybetmek değildir. Belki de çocuklarımıza bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri tam olarak budur.
Çünkü çocuklar bizim için yaşamaya gelmez; biz de onların hayatını yaşamak için gelmedik. Ebeveynlik, çocuğa sağlam bir kök vermek ve zamanı geldiğinde kanatlarını açmasına izin verebilmektir. Bir gün çocuğunuz kendi yoluna çıktığında eviniz sessizleşebilir, ama hayatınız sessizleşmek zorunda değildir. Onu büyütürken kendinizi de hayattan koparmadıysanız, o gün bir kayıp değil yalnızca bir geçiş yaşarsınız. Bir dönem kapanır, başka bir dönem başlar.
Bu yüzden çocuğunuza bütün dünyanızı vermeyin. Ona sevginizi, güveninizi ve köklerini verin; ama kendinizi vermeyin. Çünkü çocuğunuz bir gün kendi hayatını kuracak ve o hayattaki yeriniz değişecek. Kendi hayatınızda hâlâ kendinize bir yer ayırmışsanız, hiçbir şeyinizi kaybetmiş sayılmazsınız. İyi anne baba olmak, çocuğunuzun hayatını kendinize bağlamak değil, onu özgür bırakabilecek kadar sevmek ve o özgürleştiğinde kendi hayatınıza gönül rahatlığıyla devam edebilmektir.
Dr. Gülçin ITIRLI ASLAN
Ege Üniversitesi Bilim Teknoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi (EBİLTEM-TTO)
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
