VEDA EDERKEN
VEDA EDERKEN
İnsan bir kitaba başlarken değil, bitirdiğinde hissettiği duyguyla anlar o kitabı gerçekten sevip sevmediğini. Eğer biten bir filmden sonra içinizde uzun süre kalan bir sızı, bir huzur veya hiç yaşamadığınız halde özlediğiniz bir his kalmışsa, işte o zaman gerçekten beğenmişsiniz demektir.
Bazen bu his sevinç değildir; hüzünle karışık bir teslimiyettir. Ve insanı içine çeken şey, kurgunun kendisi kadar, nasıl bittiğidir.
Bizim için de hikayemizin, filmimizin en kıymetli anı sondur. Çünkü son nefes, tüm hayatın bir göstergesidir. Bize böyle öğretilmiştir. O yüzden ellerimizi açıp "Ya Rabbi, son nefeste iman üzere ölmeyi nasip et" diye dua ederiz.
Kaide doğru görünse de, pratikte gözden kaçırdığımız bir şey vardır: İman dışı bir hayatın, iman üzere bir son vedayla bitmesi; ya da ömrünü İslam'ı merkezine koyarak yaşamış birinin küfür ile veda etmesi çoğunlukla olmaz. Yaşadığımız gibi veda ederiz.
Fakat gözden kaçırdığımız şu hakikattir: Son nefes, şu andır. Her an sondur aslında. Çünkü yarın, hatta bir saniye sonrası bile bilinmezdir. Ve her an yeni bir varoluş vardır.
Belki kitabın satırları değişmez, film yeniden aynı şekilde izlenir ama sen, bambaşka bir varoluşla yeniden başlarsın. Her an bir sondur, her an geçmişe bir vedadır. Hani Yunus Emre'nin dediği gibi: _"Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası"_
Geçen haftaki yazımda, insanın dostunu, yoldaşını anlattığım o yazının tam zıttı gibi duran ama aslında onu tamamlayan bir kapıyı açmak istiyorum bugün: Yalnızlığı.
Evet, insan yalnız doğar ve yalnız veda eder hayata.
Fiziğin kanunları bize doğayı, yerçekimini, zamanı anlatır. Ama ne bizden öncesini ne de bizden sonrasını yaşatabilir. Bizim için hayat, hatırladığımız ilk çocukluk anıyla, eğer nasibimizde varsa göreceğimiz ihtiyarlık arasındaki kısa bir aralıktır. Bu yüzden hayatı anlamak için sadece fiziği değil, varlığın var olma sebebini de bilmek gerekir.
Kur'an-ı Kerim'de bu sır, tek bir kelimeyle çözülür. Ölüm, bir yok oluş değil, tadılan bir şeydir.
"Her nefis ölümü tadacaktır." [Ankebut Suresi, 57]
Tadan ise, tadılan şeyden sonra da var olmaya devam eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu yüzden "Lezzetleri yıkan ölümü çokça hatırlayın" buyurur. Bu, hayatı zehir etmek için değil; dünyanın cazibesine, haramın elem dolu yollarına karşı kalbi korumak içindir. Ölümü unutmak değil, o vedanın güzel bir hikayeyle devam etmesini istemektir.
Her yol bir durağa, her durak da son durağa ulaşır. Bir yolcu için yol biter ama yol, yeni yolcular için devam eder.
Bu, yolun değersiz, yolcunun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine; bu yol, bu yolcu için özel olarak hazırlanmıştır. Ve bu yolculuk, kısa bir film gibi bitip sonsuz bir karanlığa veda etmek için değildir.
Bu yolculuk, insanın gönlündeki o derin yalnızlığı ve kimsesizliği, bütün halleriyle Rabbini bulması ve kalbini sadece O'nunla doldurması içindir.
O yüzden ne veda sondur, ne de son yok oluştur. En güzel veda, Rabbine kavuşmayı bekleyen bir kalbin vedasıdır.
Saygıyla...
Aydın Babacan
Ekleme
Tarihi: 17 Ekim 2026 -Cumartesi
VEDA EDERKEN
VEDA EDERKEN
İnsan bir kitaba başlarken değil, bitirdiğinde hissettiği duyguyla anlar o kitabı gerçekten sevip sevmediğini. Eğer biten bir filmden sonra içinizde uzun süre kalan bir sızı, bir huzur veya hiç yaşamadığınız halde özlediğiniz bir his kalmışsa, işte o zaman gerçekten beğenmişsiniz demektir.
Bazen bu his sevinç değildir; hüzünle karışık bir teslimiyettir. Ve insanı içine çeken şey, kurgunun kendisi kadar, nasıl bittiğidir.
Bizim için de hikayemizin, filmimizin en kıymetli anı sondur. Çünkü son nefes, tüm hayatın bir göstergesidir. Bize böyle öğretilmiştir. O yüzden ellerimizi açıp "Ya Rabbi, son nefeste iman üzere ölmeyi nasip et" diye dua ederiz.
Kaide doğru görünse de, pratikte gözden kaçırdığımız bir şey vardır: İman dışı bir hayatın, iman üzere bir son vedayla bitmesi; ya da ömrünü İslam'ı merkezine koyarak yaşamış birinin küfür ile veda etmesi çoğunlukla olmaz. Yaşadığımız gibi veda ederiz.
Fakat gözden kaçırdığımız şu hakikattir: Son nefes, şu andır. Her an sondur aslında. Çünkü yarın, hatta bir saniye sonrası bile bilinmezdir. Ve her an yeni bir varoluş vardır.
Belki kitabın satırları değişmez, film yeniden aynı şekilde izlenir ama sen, bambaşka bir varoluşla yeniden başlarsın. Her an bir sondur, her an geçmişe bir vedadır. Hani Yunus Emre'nin dediği gibi: _"Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası"_
Geçen haftaki yazımda, insanın dostunu, yoldaşını anlattığım o yazının tam zıttı gibi duran ama aslında onu tamamlayan bir kapıyı açmak istiyorum bugün: Yalnızlığı.
Evet, insan yalnız doğar ve yalnız veda eder hayata.
Fiziğin kanunları bize doğayı, yerçekimini, zamanı anlatır. Ama ne bizden öncesini ne de bizden sonrasını yaşatabilir. Bizim için hayat, hatırladığımız ilk çocukluk anıyla, eğer nasibimizde varsa göreceğimiz ihtiyarlık arasındaki kısa bir aralıktır. Bu yüzden hayatı anlamak için sadece fiziği değil, varlığın var olma sebebini de bilmek gerekir.
Kur'an-ı Kerim'de bu sır, tek bir kelimeyle çözülür. Ölüm, bir yok oluş değil, tadılan bir şeydir.
"Her nefis ölümü tadacaktır." [Ankebut Suresi, 57]
Tadan ise, tadılan şeyden sonra da var olmaya devam eder.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bu yüzden "Lezzetleri yıkan ölümü çokça hatırlayın" buyurur. Bu, hayatı zehir etmek için değil; dünyanın cazibesine, haramın elem dolu yollarına karşı kalbi korumak içindir. Ölümü unutmak değil, o vedanın güzel bir hikayeyle devam etmesini istemektir.
Her yol bir durağa, her durak da son durağa ulaşır. Bir yolcu için yol biter ama yol, yeni yolcular için devam eder.
Bu, yolun değersiz, yolcunun önemsiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine; bu yol, bu yolcu için özel olarak hazırlanmıştır. Ve bu yolculuk, kısa bir film gibi bitip sonsuz bir karanlığa veda etmek için değildir.
Bu yolculuk, insanın gönlündeki o derin yalnızlığı ve kimsesizliği, bütün halleriyle Rabbini bulması ve kalbini sadece O'nunla doldurması içindir.
O yüzden ne veda sondur, ne de son yok oluştur. En güzel veda, Rabbine kavuşmayı bekleyen bir kalbin vedasıdır.
Saygıyla...
Aydın Babacan
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(0)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
